80
YAZARIN PUANI

Radu Jude’nin yeni filmi The Diary of a Chambermaid, 79. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yaptı. Romanya ve Fransa ortak yapımı olan film, Octave Mirbeau’nun 1900 tarihli romanından yola çıkıyor. Jude, daha önce Luis Buñuel tarafından da sinemaya uyarlanan hikâyeyi birebir yeniden anlatmak yerine günümüz dünyasına özenle adapte ediyor. Hikâyenin merkezinde Bordeaux’da tek çocuklu zengin bir ailenin yanında çalışan Gianina yer alıyor. Gianina, gündüzleri ailenin ev işleri ve çocuklarının bakımı ile ilgilenirken akşamları ise amatör bir tiyatro topluluğuyla provalara katılıyor.

80
YAZARIN PUANI

Filmin öyküsü; baştan sona Doğu-Batı Avrupa arasındaki çatışma ve çelişkiler, Çavuşesku sonrası Rumenlerin akıbeti, ucuz iş gücü ve emek sömürüsü gibi başlıklar altında seyrediyor. İki koldan ele alınan hikâye, zaman zaman modern dünyanın endişeleri ile süsleniyor. Bazı anlarda ise, esin alınan klasik eserdeki gibi, kadın bedeni sömürüsü üzerinden anlatım devam ediyor. Jude, yüz yıl önce bedeni hedef alınan hizmetçiyi, bugünün dertleri ve modern sömürü düzeninin göbeğine yalın ayak bırakıyor.

The-Diary-Of-A-Chambermaid-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Radu-Jude-Ana-Dumitrascu-Marie-Riviere-Louen-Bouteiller-Arnaud-Baudoin

Dünden Bugüne Sömürü Düzeni

Gianina (Ana Dumitrascu), Romanya’dan Fransa’ya çalışmak için gelmiş yalnız bir annedir. Çocuğu Maria (Sofia Dragoman) ise Romanya’nın kırsalında anneannesiyle birlikte yaşamaktadır. Bu bölgenin yaşantısını ve insanların sosyoekonomik durumunu film içerisinde yavaş yavaş öğreniyoruz. Gianina’nın annesinin çocuk eğitimi yöntemleri, Romanya’da genel eğitim sistemi gibi konulara ışık tutuyor. Genç kuşakların kültür ve sanat konusunda bilinçli bir şekilde törpülendiğine de şahit oluyoruz. Örneğin Gianina; Rumen masallarını, fıkra ve öykülerini ezbere bilirken 20. yüzyıl Romanya’sı ve sonrası hakkında pek bir fikir sahibi değil. Hagi’nin futbolculuğunu bilen genç kadın, Nikolay Çavuşesku hakkında yalnızca birkaç YouTube videosu izlemiş. Hizmet verdiği aile, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş hakkında fikirlerini sorduğunda, zamanında dedesinin Ruslar hakkında söylediği tek bir cümle ile cevap verebiliyor. Bu kısımlar, karakteri tanımamız için oldukça mühim. Çünkü Gianina’nın bir sınıf bilincinin olmaması, filmin en rahatsız edici kısımlarından biri. Elbette bu plansız bir rahatsızlık değil, bizzat Jude’nin tasarımı.

Öte yandan Maria, annesi ile her konuşmasında, onun baktığı çocuk hakkında yakınıyor. Maria’nın “Benim hakkım olana, onlar para ile sahip oluyor.” mesajı, bizlere ne ödünler verdiğimizi hatırlatıyor. Bir tarafta küçük kızın tavuk kesemeyen ebeveyni ile dalga geçtiği videoları izlerken, öte yandan dinlediği masalda “ölüm” kelimesi geçiyor diye bunalıma giren bir oğlanı görüyoruz. Ortada son derece haklı bir öfke var. Gianina ise çevresinde olup bitenlerden bihaber, patronları tarafından küçültüldükçe küçültülüyor.

Hizmetçileri kitaptaki tariften yola çıkarak basit bir yemek yaptığında, onun değerini bir yemeğe sığdırıp “Ötekisin ama otantiksin.” mesajı veriyorlar. Eve çağırdıkları misafirler ile politik bir konuda tartışırken Gianina’yı çağırıp “Sen bölge insanısın, bu konuları bilirsin.” diyerek fikir soruyorlar. Sanki ilkokul talebesini sözlüye kaldırır gibi, karşılarına alıp Doğu’da işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmeye çalışıyorlar. Fiziken uçtan uca çok da mesafe olmayan bir kıtada, insanların zihnen ne kadar birbirlerinden uzaklaştıklarını görüyoruz. Nitekim, herkes Gianina’nın geldiği yerde kendinden bir şeyler bulmaya çalışıyor. Kimisi sıcak çatışmaları kimisi 80’lerde Romanya’nın siyasi iklimini kimisi Romanya’daki Yahudilerin politik konumunu merak ediyor. Ne yazık ki, Gianina bu konularda fikir sahibi değil. Bu durum, beyazların üzerinde tepinilecek mağduriyet arayışlarını boşa çıkarıyor.

The-Diary-Of-A-Chambermaid-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Radu-Jude-Ana-Dumitrascu-Marie-Riviere-Louen-Bouteiller-Arnaud-Baudoin

Zamanla Beyazlaşan Siyahiler

Filmin pek çok izleyenin aklında mülteciler üzerine bir anlatı olarak kalacağından eminim. Çünkü Jude’nin karmaşıklaştırdığı hizmetçi öyküsünün kırk ayağından biri göç. Buna karşın, anlatıda herkesin anlatacağı dilden bir şeyler beklemeyin. Bu sosyal mesajı benim adıma diğerlerinden ayıran, salondan çıktığım anda “Çok gördük bu hikâyeleri.” dedirtmemiş olması. Rumen göçmenin, Bordeaux sokaklarında gezinirken siyahi kölelerin heykellerini görüp acıyarak bahsetmesi buna bir örnek. Ne acıdır ki, Gianina gönüllü bir şekilde ülkesinden, ailesinden uzaklaşmış biri. Hayatını kazanmak için Batılı sömürgeci devletlerden birine sığınmış. Kazandığı para; kendi ülkesinde kazanması imkansız, Fransa’da ise ucuz iş gücü olarak betimleniyor. Sokakta devamlı taciz ediliyor ve sözlü şiddet görüyor. Önceki işinde fiziksel şiddete uğramış olduğunu öğreniyoruz. Bir de üstüne elitler tarafından sirk hayvanı muamelesi görüyor. Düzenli olarak topluma ayak uydurduğu için aferin alan kadın, zaman zaman Batılılar gibi üretkenleştiği için kafası okşanıyor. Gianina’yı yarım saat izlemek insana şunu dedirtiyor: Modern zamanda kişi, kendisinin köle tüccarıdır.

The Diary of a Chambermaid, Amerikalı yönetmenlerin anlatmaktan keyif aldığı Amerikan rüyasının Avrupa versiyonu gibi. Avrupa’nın sağladığı imkanlara kavuşmak, hem de Avrupa vatandaşıyken. Her batının daha batısı vardır, herkes kendinden daha beyaz birilerine denk gelebilir. Özellikle tiyatro kısımlarından birinde, sınır dışı edilen Halil hakkında konuştukları esnada geçen “Zamanla beyazlaşan siyahiler gibiydi. Çok güzel Fransızca konuşuyordu, diksiyonu çok düzgündü.” diyaloğunda bunu hissetmemek zor. Bu sözler, Avrupa’nın aidiyet anlayışını ve asimilasyon politikasını çok güzel özetliyor. Doğuluların “bizden sayılma” ihtiyacının ne kadar gülünç olduğuna da değinmeyi ihmal etmiyor.

Film, bir yandan izleyici ile birlikte Romanya’nın kayıplarının yasını tutuyor. Rumenlerin folklorundan bahsedildiğinde, yönetmenin seçtiği Romanya görsellerinden ve Maria’nın gönderdiği videolardaki manzaralardan bunu anlıyoruz. Özellikle filmin sonlarına doğru, “Çavuşesku zamanını hatırlıyorum; o zamanlar ekmeğiniz, kıyafetiniz yoktu.” denilirken Gianina’nın bunu söyleyen kadının altını temizliyor olması, tüm filmin vermeye çalıştığı mesajı çok güzel özetledi: Kapitalistler sizi kurtarmaz, yalnızca daha şık evlerde sömürürler.

The-Diary-Of-A-Chambermaid-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Radu-Jude-Ana-Dumitrascu-Marie-Riviere-Louen-Bouteiller-Arnaud-Baudoin

Aynı Hikâye, Farklı Yöntem

Filmin en güzel yanlarından biri, karakterin akşamları sahnelediği tiyatro oyunu ile hayatın paralel anlatımı. Gianina, tiyatro sahnesinde hizmetçiyi canlandıran bir hizmetçi. Gün içinde yaşadıklarını eski moda olarak tabir edebileceğimiz, daha yüzeysel yöntemlerle sahneye taşıyor. Klasikleşmiş telkinler, özellikle de sistemli bir şekilde dayatıldığında, siz farkına bile varmadan bugün başınıza gelen çoğu şeyi görmezden gelmenize sebep olabilir. Burada da yaşanan, aslında tam olarak bu. Jude, bu hikâyenin ilham kaynağını kendi eklentilerinin yanında bir dikkat dağıtıcı olarak kullanıyor. Gianina’nın akşamları katıldığı tiyatro provalarında erkekler kadının bedenine o denli kafayı takmışlar ki, sömürülecek bir karakterinin ya da emeğinin olduğunun farkında değiller. Bu durum, bugünden bakıldığında sahnede “kör göze parmak” ya da “aptala anlatırcasına” resmediliyor.

Filmin bir diğer kuvvetli yanı, Gianina’nın izin alacağı ve evine döneceği tarihi bizim de kızı Maria gibi adım adım takip etmemiz. Film boyunca ara sıra ekranda o günün tarihini veren yönetmen, bizlere devamlı gün saydırıyor. Zaman zaman kurguda kopuklukların olduğunu, filmin temposunda dengesizlikler olduğunu da bu sayede fark ediyoruz; zira bazı günler diğerlerinden çok daha uzun sürüyor.

Şahsen The Diary of a Chambermaid hakkında eksik bulduğum yönlerden biri, filmin genel görsel estetiği. Hikâye zaten toplamda üç mekanda geçiyordu: Fransız ailenin dairesi, Romanda’daki ev, tiyatro salonu. Arada da birkaç küçük dış çekim vardı. Özellikle hikâye anlatımlarında kullanılan rastgele Romanya manzaraları bana fazla ucuz geldi. Görsel kalitenin dışında kalan bu tercih, sanki filmi bir yerlere yetiştirmeye çalışıyormuş gibi hissettirdi. Kurgu ise, birkaç noktada izleyiciyi esnetecek seviyeye düşse de, bütüne baktığımızda gayet başarılı. Oldukça yavaş ilerleyen bir hikâyeyi, bu kadar az sayıda karakterle, böylesine izlenebilir hale getirmek kolay iş değil.

Radu Jude’nin anlatısını, bahsedilen konulara yaklaşımını ve satır aralarına yerleştirdiği ipuçlarını sevdim. Hazır bir eseri alıp biraz cilalayarak sunmak veya ona kendi yorumunu katıp kenara çekilmektense, bu yorumu hikâyenin odak noktası haline getirip eseri buna göre yeniden şekillendirmesi cesaret isteyen bir karar. The Diary of a Chambermaid, belki bu yıl izleyeceğiniz en iyi film olmayacak fakat damağınızda bıraktığı tadı seveceğinizi düşünüyorum.


Mehmet Tezcan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Bitter Christmas: Almodóvar’ın Kendisiyle Hesaplaşması

The Beloved: Kesişemeyen Hayatların Kırılganlığı

Mehmet Tezcan
Arakat Mag'in sesi ve yazarı.

    Bitter Christmas: Almodóvar’ın Kendisiyle Hesaplaşması

    önceki yazı

    In Waves: Rüzgârı Arkasına Alamayan Dalgalar

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir