60
YAZARIN PUANI

Lee Kirk’ün yazıp yönettiği ve yapımcılığını bizzat Green Day üyelerinin üstlendiği Nimrods; 90’lar ruhunu, gençlik enerjisini ve ergenlik hevesinin o naif ama yıkıcı doğasını merkezine alan bir büyüme ve yol hikâyesi. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde görücüye çıkan film, prodüksiyon aşamasında grubun ikonik şarkı sözlerine ve filmin geçtiği geceye atıfta bulunarak “New Year’s Rev“ olarak tanıtılmıştı. Sonradan hem Green Day’in efsane albümünü selamlamak hem de karakterlerin kayıp durumunu izleyiciye aktarmak için Nimrods ismini aldı.

60
YAZARIN PUANI

Film, bir evin garajında “Analog Dogs” adıyla müzik yapan üç lise arkadaşının bir şakanın kurbanı olup yılbaşı gecesi Los Angeles’ta Green Day’in ön grubu olarak sahne alacaklarına inanmasıyla başlıyor. Gerçek olamayacak kadar iyi olan bu yalana sorgulamadan inanan gençlerin, ailelerinden habersiz bir taksiyi kaçırarak, beklenmedik duraklara uğrayarak çıktıkları yolculuk, defalarca izlediğimiz “yol filmi” formüllerini pop-punk bir tema eşliğinde yeniden önümüze seriyor.

Kirk, bu gençlik hevesini sadece karikatürize bir hayranlık hikâyesi olarak tasvir etmektense, karakterlerin deneyimleri ve içsel boşluklarıyla birleştirmeyi deniyor. Bir ebeveynin kaybı, ergenlikle gelen yalnızlık hissi ve anlaşılma isteği gibi temalar; renkli saçlar, evden kaçışlar ve çalınan arabalarla dolu bir gençlik enerjisinin arkasına gizleniyor. Film, Superbad (2007) tarzı bir mizah ile Blinded by the Light’ın (2019) o samimi hayranlık duygusu arasında dolaşırken hikâyeyi adeta bir Green Day konser filmine dönüştürerek odağını biraz kaybetse de, günün sonunda seyircide nostaljik ve sıcak bir his bırakmayı başarıyor.

Nimrods-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Lee-Kirk-Mason-Thames-Mckenna-Grace-Kylr-Coffman-Ryan-Foust

Punk Olmak, Geç Kalmak Demek

Nimrods, aslında sinemanın en eski ve güvenli motivasyonlarından birini kullanıyor: Gençlikte bir rock grubuna duyulan o mutlak, sorgulanamaz ve dünyayı değiştirebileceğine inanan körü körüne hayranlık. Ergenlik döneminde bir müzik grubuyla kurulan bağlar, çoğu insan için sadece geçici bir zevkten ziyade aynı zamanda dünyaya karşı bir savunma mekanizması, bir kimlik edinme süreci anlamına geliyor.

Karakterlerimiz Tommy, Fred ve Chad, namıdiğer “Analog Dogs”; isimlerine uygun şekilde kasetçalarlar, analog ses kayıt cihazları ve eski tip kameralarla dolu dünyalarında günümüz Amerika’sında yaşıyorlar. Yine de, dinleyip çaldıkları müzik ve kurdukları hayaller onları zamansız bir düzleme taşıyor. 17 yaşında olmanın, kurallara uymamanın, tabiri caizse punk olmanın ve yetişkinlerin dünyasına müzikle kafa tutmanın yarattığı o yol komedisi dinamiği, filmin teknik kusurlarını ve bazen yoldan çıkan yapısını unutturacak kadar büyük bir hevesle perdeden taşıyor.

Filmin ismini aldığı Nimrods kelimesi, sinematik anlatıda çift taraflı çalışan bir metafor. Kelimenin kökeni Kitab-ı Mukaddes’teki usta avcı Kral Nemrut’a dayansa da, Bugs Bunny’nin avcı Elmer Fudd’la alay etmek için kullandığı ironik bir argoya, yani “aptal” veya “beceriksiz” anlamına evrilmiş. Filmin kahramanları Tommy (Mason Thames), Fred (Kylr Coffman) ve Chad (Ryan Foust) tam olarak bu tanımın ortasında duruyorlar.

Dışarıdan bakıldığında arabaya benzin yerine dizel koyan, tek bir demo kasetin peşinden kıtayı aşmaya kalkan birer “müzikal aptal” gibi görünseler de, Kirk’ün senaryosu onlara tepeden bakmıyor. Aksine, hayallerinin peşinden pervasızca gidebilecek kadar saf ve istekli olduklarını hissettiriyor. Bu ironi, filmin ismini taşıyan Green Day albümünün de o asi, kuralsız ve kendisiyle dalga geçebilen ruhunda bir kimlik buluyor.

Nimrods-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Lee-Kirk-Mason-Thames-Mckenna-Grace-Kylr-Coffman-Ryan-Foust

Akorların Arkasındaki Aynalar

Filmin en büyük sırt dayanağı ve ilham kaynağı Green Day’in bizzat kendisi. Yönetmen Lee Kirk, ki kendisi 10 yıl önce Billie Joe Armstrong’un başrolünde olduğu Ordinary World’ü de yönetmişti. O senaryoyu geliştirirken grubun mutfağına inince Billie Joe Armstrong, Mike Dirnt ve Tré Cool‘u bir çapraz sorguya alarak gençlik yıllarında başlarına gelen en absürt, en çiğ turne anılarını anlatmalarını istemiş. Haliyle filmde izlediğimiz taşra barları, benzinlik kavgaları ve yollarda parasız kalma sahnelerinin neredeyse tamamı, grubun stadyumları doldurmadan önceki gerçek anılarından seçilerek senaryoya yedirilmiş. Hatta gruptaki üçlünün her biri, Green Day üyelerinin gençlik karakterlerinin birer yansıması gibi.

Film, grubun müzikal diskografisini anlatısında kullanırken, müzik dünyasını ve Green Day’i yakından takip edenlerin gözünden kaçmayacak dokunuşlar da barındırıyor: Billie Joe Armstrong’un yan projesi olan gizemli garage-rock grubu The Paradox, filmde ufak bir süre görünüyor. Duygusal kırılma anlarında Wake Me Up When September Ends ve Good Riddance (Time Of Your Life) gibi şarkılar imdada yetişiyor.

Fred Armisen’in tekinsiz otel sahibi tiplemesi, Sean Gunn’ın sarhoş tamirci rolü ve yol üstü maceraları, filme keyifli komedi durakları sunuyor. Ancak hikâye, son perdede gençlerin kişisel arayışlarından uzaklaşıp görkemli bir konsere dönüştüğünde, yönetmenin kurduğu o bağımsız garaj dostluğu ve duygular biraz zayıflıyor.

Nimrods-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Lee-Kirk-Mason-Thames-Mckenna-Grace-Kylr-Coffman-Ryan-Foust

Perde Arkasındaki Bağlar

Her ne kadar kadroda Jenna Fischer ve Angela Kinsey gibi deneyimli isimler, The Office’ten sonra bir kez daha buluşup bir yetişkin dengesi oluştursa da, (yönetmen Lee Kirk‘ün gerçek hayatta Jenna Fischer ile evli olması bu tatlı buluşmanın en güzel sebebi), filmin tüm yükü gençlerin omuzlarında. Son dönemde The Black Phone (2021) ve canlı uyarlama How to Train Your Dragon (2025) filmleriyle yükseliş yakalayan başrol Mason Thames, filmdeki Tommy rolüyle rüştünü bir kez daha ispatlıyor.

Thames’in babasından kalan ses kayıt cihazıyla geçmişin yasını tutan melankolik ve karizmatik duruşu, Olivia’yı canlandıran Mckenna Grace’in asi ama kırılgan enerjisiyle birleştiğinde yine iyi bir ekran uyumu yakalıyor. Bu uyum kesinlikle tesadüf değil; zira Mason Thames ve Mckenna Grace, daha önce Colleen Hoover’ın ünlü romanından uyarlanan Regretting You (2025) filminde de karşımıza iki sevgili olarak çıkmışlardı. İkilinin gerçek hayatta da bir çift olmaları, çekimler öncesinde birbirlerine gitar koçluğu yapıp müzik kültürü üzerine uzun uzun çalışmaları, aralarındaki kimyayı perdeye de taşımalarına vesile olmuş. Aslında Nimrods, kronolojik olarak Regretting You’dan önce çekildiğinden dolayı bu kimyanın ilk temellerinin atıldığı yer oldu. Zira ikilinin sahneleri, gürültülü gitarların arasında bile gerçek bir samimiyet oluşturuyor. 

Bu filmde ekibin asıl parlayanı, Fred karakteriyle sektörün gözlerini üstünde toplamaya başlayan Kylr Coffman. Kelimenin tam anlamıyla her sahnede bir şekilde kendini gösteriyor. Fred, senaryoda sadece kaos yaratmakla görevlendirilmiş o “deli fişek arkadaş” tiplemesine sıkışıp kalabilecekken, Coffman onunla daha özgün ve şaşırtıcı bir karakter yaratmayı başarıyor.

Nimrods, sinematik anlamda kusursuz bir yapım olarak karşımızda durmuyor; ancak yapımın hiçbir anında böyle bir iddiası veya ukalalığı da bulunmuyor. Karşımızdaki iş, teknik sorunları ve yer yer sapan ritmine rağmen özünde son derece dürüst, eğlenceli ve seyir zevki olan bir gençlik enerjisi taşıyor; aynı Green Day’in gençliğindeki pervasız ruhu gibi. Nimrods, başkalarının sizin adınıza çizdiği sınırları reddetmek, risk almaktan korkmamak ve büyüme sancılarını müzikle hafifletmek üzerine kurulmuş içten bir büyüme hikâyesi. Analog Dogs’un bu kaotik yolculuğu bittiğinde, başta Green Day şarkıları olmak üzere akılda kalıcı melodilerle dolu sıcak bir konfor filmi izlemiş olmanın tatmini kalıyor. Kim bilir, belki de hayatın tüm karmaşasına karşı en iyi çözüm, sesi sonuna kadar açılan bir punk şarkısında gizlidir. 


Ege Yıldızhan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

In Waves: Rüzgârı Arkasına Alamayan Dalgalar

The Diary of a Chambermaid: Kaybedecek Zinciri Bile Yok

Ege Yıldızhan
Sinema ve müzik hayranı, radyocu, yazar ve daha fazlası.

    In Waves: Rüzgârı Arkasına Alamayan Dalgalar

    önceki yazı

    63. Altın Portakal Film Festivali’nde Yarışacak Filmler Açıklandı

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir