60
YAZARIN PUANI

Taş, kum, toprak, zincir, dinozor, kolye… Birçok metaforun etrafında toplanan ve üç bölüme ayrılmış bir hikâye izliyoruz Cinlerin Düğünü’nde. 2021 yılında Okul Tıraşı ile birçok insan tarafından tanınır hale gelen yönetmen Ferit Karahan’ın Cinlerin Düğünü filmini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerinde izledim. Filmin böyle önemli bir festivalde gösterim yapıyor olması dışında, – yeni gelen kuralla direkt Oscar ödüllerine gidecek filmler arasına girme şansı kazanabileceği – “Platform” seçkisinde yarışıyor olması ayrıca değerliydi. Festivalin sonunda bu ödüle ulaşamamış olsa da, filmin bu seçkide bir yerli yapım olarak boy göstermesi bile sevindirici. Açıkçası, filmin buraya seçilmesindeki ana sebeplerden birinin sahip olduğu cast olduğunu düşünüyorum. Demet Özdemir, Kaan Yıldırım, İlhan Şen, Sarp Bozkurt, Helin Kandemir, Tuba Ünsal gibi günümüzde popüler olan isimleri ekibe alması, Karahan’ın filmini bence daha da görünür kılmış.

60
YAZARIN PUANI

Filmden kısaca bahsedecek olursam, yalnızca dört kardeşin aile dramını değil, nesiller boyu aktarılan korkuların, inançların ve toplumsal yüklerin hikâyesini izliyoruz. Soru-cevap kısmında kendi çocukluğunun geçtiği Kürt köyünden ve babasının anlattığı hikâyelerden esinlenerek böyle bir senaryo yazmaya başladığını anlatan Karahan, bir karakterin rüyada kendini görmesi fikrinden etkilendiğini söylüyor. Ailedeki çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik zamanlarına odaklanarak Melekler, Cinler ve Zincirler olarak üç ayrı kısma ayrılan filmi ben de bu başlıklar üzerinden inceleyeceğim.

Cinlerin-Dugunu-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Ferit-Karahan-Demet-Ozdemir-Ilhan-Sen-Kaan-Yildirim-Sarp-Bozkurt

Melekler: Çocukluğun ve Kaderin İşaretleri

Filmde seyirciyi ilk dakikadan itibaren içine alan ve kendini gerçekten izlettirmeyi başaran en iyi kısım “Melekler”di. Anne karakterinin yaşadıkları ve aslında çocuklarının da yaşayacaklarının habercisi niteliğinde olan sahneler, hikâyenin yavaş yavaş içine girmemizi sağlıyor. Yönetmen; bu kısımda çocukluk, ev, aile geçmişi ve lanet gibi konuların temeline iniyor. Bana kalırsa filmin en güçlü yönü, hikâyenin özünü anlatırken Karahan‘ın gösterdiği ustalık olmuş. Kendi çocukluğu ve dinlediği hikâyelerden esinlendiğini hatırlarsak, yönetmen iyi bildiği şeyleri sinemaya aktarma konusunda pek zorlanmamış diyebiliriz.

Makbule karakterine hayat veren Deniz Barut ve dört çocuk oyuncunun performansları bende büyük bir hayranlık uyandırdı. Ancak Tuba Ünsal’ın hayat verdiği Ayşe Hala karakteri için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Her şeyiyle aşırı yapay hissettirdiğini düşündüğüm bu karakterde “olmamışlık” duygusunu rahatlıkla seziyorsunuz. En son bu duyguyu Demirkubuz’un Hayat filminde Melis Birkan’ı izlerken yaşamıştım. Oyunculukların haricinde filmin giriş bölümü olarak önemli bir yeri olan “Melekler”, karakterlerin henüz kaderleriyle yüzleşmediği fakat o kaderin işaretlerinin çoktan belirmeye başladığı bir çocukluk evresi sunuyor.

Cinlerin-Dugunu-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Ferit-Karahan-Demet-Ozdemir-Ilhan-Sen-Kaan-Yildirim-Sarp-Bozkurt

Cinler: Düğün, Ataerkillik ve Toplumsal Baskı

“Cinler”, filmin çoğu temasını bir araya getiren ve önemli performansların yer aldığı bir bölüm. Aynı zamanda, birçok yüzleşmenin yaşandığı upuzun bir düğün sekansına da sahip. Hikâyenin merkezi olan bu kısımda liyakat, kadınların toplumdaki konumu, günah ve tövbe ikilemi gibi birçok temel konuya değiniliyor. Karahan‘ın yer vermek istediği birçok derdi olduğunu görüyoruz ama sanki bu kadar çok konunun bir arada anlatılması, her birinin değerini ayrı ayrı azaltıyor gibi hissediyorum. Ve ister istemez şunu diyorum; yönetmen birçok şey anlatmaya çalışırken bu dertler arasında kaybolmuş ve asıl anlatmak istediği meseleyi kaçırmış. Üzerine düşündüğümüzde gerçekten anlamlı gelen bir sürü metaforun bir araya geldiğinde sadece kalabalık oluşturması ve bir bütün kurmakta zorlanması, beni bir hayli ikilemde bıraktı.

Cinler görünmezdir; aslında tıpkı filmdeki karakterlerin hayatını yöneten toplumsal baskılar gibi. Her kardeşte bu toplumsal baskıların yansıması olan ayrı bir mücadele görüyoruz. Özgürlüğü arayan ama geçmişinden kopamayan Deniz, toplumsal beklentilerin yükünü taşıyan ailedeki tek kadın Ceren, aile mirasının ve sorumluluklarının taşıyıcısı Halit, ailenin vicdanı ve görünmez yükü olan engelli kardeş Yasin. Her birinin kendine ait yolculukları var ancak aralarından İlhan Şen’in hayat verdiği Deniz’in hikâyesi çok daha iyi anlatılmış diye düşünüyorum. Gerek oyunculuk gerekse senaryo yazımı açısından, filmdeki şu repliği de bunu kanıtlar nitelikte zaten: “Tekrar işlemek istediğim günahların tövbesi olur mu hocam?” Bu dört kardeşin yanında Evliya Aykan’ın hayat verdiği, ezilmiş ve hep boyun eğmek zorunda kalmış olan Damat Orhan karakteri ve Erol Baboğlu’nun imam karakteri (ki bence filmdeki birçok başrolden daha iyi oynamış) dikkatimi çeken iki performanstı.

Hikâyeye dönecek olursak, bu bölümde büyük bir yer kaplayan düğün sahnesi bence çok iyi analizler, gözlemler ve aynı zamanda isabetli bir eleştiri barındırıyor. Başkanın düğüne gelmesiyle etrafında dönen liyakat meselesi ve torpil muhabbetini oldukça beğendim, çünkü çok tanıdık bir mesele ve her gün toplu organizasyonlarda bunlara uzaktan şahit oluyoruz. Filmde olduğu gibi herkes; çocuğunu, kuzenini, kayınçosunu bir şekilde kolay yoldan işe sokma derdinde. Düğündeki diyaloglar bu yüzden son derece doğal ve tanıdık. Düğün sonrası izlediğimiz bekaret meselesi ise bana artık eskide kalmış gibi geldi, senaryoda biraz abartıya kaçılarak resmedildiğini düşündüm.

Cinlerin-Dugunu-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Ferit-Karahan-Demet-Ozdemir-Ilhan-Sen-Kaan-Yildirim-Sarp-Bozkurt

Zincirler: Kuşaktan Kuşağa Aktarılan Lanet

Filmin en zirve kısmı olacakken büyük bir potansiyeli kaçırıp en zayıf halkasına dönüşen final bölümüne gelelim: “Zincirler”. En başta dediğim gibi büyük bir merak duygusuyla başlayan Cinlerin Düğünü, ilk bir saatinden sonra düğün sahnesinin bitmesiyle temposunu gittikçe düşürerek bir noktadan sonra sıkıcı hale geliyor. Beni en çok üzen kısım ise, gerçekten büyük bir merakla izlediğim ilk yarının ardından son yarım saatinde hikâyenin bu kadar dışında kalmam oldu.

Aslında her bir bölümü ayrı bir karakter olarak düşünürsek, “Melekler” Ceren’i (kadınlık ve masumiyet), “Cinler” Deniz’i (kaçmaya çalışan ama geçmişinden kurtulamayan karakter) ve son olarak da “Zincirler” Halit’i temsil ediyor. Bu bölümde Halit’in aslında köyde kalan ve yükü omuzlayan kardeş olduğunu daha net görüyoruz. Bir yandan engelli ağabeyi Yasin’e bakmak zorunda; belki birçok hayali varken ve başkaları giderken o kalıyor. Kaan Yıldırım, böyle zor ve anlamlı bir karakterinden üstesinden hakkıyla gelmiş. Dört kardeş arasında da performansını en sevdiğim oyuncu oldu kendisi. Performanslardan bahsetmişken, filmin sevmediğim bir diğer yanı ise Baki Davrak’ın canlandırdığı Ahmet ve Hakan Salınmış’ın Nusret karakterlerinin onca yıl geçmesine rağmen, diğerleri yaşlanırken fiziksel açıdan neredeyse tamamen aynı kalması oldu. Zaman geçişini hissetmemize engel olan bunun gibi sorunlar, maalesef filmin inandırıcılığını zedeliyor.

Erol Babaoğlu‘nun hayat verdiği imam karakterinin filmin başlarında yaşadığı kavun olayının üzerinden yıllar geçmişken, finalde arabasında tekrar kavun görmemiz sevdiğim detaylardan oldu. İmam karakteri, aynı zamanda yönetmenin çeşitli ögelerle kurduğu metafor zincirinin bir parçası. Çünkü yıllar geçiyor, çocuklar büyüyor, köy değişiyor ama onun düşünce yapısı asla değişmiyor. Bu yüzden karakterden çok bir fikir ve temsil gibi duruyor. Köydeki insanların düşünce yapısının vücut bulmuş hali, geçmişin bugüne sızmış ruhu gibi aktarılıyor.

Cinlerin Düğünü; içinde birçok iyi diyalog, karakter, görüntü, oyunculuk barındırmasına rağmen potansiyelinin altında kalıyor. 2021 yılının belki de en iyi yerli yapımı olan Okul Tıraşı gibi bir filmden sonra Ferit Karahan’dan beklentim çok daha yüksekti, bu yüzden biraz hayal kırıklığına uğradım. Ama bu, yönetmenin yeni filmlerini merak etmeyeceğim ve takip etmeyeceğim anlamına gelmiyor.


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Possible Love: Sınıfsal Bakışın Sömürdüğü Anlam

Iron Boy: Eğri Dünyada Dik Durabilmek

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    Heart of the Beast: Sadakat ve Kurtuluş

    önceki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir