60
YAZARIN PUANI

Edward Berger, son yılların yükselen yönetmenlerinden biri. 2022’de All Quiet on the Western Front, 2024’de de Conclave ile tüm dünyada adından söz ettirmişti. Filmler seyirciler tarafından sevilmiş, bir yana eleştirmenlerden de övgüler almıştı. Ödül sezonunda da adından çok söz ettiren bu iki film, Oscarlar’da da ciddi anlamda dikkat çekmişti.

60
YAZARIN PUANI

Edward Berger, Conclave’den sadece bir yıl sonra yeni filmiyle Netflix’te seyircisiyle buluştu. Ballad of a Small Player bir kumarbazın kısa bir dönemine odaklanıyor. Asker, papa, şimdi de bir kumarbaz. Berger’in kendine has mekanlarda hayat bulan karakterleri oldukça meşhur. I. Dünya Savaşı’ndaki askerleri ve konsey salonlarındaki papayı anlattıktan sonra şimdi de kumarhanelerdeki bir kumarbazı anlatıyor. Bu üç filmi peş peşe düşününce onun karakterlerini özel yapan şey belki de budur diye düşünüyorum. Zira, karakterler hep kendilerine has mekanlarda hayat buluyor.

Ballad of a Small Player Film İncelemesi Arakat Mag Netflix Türkiye 2025 Edward Berger Colin Farrell Chik Ka Lai Alan K Chang Tilda Swinton

İlk Yarı Kafa Karıştırıcı

Filmin kabaca ilk on dakikalık sekansında Colin Farrel’ın canlandırdığı Lord Doyle’u tanıyoruz. Kendisine şans getiren eldivenler giydiğini, büyük bir kumarbaz olduğunu ve hatta kumar oynamaya bağımlı hale geldiğini hemen bu bölümde öğreniyoruz. Bu sekans, ilk bakışta sanki oldukça hızlı bir reklam filmi gibi duruyor. Bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum. Sadece hızı ve karakteri etraflıca tanıtmaya çalışması bana böyle hissettirdi.

İlk on dakikadan sonra, filmin yarısına kadar lineer olmayan bir kurguyla ilerliyor gibi görünen bir film izliyoruz. Olaylar her ne kadar zamanda atlamalı bir kurguyla anlatılıyor gibi görünse de, biz Lord Doyle’u zamanda pek bir atlama olmadan tanıyoruz. Özellikle filmin ilk çeyreği ne olduğunu anlamak oldukça güç. Anlatılanlar gerçek mi, yoksa karakterin rüyası mı? Bunlar nereye bağlanacak? Aralara giren saniyelik sahneler filmin finaline bir atıf mı?… Bunların hepsi, seyircinin kafasını allak bullak eden sorular.

Filmin ilk yarısında net bir şekilde anladığımız bir şey var ki, o da Lord Doyle’un ciddi bir kumar borcu olduğu ve bunu ödemek için yine kumar oynamaktan başka bir çaresinin olmadığı. Bu borcu ödeyip ödeyemeyeceğini ilk yarıdan kestirmek zor, ama kendisinin sık sık söylediği “bir lordun söylediğini yapacağı” tabiri ona olan inancımızı diri tutuyor.

İlk yarıda hikayeye dahil olan bazı kritik karakterler var. Bunların başında Dao Ming (Fala Chen) geliyor. Lord’a küçük bir borç veren bu kadın bir Asyalı. Özellikle Dao Ming’in olduğu sahneler, -ne yalan söyleyeyim- kafamda bazı filmlere atıf yaptı. Yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim yoğun renk kullanımının da etkisiyle Dao Ming’i gördüğümüz her sahnede kafam Wong Kar-wai filmlerine gitti. Sanki bu sahneler, In the Mood for Love (2000) filminden fırlamış gibiydi. Hele ki filmi ikiye bölen sisli hava görüntüsünden sonra karakterin Lord Doyle’u “misafir ettiği” evi, Kim Ki-duk’un Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring (2003) filminin meşhur mekanı gibiydi. Bu yanıyla, filmde kullanılan Asyalı kadın karakter benim zihnimde başka pencereler açtı.

Dao Ming, her ne kadar Lord Doyle’a yardım eden bir karakter olsa da, ana karaktere rakip olan ve başına iş açan karakterler de var. Bunların başında, kendisinin fotoğraflarını çekip onu tehdit eden Blith (Tilda Swinton) geliyor. Kısa süre içerisinde Doyle’un Blith’e de borcu olduğunu öğreniyoruz. Tüm bunların anlaşılması, bu bölümün başında da belirttiğim gibi çok kolay olmuyor. Doğrusal bir akışta ilerlemeyen ilk yarıda bunları doğru düzgün anlamak epey zaman alıyor. Bu durum, belki seyircinin merakını diri tutmak için planlanan bir şeydir, ama çok iyi çalıştığını söylemem pek mümkün değil.

Ballad of a Small Player Film İncelemesi Arakat Mag Netflix Türkiye 2025 Edward Berger Colin Farrell Chik Ka Lai Alan K Chang Tilda Swinton

İkinci Yarı Hızlı ve Kaotik

Yukarıda da söylediğim üzere filmi iki bölüme ayırmak mümkün. İkinci yarı, sisli bir havada yukarıdan gördüğümüz bir gölet ile başlıyor. Alacaklılarından kaçan Lord Doyle’a yardım eden Dao Ming, onu bu baraka tarzı evde ağırlıyor. Bir sabah uyandığında Dao Ming’i göremeyen Doyle, yandaki küçük kulübenin altında göletin içinde çuvallar dolusu para buluyor. Parayı da alıp kumarhaneye dönüyor.

İlk yarıda dipte bulduğumuz kumarbazın bu bölümde tekrar yükselişini izliyoruz. Oynadığı oyunda kurallar gereği iskambil kağıtlarında açılabilecek en büyük sayıyı açması gerekiyor. Oyunda defalarca üst üste 9 açması, olasılık hesaplarını alt üst ediyor. İnanılmaz bir yükselişe geçince kumarhane sahipleri ona engel oluyor ve kumar oynamasını durduruyor. Bir daha kumar oynayabileceği hiçbir kumarhane kalmıyor, çünkü tüm kumarhaneler tarafından aynı muameleyle karşılaşacağını anlıyoruz. Bu sahnede para kazanma hırsından ziyade oyun oynamaktan alıkonması onu üzüyor. Çünkü o ne kadar kazanırsa kazansın gerçek bir zengin değil. Dikkat edildiğinde fark edilecektir ki, zenginlik içinde odasında şampanya içerken “Şampanyayı hiç sevmem.” diyor. Aynı durumu puro içerken de yaşıyor. Arabada puro içerken camı açıp purosunu dışarı atıyor. Çünkü o puro içmeyi de seven biri değil. Kısacası Lord Doyle bir zengin değil, zaman zaman zengin taklidi yapan bir kumarbaz. Kazandığı çantalar dolusu para da onun değil, çünkü herkese borcu var. Herkes onun çok zengin olduğunu zannettiği zamanlarda onun da bildiği bir gerçek var ki, o ne zenginler gibi şarap içmeyi ne de puro tüttürmeyi seven biri. Onu özel kılan şey zenginliği değil, kumarbazlığı.

Kumarbazlık, onun belki asıl ayırt edici özelliği ama onunla olan ilişkisi de son derece seviyesiz. Kumara olan tutkusunu kontrol edebilen biri değil, onun bağımlısı. Herkese borçlanacak kadar büyük bir bağımlı hem de. Dikkatimi çeken sahnelerden biri, Lord Doyle’un kumarhane sahneleri ile sosyal hayattaki sahneleri arasındaki farklar. Onun etrafında sadece kumarhanedeyken insanlar var. Sosyal hayatta etrafı o kadar boş ki, sanki bir salgın filminin başrolünü oynuyor gibi. Restoran sahnesi örneğin. Sadece Dao Ming ve o var. Edward Berger, kamerayı uzağa kurmuş ve etrafın boşluğunu defalarca kez seyirciye göstermek istemiş. Bu sahneler üzerinden bir kumarbazın kumarhane dışındaki sosyal hayatını görmek çok zor olmasa gerek.

Ballad of a Small Player Film İncelemesi Arakat Mag Netflix Türkiye 2025 Edward Berger Colin Farrell Chik Ka Lai Alan K Chang Tilda Swinton

Renkli ve Yüksek Sesli Bir Teknik

Ballad of a Small Player, ilk bakışa direkt Conclave’i andıran bir görselliğe sahip. Renk paletinin en koyu tonlarının kullanıldığı bir film izliyoruz. Lord Doyle’un takım elbiseleri bile oldukça canlı renklere sahip. Buna ek olarak mekanların iç tasarımları, binalar, sosyal hayatın kendisi de renkli. Bu fazla “renklilik”, karakterin karanlığıyla bir tezat oluşturuyor şüphesiz. Örneğin Doyle’un bir daha kumar oynayamayacağını öğrenince odasında adeta bir domuz gibi yemek yediği sahneyi düşünelim. Son derece renkli ve yüksek tavanlı bir odada böylesine iğrenç bir yemek yeme şekli ve sonrasında gelen kusma sahnesi, pek olacak bir şey değil gibi. Ama Edward Berger, böyle bir tezatlık kurarak renkli görselliği olaylarla farklı bir şekilde estetize etmeyi tercih etmiş.

Buna ek olarak, filmde kullanılan müzikler de bana Conclave’i hatırlattı. Sahneye aniden giren yüksek müzikler filmin içinde sarsıcı olsa da, çoğu zaman yersiz olduğunu düşündürttü. Bu açıdan Ballad of a Small Player, Conclave‘in yolundan giden ama onun fazla gölgesinde kalmış bir film gibi hissettiriyor.

Öte yandan, filmin kamera kullanımını beğendiğimi söylemem gerek. Özellikle uzak noktalardan seyreden kamera açıları, karaktere daha mesafeli durmamızı istiyor gibi kurgulanmış. Bu tercih işe yaramış diye düşünüyorum. Onun dışında, özellikle Colin Farrell’in kumarhanedeki yakın plan çekimleri onun ruh halini anlamamız için planlanmış. Görüntü yönetmeni James Friend, elinden gelse kamerayı Colin Farrell’ın kafasının içine yerleştirecekmiş gibi görünüyor.

Ballad of a Small Player, Edward Berger’in Conclave ve All Quiet on the Western Front’dan sonra biraz daha aşağılarda görülecek bir filmi. Ancak yine de filmi beğendiğimi söylemem gerek. Bunun ana sebebi; izleme deneyimi açısından seyirciyi kaçırmayan, kendinde tutmayı bilen bir yapım olmasıyla doğrudan alakalı.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

A House of Dynamite: Özenli Bir Kıyamet Filmi

Nouvelle Vague: Sadık Bir Taklit

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

Anemone: Babaların Günahlarını Oğulları Çeker

önceki yazı

Monster: The Ed Gein Story: Delilik ve Merhametin Kesişimi

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir