3 yıllık bir aranın ardından One Piece live action dizisi ikinci sezonuyla Netflix ekranlarına geri döndü. Beklentileri aşarak oldukça başarılı olan birinci sezonun ardından ikinci sezon merakla beklenmeye başlamıştı. Tabii bu başarının en büyük sebeplerinden biri, live action’a uyarlanan animelerin çoğunun gerçekten çok kalitesiz ve kötü yapımlar olmasından kaynaklanıyor. One Piece de günümüzün en büyük animelerinden biri olmasının yanı sıra, güncel olarak devam eden belki de en büyük ve kapsamlı birkaç edebiyat eserinden bir tanesi.
İlk sezon ile One Piece bu başarısız live action algısını tamamen yıkarak, kendisinden sonra gelecek uyarlamaların da yolunu açtı. Netflix, dizinin bu başarısının hemen ardından popüler Güney Kore webtoon’u Solo Leveling’in haklarını alarak uyarlaması için çalışmalara başladı bile. Dilerseniz lafı fazla uzatmadan üç yıllık bekleyişin ardından ikinci sezon nasıl olmuş konuşmaya başlayalım.

Grand Line Yolunda
İlk sezonun sonuna geldiğimizde, Hasır Şapka Korsanlarının Grand Line’a gitme kararı ile ekranlarımız kapanmıştı. İkinci sezon da hemen bu noktadan bir süre sonra başlıyor. Birinci ve ikinci sezon arasında bulunan yaklaşık üç yıllık aranın çok hissettirilmediğini söylemem mümkün. Dizi kaldığı yerden devam ediyormuş gibi hissettiriyor ve bu da hikâye ve karakterlere yönelik bir kopukluk oluşmamasını sağlıyor. Sezonun genelinde de izlediğimizin bir “geçiş sezonu” olduğu havasını aldığımı söylersem abartmış olmam. Bu negatif bir eleştiri değil elbette, sadece sezonun teması ve tanıtımı itibarıyla bunu söylüyorum.
İkinci sezon ile netleşen en önemli şey, tayfa içerisindeki hiyerarşi ve rollerin dağılımı. Nami ve Zoro daha ekipteki kontrolcü kişiler olarak yer alırken, Luffy ve Usopp daha afacan rollerde bulunuyorlar. Sanji ise bu ikisinin tam ortası gibi bir dengeyi üstleniyor. Bu da karakterlerin birbirleri ile olan iletişimlerindeki yapının kurulmasını sağlıyor. Nitekim dizinin yaptığı en iyi işlerden biri, karakterlerin birbirleriyle olan etkileşimleri. Bu etkileşimler dizinin çoğu yerde temelini oluştururken, seyir keyfinin artmasına da ön ayak oluyor.
Ana ekibimizin yanı sıra bu sezon karşımıza çıkan oldukça fazla yeni karakter bulunduğunu söylemek de mümkün. Sezonun gidişatının birçoğunu da bu yeni karakterlerin kararları etkiliyor. Baroque Works’ün sezona dahil olması, Smoker ve Vivi gibi karakterlerin de hikâyeye girişi, sezon boyunca seyirciyi ve hikâyeyi üçüncü sezona hazırlıyor. Dediğim gibi, bunun tamamen bir geçiş sezonu olduğu söylenebilir. One Piece hikâyesinin ne kadar uzun ve derin olduğunu düşünürsek, bunlar daha hikâyenin gerçekten en başları ve daha hiçbir şey görmedik.

Hasır Şapka Korsanları
One Piece‘in ikinci sezonunun en temel uygulamalarından biri ekip ruhunu geliştirmek. Sezon boyunca karakterlerin birbirleri için ne kadar endişelendiği ve dayanışma ruhu oluşturduğuna dair bir anlatı karşımıza çıkıyor. Ekip içerisindeki kimyanın artmaya devam etmesi ve eklenen yeni üyeler ile beraber bunun, onları izleyiciye daha iyi tanıtmak amacıyla iyi bir yol olduğunu söyleyebilirim.
İzlediğimiz sezonda karakterlere bakınca muhtemelen karşımıza çıkan en önemli hikâye, Vivi’nin sahip olduğu geçmiştir. Alabasta Prensesi olarak karşımıza çıkan karakterin genel işlenişini ve oyunculuğunu şahsen oldukça beğendim. Karakterlerin orijinal tasarımlarına sadık kalınıp kalınmadığına dair eleştirilere aldırış etmeksizin, aktrisin iyi bir performans verdiğini söylemek mümkün.
Vivi’nin ekip ile olan kimyasının da tuttuğu bariz şekilde ortada. Her ne kadar karakteri ve hikâyeye dahil oluşunu sevmiş olsam da, benim için sezonun favori kısmı kesinlikle Chopper sekanslarıydı. One Piece’in iyi yaptığı noktalardan biri, animedeki absürtlükleri çok iyi bir şekilde live action’a yansıtabilmek. Bu, dövüş sekanslarından tutun saç stilleri ve kostümlere kadar geniş bir alanı kapsıyor. Ekranda bulunan şeyler saçma sapan görünüyor ama diziyi izlerken bunu asla yadırgamıyorsunuz.
Karakterlerin hikâyeleri yine ilk sezondan beri oldukça iyi bir biçimde yansıtılıyor. Her dahil olan karakterin geçmişini detaylı bir şekilde göstermeleri, karakterler ile kurulan bağlarda da faydalı oluyor. Sadece Tony Tony Chopper’ın hikâyesini ele almamak gerek. Zira, Dr. Hiruluk ve Kureha’nın da gerek oyuncularının performansları gerek ise hikâyeleri son derece etkileyici bir şekilde sunuluyor. Baroque Works kısmında dahil olan karakterler ise sevgili Miss All Sunday’imiz Nico Robin dışında beni çok tatmin etmedi. Ana ekibimizin bu karakterler ile biraz fazla zaman kaybettiğini düşünüyorum.

Her Zaman Bir Umut Vardır
Sezonun genelinde bir Luffy eleştirisi var, ki ben de buna çoğu noktada katılıyorum. Karakter elbette animede olduğundan çok daha güçsüz, bunu kabul etmek gerek. Çoğu aksiyon sahnesinde Luffy kullanılmıyor bile, ki yine bu bilinçli bir tercih. Luffy’nin sanırım animede şu an nasıl konumlandırılacağı çok belli değil. Iñaki Godoy bence karakteri oldukça iyi oynuyor ama ortada bir yazım problemi mevcut. Umarım bu problemi önümüzdeki sezonlarda çözmeyi başarırlar, yoksa One Piece içerisinde zayıf giden bir Luffy’yi izlemek oldukça tuhaf olacak.
Emily Rudd ve Mackenyu, Nami ve Zoro karakterlerinde tıpkı ilk sezonda olduğu gibi yine muhteşem bir iş çıkarıyorlar. Dizinin tanıtım aşamalarında da sürekli ikisinin ön planda olduğunu görebiliyoruz, ki bunun nedeni açık şekilde bariz; diğer oyunculara kıyasla fazla sivriliyorlar. Taz Skylar’ın Sanji’si de yine ilk sezondaki gibi oldukça iyiydi. Usopp konusunda ise Jacop Gibson halen beklentileri tatmin ediyor. Karakter de işleniş açısından iyi gidiyor ama -en azından benim için- diğer ekip üyeleri kadar ilgi çekici değil.

İyi mi Görünüyor, Yoksa Kötü mü?
Görsel efektler konusunda sezonun oldukça inişli çıkışlı gittiği söylenebilir. Chopper karakteri ve gidilen adalardaki görselliğin genel olarak oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Fakat bazı anlarda efektler maalesef son derece ucuz görünüyor. Bunun çözülmesi için sanırım bütçenin biraz yükselmesi gerekiyor. Zira çok renkli ve eğlenceli bir evren olduğu için, izlerken algınızın veya dikkatinizin dağılmaması gerekiyor. Elbette evreni anime veya mangadaki gibi yansıtmak imkânsız, bunu kabul ediyorum. Fakat daha iyi tercihler yapılması gerek.
Aksiyon sekanslarını ise genel olarak beğendim; fakat buradaki eleştirim, kötü karakterler konusunda ilk sezon kadar ilgi çekici bulduğum bir karakter olmaması. Ne sezon finali dövüşü ne de sezon ortasındaki aksiyon sekansları ilk sezonun üstüne çıkabiliyor. İlk sezonda da inanılmaz büyüklükte dövüşler izlemedik, fakat karakterler daha ilgi çekiciydi diyebilirim. Yine en büyük eleştiri, burada Luffy’nin aksiyon anlarına yöneltilmek zorunda. Durum o ki, karakter birebir dövüşlerinin çoğunda yardım olmadan galip gelemiyor. Bunu ilerleyen sezonlarda çözmeleri gerek. Sanji ve Zoro’ya ait aksiyon sahneleri ise sezon boyunca açık ara en fazla keyif aldığım anlardı.
Üçüncü sezon, ikinci sezonun gelişi kadar uzun sürmeyecek. Aynı anda çekildiklerine dair söylentiler vardı. Umarım bu doğrudur, çünkü bu kadar uzun aralıklar ile dizi izlemek biraz konudan kopartıyor ve hikayenin unutulmasına yol açıyor. One Piece çok büyük bir evren, hatta güncel olarak en güçlü markalardan biri. Netflix bunun altından oldukça iyi bir şekilde kalkmayı başarıyor. Umarım böyle devam edilir. Sezon içerisinde gelecekte hikâyeye dahil olacak karakterler ve olaylara dair bir takım ön izlemeler bulunuyordu ama yazımızın içerisinde bunlardan çok bahsetmedim. Zira, bilmeyenler için fazlaca tat kaçırıcı detaylar olabilir. Özetleyecek olursam, sezonu oldukça beğendim. Birkaç nokta dışında dizi tam tadında devam ediyor. Henüz izlemediyseniz kesinlikle öneririm.
Ali Can Bartu Sakarya‘nın tüm yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar