80
YAZARIN PUANI

Berlin Film Festivali’nin Panorama seçkisinde gösterilen ve Panorama Documentary Competition’da İkincilik Ödülü kazanan The Other Side of the Sun, kişisel bir tanıklıktan yola çıkarak kolektif bir travmayı görünür kılan sarsıcı bir belgesel. Suriyeli yönetmen Tawfik Sabouni, yıllar önce tutulduğu Saidnaya Hapishanesi’ne, Beşar Esad rejiminin Aralık 2024’teki çöküşünün hemen ardından geri dönüyor.

80
YAZARIN PUANI

Sabouni’nin amacı geçmişte yaşananları yeniden açmak değil; sistematik şiddetin silmeye çalıştığı şeyleri yeniden görünür kılmak. Yönetmen, Saidnaya’dan sağ kurtulmuş dört eski mahkûmu da bu yolculuğa davet ediyor. Yönetmenle birlikte beş kişi, yıllarca işkence gördükleri ve insanlık dışı koşullarda tutuldukları mekâna geri dönerek geçmişle yüzleşiyor.

Hapishanenin içinde çekilen filmde bu beş kişi, yıllar önce yaşadıkları gündelik ritüelleri ve hayatta kalma anlarını yeniden canlandırıyor. Bu yeniden canlandırmalar, kelimelerin anlatmakta yetersiz kaldığı deneyimleri görünür kılan güçlü bir anlatı aracına dönüşüyor. Film yalnızca bu beş kişinin tanıklığını değil, aynı zamanda Saidnaya’da hayatını kaybeden ve aileleri hâlâ cevap arayan binlerce insanın sessizliğini de duyulur kılmaya çalışıyor.

The Other Side of the Sun Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Tawfik Sabouni Abdelkafi Alhaj Mahmoud Alqadah Mohammad Hamki

Mekânın Hafızası

Film, bir maketin yapımını izlediğimiz sahneyle açılıyor. İlk bakışta sıradan bir mimari model gibi görünen bu yapı, birkaç dakika sonra bambaşka bir anlam kazanıyor. Zira izlediğimiz maket, aslında Saidnaya Hapishanesi’ni temsil ediyor.

Bu açılış sahnesi, mekânın hafıza ile kurduğu ilişkiye dikkat çeken güçlü bir başlangıç niteliğinde. Nitekim, Berlinale’den birkaç gün önce yazdığım bir başka belgesel olan Yo (Love is a Rebellious Bird) filminde de benzer bir yaklaşım dikkat çekiyordu. O filmde de maket, anlatının neredeyse temel yapıtaşlarından birine dönüşüyor ve mekânın hafıza üzerindeki belirleyici rolünü görünür kılıyordu. The Other Side of the Sun ile bu fikrin belgesel sinemada ne kadar güçlü bir anlatı aracına dönüşebildiğini bir kez daha görmüş oldum.

Sabouni ve diğer eski mahkûmlar için bu mekâna dönüş yalnızca fiziksel bir ziyaret değil, aynı zamanda hafızanın en karanlık noktalarına doğru yapılan bir yolculuk. Arabadan inerken gözyaşlarını tutamayan bu insanların yüzlerinde hem korku hem de ağır bir yüzleşmenin izleri var. Daha filmin ilk dakikalarından itibaren izleyiciyi kolay olmayan bir seyir deneyiminin beklediği hissediliyor. Sabouni’nin kamerası mekânı yalnızca bir arka plan olarak değil, başlı başına bir tanık olarak kullanıyor.

The Other Side of the Sun Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Tawfik Sabouni Abdelkafi Alhaj Mahmoud Alqadah Mohammad Hamki

Tanıklıklar ve Hatırlamanın Ağırlığı

Belgesel ilerledikçe kamera eski mahkûmlarla birlikte bir zamanlar tutuldukları izole hücrelere doğru ilerliyor. Neredeyse hiç ışık almayan bu dar alanlar, yıllarca süren tecrit ve şiddetin mekânsal izlerini hâlâ taşıyor. “Bu hücrelerde kalmayı hak edecek ne yaptık?” diye soruyor içlerinden biri.

Anlatı ilerledikçe geçmiş sanki yeniden yaşanıyormuş gibi canlanıyor. Bir mahkûm gördüğü işkenceleri anlatırken heyecanlanıyor; sanki olaylar birkaç gün önce gerçekleşmiş gibi. Bir noktada hücreye sızan küçük bir ışık huzmesini fark ediyorlar. O anda herkes telefonlarının ışığını kapatıyor. Kamera karanlığın içinden gelen o ince ışığı yakalıyor. Yıllarca karanlıkta yaşamış insanlar için bu küçük ışık huzmesi, hayatta kalmanın sembolüne dönüşüyor.

Hapishanenin başka bir bölümünde masanın üzerinde bazı belgeler buluyorlar. Bunların ölüm cezasına çarptırılan mahkûmlara ait dosyalar olduğunu fark ettiklerinde sessizlik daha da ağırlaşıyor. İsimleri tek tek okumaya başlıyorlar. Bu sahneler boyunca Sabouni’nin kendi sesi de filme eşlik ediyor. Gözleri bağlı şekilde götürüldüğü mahkemeyi anlatıyor. Mahkeme yalnızca on saniye sürüyor. Kendisine sorulan tek soru adı oluyor. Ne konuşmasına ne de kendini savunmasına izin veriliyor. Hatta hangi suçla yargılandığını duymasına bile müsaade edilmiyor. Bir noktada göz bağını çıkardığında aylar sonra ilk kez kendi yüzünü aynada gördüğünü anlatıyor.

The Other Side of the Sun Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Tawfik Sabouni Abdelkafi Alhaj Mahmoud Alqadah Mohammad Hamki

İnsan Kalmanın Kırılganlığı

Belgeselde anlatılan hikâyeler; hapishane hayatının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin bir psikolojik yıkım yarattığını gösteriyor. Mahkûmlar, gardiyanları görmeye bile cesaret edemediklerini anlatıyor. Örneğin birinin, bir gardiyan tarafından gözlerinin elleriyle oyulduğunu duyduklarında yaşadıkları korku hâlâ hafızalarında canlı.

Gündelik hayatın en basit ihtiyaçları bile burada birer lükse dönüşmüş. Yıkanmaya götürüldüklerinde kimse sabun kullanmaya cesaret edemediğini söylüyor; fakat sabun bulabilenlerin nasıl büyük bir mutluluk yaşadığını anlatıyorlar. Bir gün duşa gönderildiklerini ve kendilerine sabun verildiğini hatırlayan bir mahkûm, o 15–20 dakikalık anı anlatırken ağlamaya başlıyor:

Uzun zaman sonra bize ilk kez insan gibi davranıldığını hissettik.

Filmin en sarsıcı hikâyelerinden biri ise bir anne ile oğlunun karşılaşması. Yıllar sonra görüşmelerine izin verildiğinde anne, karşısındaki kişiyi tanıyamıyor. Çocuk, annesine kim olduğunu anlatmaya başlıyor; kardeşlerinin isimlerini sayıyor. Anne, karşısındaki kişinin gerçekten oğlu olduğunu anladığında bayılıyor.

Belgeselin sonlarına doğru eski mahkûmlar hapishanenin dışında geçmişlerinden söz ediyorlar. Eski aşklar, yarım kalmış hayatlar ve gerçekleşmemiş ihtimaller… İçlerinden biri, hapisten çıktıktan sonra artık istenmediğini söylüyor. Bir diğeri, sevdiği kadını bulmaya gittiğinde yaşadığı bölgenin bombalandığını anlatıyor.

Filmin sonunda dile getirilen bir cümle, belgeselin ruhunu özetler gibi:

Hapishanede herkes gözyaşlarını birbirinden saklardı. Ama herkesin gizlice ağladığını bilirdik.

Ancak film burada bitmiyor. Kapanışta ekrana gelen kısa bir yazı, anlatılan hikâyelerin kişisel olduğu kadar kolektif bir trajedinin parçası olduğunu hatırlatıyor. Sabouni, kuzenleri Bassel ve Zaher Tabbakh’ın anısına ve Esad rejiminin hapishanelerinde kaybolan 177 binden fazla insanın hatırasına filmi adıyor.

Sabouni’nin kamerası yalnızca bir hapishanenin kapılarının açılmasını değil, aynı zamanda yıllarca bastırılmış bir hafızanın yeniden görünür hâle gelişini kaydediyor. Böylesine ağır bir geçmişi belgeleyen bir filmin Berlin Film Festivali gibi uluslararası ölçekte önemli bir festivalde gösterilmesi ise ayrı bir anlam taşıyor. Bu tür filmler yalnızca sinema üretimleri değil, aynı zamanda hafızayı diri tutan tanıklıklar. Acı çeken insanların ve yaşananların unutulmaması adına bu hikâyelerin anlatılmaya devam etmesi büyük bir önem taşıyor.


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Trial of Hein: Gerçeklerle Yüzleşmek

London: Şeritleri Takip Ederken

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    Reminders of Him: Suçluluk, Annelik ve Bağışlanma

    önceki yazı

    Numb: Sessizliğin Ontolojisi ve Travmanın Tezahürü

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir

    daha fazla BERLİNALE 2026