
Marvel's Wolverine (PS5)
Wolverine hayranıysanız ve karakterin vahşetini doyasıya deneyimlemek istiyorsanız Marvel's Wolverine sizi bir noktaya kadar tatmin edecektir. Ancak süper kahraman türünde sınırları zorlayan bir iş bekliyorsanız, bu seferlik beklemeye devam etmeniz gerekebilir.
Süper kahraman oyunları, uzun yıllar boyunca “filmlerin ardından gelen hızlı üretim” mantığının kurbanı oldu. Bu döngüyü ilk başta Rocksteady‘nin Batman: Arkham oyunları kırdı. Sonrasında da Insomniac Games, 2018’de Marvel’s Spider-Man ile türü oyuncuların istediği bir noktaya getirdi. Insomniac Games, o oyunla sadece iyi bir Örümcek Adam oyunu yapmadı. Bir süper kahramanı kontrol etmenin nasıl hissettirmesi gerektiğine dair de bir standart koydu. Marvel’s Spider-Man: Miles Morales ve Marvel’s Spider-Man 2 ile devam eden bu çizginin ardından stüdyonun rotası, Marvel evreninin en huysuz, kanlı ve uyarlaması zor karakterine döndü. Marvel’s Wolverine, duyurusu hem heyecan verici hem de bir o kadar riskliydi.
Wolverine, oyun tarafında uzun süredir hak ettiği ilgiyi görmüyordu. Karakterin son iyi yapımı 2009 yılında çıkan X-Men Origins: Wolverine oyunuydu. Aradan geçen on yedi yıl boyunca Logan’ı yalnızca başka oyunların kadrosunda, yan karakter olarak görebildik. Dolayısıyla, Insomniac‘ın Marvel’s Wolverine duyurusu yaptığı sunumda oyunu görünce oldukça heyecanlandım. Ancak araya giren o meşhur sızıntı krizi ve stüdyonun geleceğine dair tartışmalar, bekleyişi gergin bir hale getirdi. Şu an ise, PlayStation‘ın bizlere sağladığı inceleme kodu sayesinde oyunu 19 saatin ardından bitirmiş bulunuyorum. Peki ortaya çıkan iş bunca beklentinin karşılığını verebiliyor mu? Kısmen evet. Marvel’s Wolverine, Logan için yapılmış en iyi oyun değil, ama kesinlikle en eğlenceli olanı. Gelin bu oyunu tüm detayları ile inceleyelim.
Yazıda Marvel’s Wolverine oyununun yalnızca açılış bölümü hakkında spoiler olacaktır.

Tanıdık Bir Başlangıç
Oyun, Logan’ı Kanada’nın karlı ormanlarında medeniyetten kopmuş, neredeyse vahşi bir hayvana dönüşmüş halde tanıtıyor. Onu bu halden çıkaran isim ise Nathaniel Essex. Logan, Essex’in çağrısı ile Sabretooth ve Mystique’ten oluşan Team X’e katılıyor. Ardından, dünyanın en zengin adamı Trask’ın mutantları yeryüzünden silme planına karşı bir mücadelenin içerisine sürükleniyoruz. Buradan itibaren Kanada’nın ormanlarından Tokyo’nun sokaklarına, oradan da Madripoor’a uzanan oldukça hareketli bir yolculuk başlıyor.
Öncelikle, Insomniac Games‘in klasik bir origin hikâyesi yazmamış olma tercihini beğendim. Logan’ı zaten yılların yorduğu, savaşmayı fazlasıyla bilen bir karakter olarak devralıyoruz. Ancak hikâyenin geri kalanı ne yazık ki ortalamanın üstüne çıkamıyor. Marvel evrenine hakim bir okuyucu, Essex’in kim olduğunu ve olayların nereye varacağını daha ilk saatlerde kestirebiliyor. Bu, elbette tek başına bir kusur değil. Marvel’s Spider-Man‘de de Otto Octavius’un akıbetini hepimiz biliyorduk. Sorun, oyunun bu bilinen yolu yürürken hiçbir risk almaması. Hikâye açısından asıl sıkıntıyı Logan’ın geçmişinin anlatılış biçiminde yaşadım. Karakterin hafıza sorunları ve bastırılmış öfkesi, hikâyenin merkezinde duruyor. Fakat bu geçmiş oldukça karmaşık, parça parça ve dağınık bir şekilde anlatılıyor. Bu nedenle, Logan’ın neden savaştığına dair net bir duygusal zemin kurulamıyor.
Kötü adamlar tarafında ise durum daha kötü. Trask’ın tehdidi kağıt üzerinde devasa olsa da, senaryonun ağırlığını taşıyacak o havalı villain ağırlığı yok. Öte yandan Mystique, başlangıçta önemli bir karakter olarak yanımızda yer ediniyor fakat sonrasında hikâyenin büyük bir bölümünde ortadan kayboluyor. Bu kadar lineer ilerleyen bir hikâye ve oyun kurgusunda, böylesine önemli karakterlerin yazımına biraz daha özen gösterilebilirdi. Ancak yine de senaryo, Logan tek başına kalıp kendi geçmişiyle yüzleşmeye başladığında asıl ritmini buluyor. Bu durum, hikâye anlatımında biraz dengesizlik olduğunu gösteriyor.

Logan ve Jean Dinamiği
Oyunun beni en çok tatmin eden tarafı, Logan ile Jean arasındaki ilişki oldu. Bu ikilinin birbirine duyduğu güven, aynı amaç etrafında birleşip birbirlerini desteklemeleri ve önlerine çıkan engelleri birlikte aşmaları gerçekten güzel işlenmiş. Aralarındaki romantizm de klişe hissettirmiyor.
Sakin sahnelerde aralarında kurulan bu bağ, senaryonun geri kalanındaki sıkıntılı kısımları bir nebze olsun telafi etmeye çalışıyor. Bu dinamiğin nasıl devam edeceğini merak ediyorum ve devam oyunlarında daha da derinleşmesini umuyorum.
Hikâye biraz zayıf kalsa da, karakterler ve performanslar konusunda tablo biraz değişiyor. Liam McIntyre‘ın Logan yorumu, oyunun tartışmasız en güçlü unsuru. Karakterin öfkesini, yorgunluğunu ve o bastırılmış hüznünü aynı anda taşıyabilen bir performans ortaya koymuş. Rolü sadece iyi oynamakla kalmamış, karakteri de gerçekten anlamış. Şahsen kendisini gelecekte bir film uyarlamasında da görmeyi isterim.
Bunun haricinde Troy Baker‘ın Essex’i, kibirli ve rahatsız edici tonuyla oyunun en keyifli karakterlerinden biri. Krizia Bajos ise Jean Grey’e alıştığımızdan farklı ama son derece oturmuş bir kimlik kazandırmış.

Bol Vahşet
Gelelim bir Wolverine oyununda en başarılı olması gereken konuya: dövüş sistemi. Insomniac, Spider-Man ile geliştirdiği formülü buraya taşımış. Basit bir kontrol şeması, üzerine zamanla eklenen yetenekler ve sürekli akan bir tempo. Normal saldırıları parry‘liyor, kırmızılardan kaçıyor, sarılarda ise zamanlamayı tutturamazsanız ciddi şekilde cezalandırılıyorsunuz. Oyunun en iyi yaptığı şey, pençelerin ağırlığını hissettirmesi. Her vuruşun düşman üzerine bıraktığı etki, animasyonların akıcılığı ve bitirici hareketler vahşeti çok iyi aktarıyor.
Logan’ın kalabalığın ortasına atlaması, bir düşmanı yerde deliler gibi dövmesi veya bir odayı saniyeler içinde kan gölüne çevirmesi tatmin edici. Buna bir de öfke sistemi ekleniyor. Bu sistemi God of War‘daki Spartan Rage’e benzetebiliriz. Yeterince düşman öldürdüğünüzde ya da öfkenizi artıracak çeşitli şeyler yaptıkça, ekranın renkleri solup kan kırmızısı öne çıkıyor ve Logan resmen canavara dönüşüyor. Özellikle düşman yoğunluğunun arttığı anlarda bu sistem, karakterin vahşetini oldukça iyi aktarıyor.
Fakat combat her ne kadar tatmin edici olsa da, oyunun en büyük problemi burada devreye giriyor. Logan’ın temel hareket şeması ilk birkaç saat içinde tamamen öğreniliyor ve sonrasında karşınıza çıkan yeni geliştirmeler bu yetenek şemasını anlamlı bir şekilde genişletmiyor. Açtığınız beceriler, mevcut hareketlerin biraz daha gösterişli versiyonları olmaktan öteye çoğunlukla gidemiyor. Tabii ki işe yarayan geliştirmeler de oluyor ancak oynanışınızı ciddi anlamda etkileyecek geliştirme sayısı çok az. Bu nedenle dövüş sistemi bir süre sonra tekrara biniyor.
Bitiriş animasyonları ise çok güzel tasarlanmış ama sayıları maalesef yetersiz. Birkaç saatin sonunda görmediğiniz animasyon kalmıyor ve bu durum dövüşün tekrara düştüğü hissini güçlendiriyor. Aynı savaş içerisinde bile tekrara düşebilen animasyonların aynılığı, özellikle düşmanlar çok kalabalıksa daha çok göze batıyor.
Bu tekrarı besleyen bir diğer unsur da düşman çeşitliliği. Oyun boyunca karşınıza çıkan grupların görsel tasarımı ve davranış biçimleri birbirlerine fazlasıyla benziyor. Bölümler arasındaki düşman gruplarında farklılıklar olsa da, bölüm içerisinde aynı tip düşmanları fazlasıyla görüyoruz. Bir süre sonra hangi odaya girerseniz girin aynı üç-dört tipi temizlediğinizi fark ediyorsunuz. Üstüne bazı düşmanların oyunun ilerleyen saatlerinde gereğinden fazla dayanıklı hale gelmesi de ekleniyor ve bu durum güçlenme hissiyatını oldukça baltalıyor. Yanlış anlaşılmasın, oynanış bir Wolverine oyunu için gayet yeterli. Sorun, deneyimi ileriye taşıyacak, karakterin daha ne potansiyeli olduğunu gösterecek fikirlerin eksikliği. Oyunu oynarken sürekli bir şeyler eksik gibi geliyor. Insomniac, Spider-Man ile ulaştığı noktayı burada koruyor ama üzerine bir şey koyamıyor; adeta yeniliklere kapalı bir şekilde ilerliyor.

Hızlı Öğrenilen Boss Savaşları
Boss savaşları için de benzer bir tablo var. Sunum açısından hepsi oldukça iyi. Zaten oyun genel olarak sinematik sahnelerde oldukça başarılı. Arenaların kurgusu, ara sahnelerle harmanlanan oynanış geçişleri ve karşınızdaki devasa tehdidin ekrana yansıma biçimi oldukça iyi. Omega Red gibi karakterler ile ilk kez karşılaştığınız an gerçekten heyecan verici oluyor.
Ama bu heyecan, boss‘un pattern‘ini çözdüğünüz ana kadar sürüyor. Düşmanın hareket döngüsünü öğrendikten sonra yapmanız gereken tek şey, aynı iki-üç hareketi tekrar etmek oluyor. Buna bir de gereksiz uzun can barları eklenince, dövüş bir noktadan sonra sabır testine dönüşüyor ve sıkıcılaşıyor.
Bu ölçekte bir bütçeye ve bu kadar güçlü bir karaktere sahip bir oyundan, savaşları ciddi anlamda değiştiren, çevresel etmenleri de işin içerisine katan çok daha yaratıcı karşılaşmalar beklerdim.

Kostümler ve Kabus Kapıları
Oyunun yan içerik tarafı ise beklediğimden daha derli toplu. Spider-Man oyunlarındaki veya herhangi bir açık dünya yapımındaki o devasa toplanabilir eşya yığınları bu oyunda yok. Bölümlere serpiştirilmiş viski şişeleri ve malzeme sandıkları dışında peşinden koşacağımız pek bir şey bulunmuyor. Açıkçası, lineer bir oyundan beklediğim sadelik tam olarak bu.
Kabus Kapıları ise yan içeriğin asıl temelini oluşturuyor. Ana hikâye rotası üzerine yerleştirilmiş bu kapılar, sizi zorlu mücadelelere sokuyor. Kimi zaman düşman dalgalarını temizliyor kimi zaman da bir parkuru en kısa sürede tamamlamaya çalışıyorsunuz. Sonunda aldığınız derece ve kazandığınız puanlar ile karakterinizi geliştiriyorsunuz. Kısa ve öz olmaları, sizi hikâyeden koparmamak adına akıllıca bir tercih olmuş.
Kostümler konusunda Insomniac yine çok başarılı bir iş yapmış. Tasarımlar gerçekten güzel ve çeşitlilik bol. Marvel’s Wolverine boyunca sürekli kostüm değiştirme isteği duydum. Değiştirebildiğiniz pençe çeşitleri de mevcut. Fakat bunlar tamamen görsel bir çeşitlilik olarak varlar. Farklı pençelerin dövüş sırasında farklı özellikler sunmasını, pençeleri kullanarak build‘ler yapmayı isterdim. Örneğin birinin hıza, diğerinin hasara etki etmesi oynanışa ciddi bir katman eklerdi. Bu potansiyeli kaçırmış olmaları üzücü.
Dövüş dışındaki mekaniklerde ise oyun elinizden fazlasıyla tutuyor. Bu durum, oyunda uzun bir süre vakit geçirmiş olsanız da devam ediyor. Evet, Marvel’s Wolverine çizgisel ilerleyen bir oyun ancak çizgisel yapıda olup oyuncunun elinden tutmayan oldukça iyi oyunlar da biliyoruz. Başlarda tabii ki oyuncuya kontrolleri öğretip yol göstermek gerekir. Buna karşın, oyunun son bölümde bile bana ekranda bir şeyler öğretmeye çalışması biraz garip.
Nitekim, oyundaki dövüş kısımları haricinde yapılan şeylerde (tırmanma, araç sürme veya QTE gibi) hata yapma şansınız neredeyse yok. Yanlış bir tuşa bassanız bile QTE‘lerde hata yapamıyorsunuz. Tırmanma kısımlarında sizi acele ettirecek veya strese sokacak bir şey yokken, motor sürüşünde ise duvarlara sürte sürte gitseniz bile bir şekilde hedefinize varabiliyorsunuz. Bu bahsettiğim durumlar, oyunun sadece en kolay zorluğunda olmuyor; her türlü varlar. Bu tercih, oyuncunun kontrol hissini oldukça zayıflatıyor. Ayrıca, oyunun koku ve ses takibi mekaniği internette fazlasıyla eleştirildi. Şahsen bu konuda oyunu savunacağım. Logan’ın gelişmiş duyuları karakterin doğasının bir parçası ve oyun bunu lore ile tutarlı bir şekilde açıklıyor.

Teknik Taraf ve Ses Tasarımı
Sunumdan bahsedecek olursak, ara sahne yönetimi oyunun en güçlü taraflarından biri. Logan’ın bedeninin neredeyse iskeletine kadar parçalandığını ve ardından iyileştiğini gördüğümüz sekanslar, karakterin gücünü tüm detaylarıyla gösteriyor. Insomniac‘ın bu şiddeti yumuşatma yoluna gitmemiş olması oldukça doğru bir karar.
Teknik açıdan ortada şikayet edilecek pek bir şey yok. PlayStation stüdyolarının bu konudaki standardı zaten belli ve Marvel’s Wolverine de o standardı sürdürüyor. Ben oyunu düz PS5 üzerinde deneyim ettim. Performans modunda 4K, 120 Hz ve VRR açık şekilde 60 FPS’in üzerinde oyunu oynadım. Ne de olsa böylesine hızlı bir oyunu akıcı bir şekilde deneyimlemek önemli. Sadece bir yerde oyun çöktü, onun haricinde herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmadım.
Oyunun ses tasarımlarını da oldukça beğendim. Bu tarafta da kaliteli bir işçilik görmek mümkün. Pençelerin çıkış sesleri, metalin ete temas anı ve çatışmalardaki genel tokluk hissi, kulakta son derece iyi hissediliyor. Müzikler ise atmosferik ve karakterin yalnızlığını destekleyen bir çizgide ilerliyor. Akılda kalıcı bir ana tema sunmasa da, sahnelerin duygusunu taşımayı başarıyorlar.

Son Sözler
Marvel’s Wolverine, oynarken keyif aldığım, bitirdiğimde de başından mutlu ayrıldığım bir oyun oldu. Logan’ın vahşetini, pençelerinin ağırlığını ve karakterin o kontrol edilemez öfkesini hissettirme konusunda bugüne kadar yapılmış en başarılı yapım. Liam McIntyre‘ın performansı ve Jean Grey ile kurulan ilişki, anlatının zayıflıklarına rağmen hikâyeye ilgi çekici ve duygusal bir zemin sağlıyor.
Buna karşın Insomniac‘ın geçmişi, bu oyuna ayrılan bütçe ve Spider-Man serisiyle çıktıkları seviye düşünüldüğünde, beklentimin biraz altında kaldığını söylemem gerekiyor. Ortada kötü bir oyun yok, aksine çoğu unsur yeterince iyi bir seviyede. Ama asıl problem burada ortaya çıkıyor: Oyun, Wolverine’in neler yapabileceğini tam anlamıyla yansıtan onlarca fırsatı teperek yeni şeyler denemekten çekiniyor. Dövüş sisteminden boss tasarımlarına, pençe çeşitlerinden senaryonun risk almayan yapısına kadar her yerde daha fazlasının mümkün olduğunu hissedebiliyorsunuz. Bir stüdyonun kendi formülünü tekrar etmesi ilk seferde rahatsız etmeyebilir fakat aynı formül bunca kez karşımıza çıktığında güven değil, alışkanlık gibi durmaya başlıyor.
Yine de, bu bir süper kahraman evreninin ilk adımı ve temeller sağlam atılmış. Karakteri anlayan bir kadro, güçlü bir teknik altyapı, devamını merak ettiğim bir ilişki ve düzgün bir Logan hikâyesi ile karşı karşıyayız. Insomniac‘ın bu temelin üzerine cesur fikirler koyması halinde, bir sonraki mutant oyununun çok daha fazla konuşulacağından eminim. Wolverine hayranıysanız ve karakterin vahşetini doyasıya deneyimlemek istiyorsanız Marvel’s Wolverine sizi bir noktaya kadar tatmin edecektir. Ancak süper kahraman türünde sınırları zorlayan bir iş bekliyorsanız, bu seferlik beklemeye devam etmeniz gerekebilir.
Poyraz Akyol‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.























Yorumlar