Gerilimin ustası Alfred Hitchcock’un sinema tarihindeki en etkili figürlerden biri olduğu söylenebilir. Gerek Fransız Yeni Dalga akımına verdiği ilham gerek Hollywood’a getirdiği yeniliklerle unutulmaz bir kariyere imza atmış olan yönetmen, ayrıca bugün bile hâlâ takdir edilen bir tekniği pürüzsüz şekilde kullanmış ilk icracılardan. Henüz dijital görsel efektlerin ya da kurgu tekniklerinin olmadığı bir dönemde, baştan sona kesilmemiş/tek çekimmiş illüzyonu yaratan Rope, yönetmenin ünlü gerilim formülünün de mükemmel bir örneği.
Olay Yerinde Misafir Ağırlamak
Rope; sosyopat bir katil ve gergin işbirlikçisinin, ceset hâlâ oturma odalarındaki bir sehpanın içerisindeyken maktulün tanıdıklarına bir davet vermesini konu alıyor. Cinayetin işlenişini ilk sahnelerinde gösteren film, 80 dakikalık süresini izleyiciye her an bir şeylerin keşfedileceği gerginliğini hissettirerek geçiriyor. Bir apartman dairesinde geçen, hatta kameranın da bir odadan nadiren ayrıldığı film boyunca toplamda on karakterden fazlasını görmüyorsunuz. Ortamdaki gerilimin yükünü de aslında yalnızca üç oyuncu sırtlanıyor.
Hitchcock, kariyeri boyunca sık sık birlikte çalıştığı James Stewart’ı burada da olayı çözecek iyi adam rolünde değerlendiriyor. Oyuncunun güven veren yüzü, hikayenin merkezindeki katillerin kurnazlığıyla büyük bir tezat oluşturuyor. O kadar ki, Stewart’ın canlandırdığı Rupert Cadell karakterini tanıtmakta da hiç acele etmiyor yönetmen. Stewart’ın ekranda göründüğü ilk andan itibaren sahneyi çalacağından eminmişçesine, karakterini hikayesine dahil etmek için neredeyse filmin ortasına ulaşmayı bekliyor. Neyse ki, John Dall ve Farley Granger’ın canlandırdığı katil karakterlerinin dinamiği izleyicinin ilgisini ekranda tutmayı başarıyor. John Dall’un Brandon’ı herkese tepeden bakan, aşırı özgüvenli bir sosyopatı yansıtırken Granger’ın canlandırdığı Philip, işbirlikçi olmaya ikna edilmiş, daha panik bir karakter sunarak gerilimin dozunu artırıyor.

Gözünüzü Ayırmanıza İzin Vermiyor
Bugün teknik anlamda büyük bir başarı gibi görünse de, Rope’un benimsediği “tek çekimimsi” yaklaşım yayınlandığı dönemde pek de takdir görmemiş. Özellikle Hollywood’un geleneksel kurgu tekniklerinden keyif alan eleştirmenlerce gereksiz bir teknoloji demosu gibi değerlendirilen film, gişede de büyük bir başarı yakalayamamış. Gerçekten de film, tıpkı uyarlandığı 1929 tarihli ana eser gibi bir sahne oyunu izliyormuşsunuz hissi veriyor. Hitchcock’un kısıtlı zaman ve mekanda geçen filmlerinin ikincisi olan Rope, aynı zamanda yönetmenin Technicolor’ı kullandığı da ilk film. Fakat sinemanın tiyatrodan farklı yönleriyle henüz günümüzdeki kadar ayrışmadığı bir dönemde, eleştirmenlerin bu tekniği bugünkü kadar etkileyici görmemesi de anlaşılabilir.
Rope, gerçekten de hikayesindeki kısıtlamalarla tek çekim illüzyonu kurmanın görece daha az hayranlık uyandıracağı bir film. Hikaye, bu tekniğin yakın dönemdeki temsilcilerinden Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) ve Climax’e kıyasla hem çok daha az karakter barındırıyor hem de çok daha kısıtlı bir mekanda geçiyor. Bana kalırsa, yine de çekimleri sırasında oyuncuların aynı sette bulunup bulunmadığını bile sorgulatacak şekilde kurgulanmış modern filmlerin yanında mücevher gibi parlıyor. Ayrıca kısıtlı mizansenine rağmen kamera hareketlerini son derece aktif kullanması ve izleyiciyi bakmaya zorlamasıyla da gerilim hissini bir an olsun azaltmıyor.

İzlemeye Değer Bir Gerilim Filmi
Rope, Hitchcock’un başyapıtlarla dolu kariyeri içinde göze çarpmasa da, pek çok yönetmenin en iyi işi olabilecek bir film. Formla denemeler yapmak isteyen bir yönetmenin, diğer her unsuru olabildiğince sadeleştirdiği bir eser. Baştan sona akıcı ve seyir zevki son derece yüksek bir anlatı. Özellikle hikaye anlatıcılığına ilgi duyan, kısıtlamaların ne gibi yaratıcı çözümlere olanak sağlayacağını araştırmak isteyen izleyiciler için önemli bir fırsat. Yazımında kelime oyunlarının abartıldığı, neredeyse komikleşen replikler ya da gizli sahne geçişlerinin o kadar da gizli kalmadığı anlar tabii ki var, fakat geneli itibarıyla gayet etkileyici bir gerilim filmi.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar