Prime Video’nun yeni orijinal filmi Deep Cover, 12 Haziran’da katalogdaki yerini aldı. Aksiyon ve komedi türlerindeki Deep Cover’ı Tom Kingsley yönetirken senaryosunu Ben Ashenden, Colin Trevorrow ve Derek Connolly yazdı. Deep Cover, tam da filmlerde olabilecek rastlantılar sonucunda bir araya gelen üç kişinin doğaçlama yaparken ortasına düştükleri maceraya odaklanıyor. Deep Cover, gerçeklikten uzak akışıyla, aradığı gerçekçilik olmayan izleyiciler için keyifli zaman geçirmeyi vadediyor.
Bryce Dallas Howard’ın canlandırdığı Kat, stand-up gösterisi tutmadığında kendini doğaçlama tiyatro dersleri verirken buluyor. Nick Mohammed’in canlandırdığı Hugh, kendini ifade etmekte, hızlı cevap vermekte zorlanıyor. Çalıştığı finans şirketinde hemcinsleri tarafından alaya alınan bu hali, patronuna küfredip işini tehlikeye atmasıyla sonuçlanıyor. Diğer yandan oyunculuğa duyduğu tutku her halinden belli olan, Orlando Bloom’un canlandırdığı Marlon metot oyunculuğunun çıkmazlarında kayboluyor. Marlon ve Hugh’u Kat’in doğaçlama tiyatro derslerine getiren sebepler farklı olsa da çözümü aynı yerde arıyorlar. Hayatlarındaki farklı problemler, Kat’in keşfedilmeye duyduğu arzuyla kesişiyor. Öğrencilerinin gösteri gecesi geldiğinde, bir polis Kat’e iş teklif ediyor. Suçlularla diyaloga girmek gerektiğinde polislerin hızlı cevaplar veremediğini söyleyen polis, Kat ve yanında getireceği iki improvisera onları rahatlatacak bir ücret öneriyor. Böylece gerçek olması hayli güç bir hikâye başlıyor.
Bu yazı Deep Cover filmi hakkında spoiler içerebilir.

Doğaçlayarak Suç Dünyasını Ele Geçirmek
Polisin Kat’ten isteği gayet basit aslında: Yolun aşağısındaki marketten sigara alması. Sigara derken kastedilen pek de masum değil gerçi. İsteğinin arka planında Londra’nın büyük uyuşturucu çetelerine giden yolu açmak var. Kat, söz konusu markete gittiğinde kapıda gözcülük yapması gereken Hugh ve Marlon da yanında geliyor. Türlü sakarlık ve gafların başlattığı atışma onları hayal bile edemeyecekleri bir yere götürüyor: Fly’ın (Paddy Considine) karşısına. Yani Londra’nın en korkulan ve polisin peşinde olduğu uyuşturucu satıcısına. Sosyal olarak tutuk Hugh’un bir nevi ağır abi rolünü aldığı bu sekansta, Marlon bıçkın delikanlıya, Kat ise çetenin beynine dönüşüyor. Kat için yazılan diyaloglar zekice görünüyor. Yine de bir biçimde her konuşmanın altından rahatlıkla kalkar hali “Bu kadar da değil,” dedirtiyor.
Daha önce hiç duyulmayan bu çetenin uyuşturucu alıp sattığına dair güven normalde olabileceğinden hızlı bir şekilde sağlanıyor. Tek derdi bir sonraki uyuşturucu alım satımının nerede, ne zaman olacağını öğrenmek olan polis, çeteyi rollerini sürdürmeye zorluyor. Her pes etme ya da kendini ele verme eşiği doğaçlayarak aşılıyor. Hikâyedeki dinamikler yeniden kurulurken tempo asla düşmüyor. Fly ve varlığından daha sonra haberdar olunan suçlular, çetede bir terslik olduğunu sezseler de yanlarından uzaklaştırmıyorlar. Kat’in eğitim verirken öğrencilerine öğrettiği iki temel kural var. Biri her zaman partnerine güvenmek, diğeri ise “Evet ve…” diyerek söyleneni üstüne koyarak devam ettirmek. Suç örgütlerinin işleyişi de buna benziyor bir anlamda. Devam edebilmek için birbirlerine bir ölçüde güvenmek ve “Evet ve…” diyerek sistemi sürdürmek zorundalar. Kat, Hugh ve Marlon, onlara açılan bu oyun alanında hayatları pahasına doğaçlıyor. Zaten başka şansları da yok.

Karakter Gelişimleri Kayda Değer
Bana öyle geliyor ki oyunculuk, herkes gibi ve aynı anda herkesten farklı olma arzusundan kaynaklanıyor. Kat’in, hayatlarında kalıcı bir düzen kuran arkadaşlarının yanında yabani kalıyor. Buluştuklarında ekonomik koşullarının ve hayattan beklentilerinin farklılığı belirginleşiyor. Hayatları farklı yönlere gitmesine rağmen hâlâ sürdürmeye çalıştığı arkadaşlıklarının zemininin çoktan ortadan kalktığı kısa sürede ortaya çıkıyor. Bu durum en iyi, Kat’in Hugh, Marlon, Fly ve Shosh (Sonoya Mizuno) ile birlikte içmeye çıktığı gece yakın arkadaşlarıyla karşılaştığı sahnede ortaya çıkıyor. Bekarlığa veda partisini kaçırdığı arkadaşı Kat’e şefkatle yaklaşıyor. Kat ise bir nevi gizli polisi oynadığı görevinin açığa çıkmasından endişe ediyor. Aynı arkadaş grubundan birinin arabasını ceset taşımak için çaldığında da aynı duygu devam ediyor. Kat, en başta kendini arkadaşlarıyla kıyaslarken aidiyet geliştirdiği yeni rolü onu özgürleştiriyor.
Sosyal becerileri zayıflığıyla hatırlanan ve ağır abi rolüne yerleştirilen Hugh, Fly’ın sağ kolu Shosh’un ilgisiyle dönüşüyor. Hayatta ne istediğini görmezden gelen haliyle ait olmadığı bir ortamda çalışan Hugh, ağzından çıkanlardan o kadar da korkmadığı birine dönüşüyor. Polislerden ölümüne nefret eden, Fly’ın sağ kolu olan Shosh, Hugh’un onları ihbar eden bir köstebek olması ihtimaline rağmen duygularını göstermekten çekinmiyor. Hugh, Kat ve Marlon’un ona gösterdiği anlayışla bir grupta kabul görebilmenin mümkün olduğunu fark ediyor. Shosh’un beğenisi ise sevilebilirliğine kanıt oluyor. Son derece kibar bir insan olmasına rağmen bir köpeğin kalbini kırabilmesi, değişimin başladığına işaret ediyor.
Marlon’un metot oyunculuğuna duyduğu tutku, karakter yaratırken uçmasına neden oluyor. Böylece sahiciliğini yitiriyor. Metot oyunculuğunun faydaları da yok değil ama. Bu oyunculuk türünün sağladığı alanı sonuna kadar kullanıp bir cesedi parçalayacak kadar ileri gidiyor mesela. Gündelik hayatta pek de kolay deneyimleyemeyeceği bu canilik ve tanıdığı insanlar, onun oyunculuğa yaklaşımını biraz olsun değiştiriyor. Hiç değilse artık oyunculuğa zihinsel bir pratik olarak yaklaşma eğilimini geride bırakıyor. Gerçek insanlardan öğrendiklerine odaklandığı bir oyunculuk tercih ediyor.

Türün Kodlarıyla Oynuyor
Deep Cover, Londra’da geçen bu aksiyon dolu komedide sistemi alaya aldığını hissettiriyor. Özellikle de yaşanan şüpheli bir cinayetin ardından devreye giren dedektiflerden biri polisiyelerin klişe yanlarını ortaya serme görevini üstlendiğinde. Üstelik bu defa kamera kayıtlarında yüzler apaçık görünüyor, olaya karışan kişilerin kimliği kolayca belirleniyor. Buna rağmen türlü aksilik, dedektiflerin olayı çözmelerini, suçluları yakalamalarını engelliyor. Beceriksiz dedektiflerin var olduğu böyle bir ortamda uyuşturucu çetelerinin sıkılgan, bu işi bırakmak isteyen liderlerinin olması hiç şaşırtıcı gelmiyor. Kaldı ki her zaman bir başka patronun olduğu bu sistem, insanları tek renkli olmaya iterken sakin bir hayatının hayalini kuranın hayatta kalması pek de mümkün olmuyor. Sosyal olarak tutuk birinin normal şartlarda doğaçlama gerektiren bir ortamda var olmasının da gerçekçi olmadığı gibi. Zira nereden geldiği bilinmeyen birkaç insanın bir anda bütün uyuşturucu çetelerine yön veren bir konuma yerleşmesi de normalde olası değil.
Deep Cover, gerçeklik ve gerçekçilik bir kriter olarak alınmadığında izleyiciye keyifli bir seyir sunmayı başarıyor. İddiası bundan fazlasıysa ne yazık ki senaryonun sadece filmlerde olabilecek şeyleri gösterdiğini hatırlatmamız şart. Özellikle de konu bir polisin üç improviserı sivil polis olarak görevlendirdikten sonra, uyuşturucu kartellerinin arasına rahatlıkla sızmaları söz konusu olduğu için. Bununla beraber alışılagelen yapıları siyah ya da beyaz olmaktan çıkarıp grileştirebildiği için Deep Cover’ı beğendiğimi söyleyebilirim. Keyifli zaman geçirmekten fazlasını beklemeden izlenmeye son derece uygun.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar