20
YAZARIN PUANI

Sinemanın önemli yönetmenlerinden Costa-Gavras’ın Athena (2022) filmiyle tanıdığımız oğlu Romain Gavras, yeni filmi Sacrifice ile beyaz perdeye dönüyor. Hiciv dolu bir kara komedi olarak sunulan film, “Poseidon İttifakı” adındaki bir hayır gecesinde gelişen tahmin edilemeyen olaylara odaklanıyor. Ülkemizde 18 Eylül itibarıyla vizyona giren yapımın oyuncu kadrosunda Chris Evans, Anya Taylor-Joy, Vincent Cassel, Salma Hayek ve John Malkovich gibi isimler yer alıyor.

20
YAZARIN PUANI

Bir fikrin iyi olmasını ne belirler? Doğru kabul edilmesi mi? Sivri bir zekanın ürünü olması mı? Yoksa kimilerince nitelikli bulunması mı? Bir fikrin iyiliğini veyahut yetersizliğini gerekçelendirmek için sayısız kavram gelebilir aklımıza. Esasında önemli olan, fikrin gerekçesini gerçekleştirebilmektir. İstisnasız her fikrin potansiyeli, henüz ilk dakikasında zirveye ulaşır. Gerekçesinin farkında olanlar, onu elinin üstünde tutar. Kumdan kalesinin etrafını kazıyan küçük bir çocuk edasında onu sakınırlar. Kimsenin üzerine basmasına imkân tanımazlar. Öte yandan, tam karşılarında gerekçesinin değil de fikrinin dayanağına dönüşenler durur. Fikir, sahibinin zihninde belirirken bir yandan onun göğsünü yakmaya başlar. Perde arkasında güçlü bir ihtiras vardır. İnsanın taşıdığı bir şey olmaktan çıkar. Zamanla bireyin mevcudiyetiyle oynar. Bu saplantının yangını eğer büyükse geride hiçbir şey bırakmaz. İlk fikrinin meftunu olanlar kumdan bir kaleyi bile koruyamazlar. O kaleyi zamanla yıkar, çıkardıkları yangının esiri olurlar. Büründükleri kabın şeklini bir türlü alamayan kuru bir kuma benzerler.

Belki de bundandır ki, bir fikri taşımanın en teferruatlı yanı, onun ağırlığını bilmektir. Ona ne kadar eğilirsek taşıdığımız ağırlığın mahiyetini o denli iyi anlarız. Bu yük, bazen bir avuç kumdur bazen ise tüm bedenimizi kaplayan bir alev. Bir fikrin kavurucu ateşi ne kadar büyürse büyüsün, önemli olan neye dönüştüğünü idrak edebilmektir. Ne yazık ki, Sacrifice için hazırlanan kap da içindeki ağırlığa göre değildir. Yere döktüğümüzde gördüğümüz kuru bir kumdan öte, harap olmuş küllerdir. Joan, filmin henüz başında yere uzanır. Kulağını kuma doğru yerleştirir. Bir yanardağın atmakta olan kalbini duymaya çalışır. O, toprağı dinlerken film de kendi fikrinin en güçlü halini solur. Süre ilerledikçe solunan nefesler yok olacaktır. Fikrin hüviyetinde bocalayan Gavras, nefesini bir an olsun dizginleyemez. Sacrifice, kontrol edilemeden büyüyen bir yangın. Romain Gavras ise bir fikrin ve bir yangının meftunu. İkisini ayıran tek şey; ateşin ve fikrin aynı yerden çıkmış olması. Farkına varmadan vardıkları yer ise fikirlerini ebediyen küle dönüştürmüş olmaları.

Sacrifice-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Romain-Gavras-Chris-Evans-Anya-Taylor-Joy-Vincent-Cassel-Salma-Hayek-Pinault

Alevlerin Yansıması

Banliyölerde büyüyen bir isyanı ele alan Athena ile “modern bir tragedya” oluşturmaya çalışan Romain Gavras, ikinci uzun metrajıyla çeşitli tartışmalara yol açmıştı. Klibe kaçan estetize sahnelerin boyunduruğu altında tek plan çekilen film, temel meselesi irdelemekten öte onun peşinde ilerlemeyen bir dili tercih etmişti. Şiddetin kökenini anlatmaktan ziyade onu yalnızca göstermeye ve estetize etmeye çalışan yönetmen, şiddetin devinimini neredeyse bir gösteriden ibaret kılmıştı. Sacrifice, yine benzer şekilde birçok konuyu ele almaya çalışan bir potpuri. Gavras’ın iklim krizi, yeşil aklama, konforlu aktivizm, sosyal medya onayı, elitizm, eko-faşizm ve daha nice kavrama değindiğini görüyoruz.

Yunanistan’da gerçekleşen, ünlülerin ve milyarderlerin katıldığı bir yardım gecesinde geçen hikâyede çevreci bir grubun lideri olan Joan, doğanın ve yanmakta olan yanardağının onunla konuştuğuna inanmaktadır. Kaygısıyla baş etmeye çalışan, ününü kaybetmiş Hollywood yıldızı Mike Tyler bu çevreci etkinliğe katılır. Hikâye, bu ikilinin ana ekseninde ilerler. Yardım gecesinden seçilecek bir kurbanın kurtarıcıları olduğuna inanan Joan ve ekibi; “Kral”, “Gelin” ve “Kahraman” kavramlarını temsil edecek üç kişiyi seçmek ister. Kaynamaya çanak tutmuş bu volkan, birkaç gün içerisinde patlayarak insanlığın sonunu getirecektir. Yanardağını sakinleştirmenin tek yolu, seçilen insanları volkanın alevlerine kurban etmektir.

Gavras; yine alevler, uzun namlulu silahlar, reklam estetiğini andıran kuş bakışı planlarla dolu bir sinemayla karşımıza çıkar. Sorunları da yine büyük ölçüde metniyle sınırlı kalmaz. Estetize çelişkilerini tekrardan beraberinde taşır. Hızlıca eleştirmeyi denediği şeylerin öznesi olur. Sacrifice’da özellikle sahne kurgusu ve ritmi konusunda büyük eksiklikler barındıran bir işle karşı karşıyayız. Kırılma anından finaline kadar uzanan, içselleştirilmeyen ve gerekçelendirilmeyen sekansların boyunduruğu altında sürükleniyoruz. Olay örgüsü, izleyiciye yaşananları sindirmekten çok, tek seferde bir bilgi yığınına dönüştürerek ilerliyor. Sekanslar duygulanımı yaratmadığı gibi, duygular metin üzerinden dile getirilerek bir toz bulutu gibi yok ediliyor.

Yönetmen, sanki ilk dakikalardan itibaren filmin arka fonuna kararsızlığını yerleştirmiş gibi. Bu kararsızlık, her şeyi aynı anda yapma arzusuyla iç içe. Sekansların içerisinde de bu kararsızlığın yarattığı boşluğu hissediyoruz. İkilemler, tereddütler ve çıkmazların çoğu; sırf senaryoda bir engel bulunması için yaşanıyor. Senaryo kolaylıkları da bunun cabası. Joan ve kitlesinin nasıl hareket edeceği, Mike’ın mizahi yönüyle insani özelliklerinin kurgusu hiçbir noktada dolu ve eksiksiz bir kararın süzgecinden geçemiyor. Ayrıca, senaryonun karakter gelişimi açısından da oldukça sınırlı kaldığı söylenebilir. Filmin ilk saniyesinde tanıdığımız bir karakterle son dakikalarında gördüğümüz karakterlerin arasında kayda değer bir fark yok. Yönetmen, yaşananların nedenini aktarmaktan ziyade olanları bize olabildiğince göstermek istiyor. Sorularımıza yanıt bulamadan serpiştirilen montaj sekanslar eşliğinde yolumuza devam etmemizi umuyor.

Sacrifice-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Romain-Gavras-Chris-Evans-Anya-Taylor-Joy-Vincent-Cassel-Salma-Hayek-Pinault

Olgusu Olmayan İsyanın Hicvi

Sacrifice’ın en büyük tökezlemelerinden biri, birçok kavrama değinirken onların kılavuzluğunu yapamaması; sadece görkemli büyük anlar yaratmanın peşinde olması. Rehine sekanslarının, bir karakterin kaybı ya da beklenmedik bir kararın ne yazık ki seyirciye ulaşabildiği bir tarafı yok. Yönetmen, görkemli sekanslara bağlanan çoğu ara sahneyi izleyiciye taşıyamıyor. Bu sahnelerin herhangi bir yaratıcılık gayesiyle sunulmadığını söylemek de mümkün. Anlatının genelinde sahne kurgusu o kadar statik ki, karakterleri harekete geçirmek isteyen taraf daha çok biz oluyoruz.

Gavras, yalnızca hikâyesini çözüme doğru ilerletmek ve vurucu an yaratmanın peşinde. Bu bağlamda Charli XCX’in sahnesi ya da Joan ve Mike’ın ilk tanışma anı, aslında filmin genel yaklaşımının bir göstergesi. Reklam estetiğini andıran drone çekimleri de bu “an yaratma” arzusunun hemen önüne ve sonrasına ekleniyor. Sahneleri izlerken nedenlerini anlamakta ise genellikle zorlanıyoruz. Öte yandan, Gavras’ın ciddiyetini bir an olsun kaybetmek istemediği bir tarafı da var. Joan ve ekibinin isyanını bize ciddi bir perspektiften sunarken bu sınıfsal, ekolojik “isyanı” büyükçe göstermeyi deniyor. Ancak isyana bir kriz gözüyle yaklaştığı için oluşum, gelişim ve temel nedeninin perde arkasını dolduramıyor.

Gavras’ın isyanı temelinde her şeyi hicveden ve karikatürize karakterlerle sunan bir film olarak hayal etmesi oldukça doğal. Üstelik Sacrifice’ın bu yoldan gidiyor olması da anlatının temel felsefesi açısından oturaklı bir anlama gelebilirdi. Fakat bu performans, sinemasının değindiği önemli konular sebebiyle tonunu ayarlamakta zorlanmasına neden oluyor. Gavras, bir söyleşide filmi üzerinden “Herkes sürekli dünyayı değiştirmekten bahsediyor fakat fedakârlık olmadan dünya değişmez.” cümlesini kurar. Sacrifice, seçkin bir sınıfa mensup olanlara karşı yapılan bir eylemle harekete geçer. Ancak ortada ne bir devlet vardır ne de halkı temsil eden bir kimlik. Dolayısıyla Gavras, kendisini oldukça konforlu bir çatışmanın merkezinde konumlayarak devrimciliğe, yeşil aklamaya ve iklim krizine yönelir. Kolektif çabayı önemsemeden fantastik ögelerle bezeli bir kurban ritüeline odaklanır. Zenginlerin kendi geleceklerini sürdürmek için söyledikleri yalanlarla gösterişçi beklentileri bir potada çarpışır. Tüm bunları mizahıyla yumuşatırken hicvini ve ele aldığı ideolojilerini bize tam anlamıyla aktaramaz.

Sacrifice’ın ikilemler ve kararsızlıklarla dolu anlatısı içerisinde Joan’ın ekibinin önemli çelişkiler barındırdığını söylemek mümkün. Gavras, çevreci bir motivasyonla yola çıkılan bir isyanın yalnızca kendi varoluşsal gayesini yerine getirmek istediğine çıkan bir anlatı sunar. Ancak elitist topluluğa karşı gelişen çevreci bir hareketin birkaç ayrıcalıklı kişiyle sınırlı kalmaması beklenir. Bu düzenin her bir aracıyla ilgilenmeden doğan bir isyanı yalnızca sanıyorum ki yine Gavras hayal edebilirdi. Böylesi bir hareketin temeline indiğimizde kapitalist düzeni durdurma veyahut sarsma motivasyonuna sahip olacağı aşikâr. Ancak Joan, kurban ettiği insanlar ve kendisiyle tam tersi şekilde sömürü sisteminin varlığının sürmesini sağlar. Burada filmde ele alınan isyan bile aslında neden sonuçlarla örülü bir başkaldırış değildir. Joan, bu kirli düzenin paydaşlarıyla felaketi önleme pazarlığına oturur. Bu, belki de günümüzün sol hareketine karşı doğrudan bir eleştiri olabilir. Hareketin tam anlamıyla tehdit gücüne sahip olmadığı ve sembolik eylemlere bağlı kaldığı olarak okunabilir. Fakat bu bizim okumamız dışında, modern solun kimilerince yaşadığı problemlerin ötesinde, yine senaryo kolaycılığının bir sonucu.

Gavras’ın yaptığı, ideolojik bir derinlikten ziyade isyanı metnine yerleştirip onu bir görsel estetik olarak sömürmek. Yönetmen, çevreci ve kapitalizm karşıtı isyanı mitolojik ögelerle çevreleyip tarihsel bir zemine oturtmak istemez. Her birini kariyerinin ilk zamanlarındaki müzik kliplerinde olduğu gibi şiddetin ve kaosun ambalajıyla örtmek ister. Eleştirisi, eleştirdiği gösteri ve performans toplumunun kendisine hizmet eder. Anlatının politik argümanları ve hicvi, yardım gecesindeki arka planda neon ışıklarla sunulan “Dünyayı Yeniden Serinletelim!” gibi sloganlardan ibaret kalır. Karakterlerinin motivasyonlarını, başlıca kapitalizm ve yeşil aklama eleştirilerini hikâyesinin içerisine, karakterlerinin karar mekanizmalarına veyahut olay örgüsüne işlemez. Bunun yerine, söylemlerini bu sloganlar gibi dekoratif bir tablo gibi kullanır. Anlatı, yeri geldiğinde kendisini ciddiye alır ve bir tavır takınmaya çalışır. Ancak bu nedenler vesilesiyle ambalaj estetiğine saplanan, vitrinde duran renksiz bir süse dönüşmesine neden olur.

Keza politik açıdan çeşitli eleştirilere maruz kalan ve yakın sularda yüzen Ruben Östlund’un Triangle of Sadness (2022) filminin eleştirel derinliği ve argüman fazlalığıyla kıyasladığımızda bile Gavras’ın bu konudaki yetersizliğini görmek bir hayli mümkün. Yönetmen, bir söyleşisinde çocukluğunun Amerikan sinemasıyla değil, Yunan mitolojisine dair masallarla geçtiğini belirtir. Öyle ki, yanardağa kurban edilme anlatısı, mitoloji konjonktüründe And Dağları’nda yaşamış olan İnka Medeniyeti’nde gerçekleştirildiği söylenen bir ritüeldir. Bölgenin doğal afetlere yakın olan yapısı nedeniyle doğayı kontrol eden dağ tanrılarını sakinleştirmek adına yapılan bu ritüel, Amerikalı yönetmen King Vidor’un 1932 yapımı Birds of Paradise adlı filminde de ele alınır. Sacrifice‘a baktığımızda, Gavras’ın beslendiğini söylediği kurban ritüeli, inanç temelinde gelişen bir mitin derinliğinden bir hayli uzaktadır. O, mitolojiyi genelgeçer bir Amerikan sineması yöntemiyle, politik boşlukları ve neden sonuçları gizlemek için bir kılıf görevinde kullanır.

Sacrifice, temizlenmemiş kirli bir cama doğru bakıp neyin yansıdığını görmeye çalışan bir meraklı gibi. Cama söylenenleri, yapılan eleştirileri, mizahi ögeleri ileten kişi de bu aynayı sildiği zaman aslında kendisini gören kişi. Romain Gavras, açılışından son saniyesine dek tüm aynalarda tek bir kişinin ve fikrin yansımasını bırakıyor bize.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Unknown: Başka Bedende Kimlik Arayışı

Fall 2: Deadpoint: Ölümcül Olan Filmin Kendisi

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

Onimusha: Way of the Sword: Kılıçta Ustalaşmanın Bedeli

önceki yazı

Bitter Christmas: Almodóvar’ın Kendisiyle Hesaplaşması

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir