Yeni Zelanda yapımı The Rule of Jenny Pen, dünya prömiyerini 19 Eylül 2024’te Fantastic Fest’te yapmış ve En İyi Yönetmen Ödülü’nün sahibi olmuştu. Avrupa prömiyerini ise Ekim 2024’te Sitges Fantastic Film Festival’da gerçekleştirdiğinde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü başrollerdeki usta isimlerin ikisine birden verilmişti. Filmin Kuzey Amerika dağıtımını IFC Film ile Shudder üstlendi ve film 28 Mart itibariyle Shudder platformundaki yerini aldı. Yönetmen koltuğunda oturan James Ashcroft‘un ikinci uzun metrajı olan The Rule of Jenny Pen, Geoffrey Rush ve John Litgow gibi iki efsane oyuncuya ev sahipliği yapan bir korku, gerilim ve gizem filmi olarak öne çıkıyor.
Bir gün mahkeme salonunda geçirdiği bir inme sonucunda Yargıç Stefan’ın belden aşağısı felçli kalır ve özel bir hasta bakım merkezine yerleşir. Diğer hasta yaşlılara alışamayan Stefan bir an önce çıkma umuduyla beklerken bakım merkezindekileri istismar eden bir psikopat olan hasta Dave Crealy ile tanışır. Kısa sürede Stefan’ı da taciz etmeye başlayan Crealy ile arasında bir it dalaşı başlar. Stefan, Crealy’i alt etmenin yollarını arayacaktır.
Doğaüstü Yerine İçimizden Gelen Kötülük
The Rule of Jenny Pen, konusunu bilmeyenler için şaşırtıcı derecede orijinal bir hikaye sunuyor. Owen Marshall‘ın kısa hikayesinden uyarlama senaryo, özellikle Crealy’nin elindeki ürkütücü bebek sebebiyle bir süre ortada doğaüstü bir sıkıntı varmış hissiyatı yaratıyor olsa da insanın içinden gelen açıklanamaz bir kötülük ile de baş başa bırakıyor. Felçli yaşlı bir adam olan Stefan’ın yaşadığı çaresizlik oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Crealy’nin kökeni açıklanmayan psikopatlığı da aynı şekilde fazlasıyla gerçek hissettiriyor. Filmin geçtiği mekanın yaşlı hasta bakım merkezi oluşu atmosferi ekstra rahatsız edici ve gergin bir duruma getiriyor.
Korku sinemasında yaşlıların yer aldığı filmlerin (Hereditary, Midsommar, La Abuela vb.) veya sahnelerin daha korkutucu ve travmatik oluşu bu filmde de fazlasıyla işe yarıyor. Hikayesinden atmosferine kadar ilgi çekici olmayı başarıp klişe filmlerin arasından sıyrılmayı başaran The Rule of Jenny Pen‘in de elbette kusurları yok değil. Öncelikle Crealy’nin geçmişi ve psikopatlığının kökeni konusunda neredeyse bir şey söylenmemesi rahatsız ediyor. Elindeki bebekten aşırıya kaçan zorbalıklarına kadar havada kalıyor. Diğer karakterlerin geçmişlerinin veya derinliklerinin olmaması akış açısından problem yaratmıyor olsa da Crealy’nin derinlik eksikliği akışı bir tık zedeliyor.
Bir diğer sıkıntıysa filmin doruk noktasının yani finalin zayıflığı oluyor. Stefan’ın Crealy’i alt edişi oldukça ani ve basit bir biçimde gerçekleşiyor. Filmin o ana kadar kurduğu gizem ve gerilim fazla kalıyor. Potansiyeli finalde harcanmış hissettiriyor. Doğaüstü hissiyatı yaratan bebek, kedi, sanrılar vb. birer ters köşe unsuru olarak yer alıyor ancak bunun gerekliliği ise düşündürüyor. Film, afişi dahil olmak üzere fantastik korku hissiyatı ile kandırıyor. Bütün bunlara rağmen sık rastlanılmayan orijinal hikayesiyle izleyiciyi yakalamayı başarıyor.
Bağımsız Korkunun Prodüksiyona Yansıması
Her ne kadar günümüzde neredeyse tamamen bağımsız olarak adlandırılabilecek uzun metraj filmler neredeyse kalmamış olsa da büyük bir stüdyoya ait olmayan Yeni Zelanda yapımı The Rule of Jenny Pen filmini bağımsız bir korku olarak nitelendirebiliriz. Tek mekanda geçiyor oluşu, filmde tercih edilen soft-pastel renkler, yakın çekimler, doğal ışık kullanımı vb. etkenler filmin atmosferini daha doğal ve gerçekçi hale getiriyor.
Düşük prodüksiyon sonuçları gibi gözükse de aslında sadelik güçlü bir etki yaratıyor. Hatta film yer yer korku gerilim filminden ziyade bir arthouse dram filmine dönüşüyor, özellikle finalini zayıf kılan etkenlerden birisi oluyor. Ayrıca bakım merkezindeki yaşlıların gerçekçi ve dramatik durumları buna sebep oluyor.

Usta İsimler Korkuda
The Rule of Jenny Pen‘i başarılı kılan orijinal hikayesinin yanı sıra başrollerinde yer alan usta oyuncular oluyor. Yargıç Stefan’ı Geoffrey Rush, psikopat Crealy’i ise John Lithgow canlandırıyor. Geoffrey Rush, gönüllerde Pirates of the Caribbean serisindeki Barbossa rolüyle taht kurmuş olsa da sinema tarihinde daha pek çok önemli filmde rol almış usta isimlerden biri olarak Genius dizisindeki Einstein rolünden bu yana seneler sonra sinemaya geri dönüyor. Felçli muhtaç yargıç rolüyle hünerlerini ikna edici bir portreyle sergiliyor.
John Lithgow ise yakın zamanda hem Oscar ödüllü Conclave filmindeki rolüyle hem de The Old Man dizisindeki rolüyle sektördeki yerini sıcak tutuyor. Psikopat Crealy rolünde ise fazlasıyla sinir bozucu ve rahatsız edici bir performans sunuyor. Filmin diğer oyuncuları ağırlıklı olarak Yeni Zelandalı isimlerden oluşuyor, onlar da gayet iyi bir biçimde filme hizmet ediyorlar.
The Rule of Jenny Pen, fantastik korku gibi gözüken yönlerine rağmen ters köşe yaparak gerçek bir kötülüğü sunan farklı ve orijinal hikayesiyle başarılı bir korku gerilim filmi olarak karşımıza çıkıyor. Usta isimleri böyle gerilim dolu bir hikayede görmek için kesinlikle izlemeye değer. Şimdiden 2025’in iyi korku filmleri arasında yerini alıyor.
Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar