Yerli sinemanın ayrıksı figürlerinden Can Evrenol’un sessiz sedasız bir şekilde Doğa Lara ile gerçekleştirdiği Beril_XXX projesi, ismiyle bile izleyiciyi bir yorum alanına davet ediyor. Yönetmenin yaz aylarının boşluk hissi içinde, minimal bir ekiple ve neredeyse endüstriyel beklentilerden tamamen arınmış biçimde çektiği bu art house deneme, yaratıcı çıkış noktasını Doğa Lara’nın zihinsel dünyasından alıyor; Evrenol’un karakteristik görsel diliyle beden kazanıyor.
Ortaya çıkan şey; bir yönetmen filminden ziyade, iki yaratıcı aklın sansürsüz karşılaşması gibi duruyor. Türkiye’de sinema ve televizyon sektöründe genel sınırların dışında konumlanan Evrenol’un burada gerçekleştirdiği hamle, aslında uzun süredir yapmasına izin verilmeyen bir sinemaya temas etmek gibi okunabilir.
Açık ilişki dinamikleri, cinsel özgürlük fikri ve Moda çevresinin kentli ilişkiler ağı üzerine kurulan film; erotizmi yalnızca provoke edici bir unsur olarak değil, bir yaşam pratiği olarak ele almaya çalışıyor. Sevişme sahneleri mizansenleştirilirken farklı fantezi alanlarının varlığı, yönetmenin dijital platformlar için çektiği Çıplak’ı hatırlatıyor; hatta Beril_XXX, o dizinin hiçbir zaman yayınlanmamış yasaklı final bölümü hissini taşıyor.
Yeni Dalga Hayali, İtalyan Erotik Sineması Gerçekliği
Film, teorik olarak Fransız Yeni Dalga referanslarıyla konumlandırılsa da, ortaya çıkan estetik daha çok 1970’lerin İtalyan erotik sinemasının serbest akış mantığını çağrıştırıyor. Hikâye burada belirleyici bir unsur olmaktan çıkıp, planlanan kimi sahnelerin stilize bir video estetiği içinde serbest çağrışıma dayalı deneysel hamlelere dönüştüğü bir yapıya evriliyor. Tutkular, plansız karşılaşmalar ve anlık dürtüler üzerinden ilerleyen anlatı, özgürleşme fikrini kurmaktan ziyade onu performe ediyor. Bu nedenle film, yer yer Frances Ha’nın erotik bir varyasyonu gibi çağrışırken, görsel ve tonal anlamda ise Tinto Brass etkisi bir o kadar hissediliyor.
Öte yandan, filmin bazı sahneleri fanteziler üzerinden şekillenen 90’ların yerli video piyasasının Bay E ruhunu da anımsatıyor. Moda’da yaşayan burjuva bir çevrenin gündelik hayatını anlatırken eğlenceli olma iddiası taşıyan yapı, aynı zamanda sektörün kendi ciddiyetiyle alay eden bir taşlama katmanı kuruyor. Sinan Yusufoğlu’nun canlandırdığı festival yönetmeni karakteri ve popüler dizilerden tanınan başrol figürünün kimliği, – belirli estetik ve ideolojik sınırlar çizerek dışarıdakileri görünmez kılan – sinema sektörüne yönelik kör göze parmak bir gönderi hâline geliyor. Film, sanki kendi üreticilerinin de içinde bulunmak istemediği bir dünyanın ortasında, çeşitli figürleri eleştirerek eğlenme yolunu seçiyor.
Rus lensleriyle kurulan görsel dünya, ilk bakışta stilize bir tercih olarak dikkat çekse de, film ne Fransız Yeni Dalga’nın spontane gerçekçiliğine ne de Sovyet sinemasının sert plastik estetiğine yaklaşabiliyor. Bunun yerine ortaya çıkan görüntü dili, daha çok Instagram filtrelerinin yarattığı çağdaş bir göz boyama hissi bırakıyor. Yine de bazı mizansenlerdeki zorlayıcı kadraj tercihleri, Evrenol’un yönetmenlik anlamında hâlâ risk almaktan çekinmediğini gösteriyor. Beril_XXX muhtemelen geniş bir seyirciye ulaşmayacak; hatta vizyon ihtimali bile belirsiz. Dijital platformların sansür refleksi düşünüldüğünde, filmin yurt dışı dolaşımı araması şaşırtıcı olmayacaktır.

Dönemin Ruhunu Farklı Bir Kitle Üzerinden Deneyimlemek
Film, dönemin ruhunu doğrudan yakalamaktan ziyade, kendine ait yapay bir evren kurmayı tercih ediyor. Bu yapaylık hissi ise filmi tuhaf biçimde samimi kılıyor. Diyalogların zaman zaman boşluk hissi yaratması bile rahatsız edici olmaktan çıkıyor; çünkü seyirci daha ilk dakikadan itibaren nasıl bir fanusun içine girdiğinin farkına varıyor.
Kendine özgü giyim kodları ve ciddiye alınma arzularına karşın, yaşadıkları kapalı dünyanın dışına seslerini ulaştıramayan karakterlerin perspektifinden bakması, filmi değerli kılan asıl unsur hâline geliyor. Sinemasal soyağacına bakıldığında ise Beril_XXX’ün Gregg Araki sinemasına yakın durduğu açıkça hissediliyor: gençlik, arzu, yabancılaşma ve bilinçli stilizasyonun birleştiği o kırılgan alanlar…
Beril_XXX göz devrilen anları bol, anlatısal olarak dağınık ama niyetini saklamayan bir film. Kusurlarını gizlemek yerine onları estetiğin parçası hâline getirirken, küçük bir çevre tarafından keşfedilecek ve muhtemelen uzun süre fısıltıyla konuşulacak bir potansiyel taşımasından dolayı, ileride suçlu zevk niyetine tüketilebilecek bir kült filme evrilebilir. Bu nedenle filmi başarı ya da başarısızlık eksenine yerleştirmek anlamsız bir uğraş gibi geliyor.
Türk sinemasında çoğu yönetmenin giderek daha güvenli alanlara çekildiği bir dönemde Can Evrenol, kendi ilgi alanlarını takip etmeyi seçiyor. Film yer yer dağınık, yer yer fazlasıyla kendine hayran, bazen de bilinçli bir amatörlük hissi taşıyor; fakat tam da bu nedenle steril bir sinema pratiğinin karşısında duruyor. Belki Beril_XXX, üzerine uzun teoriler kurulacak bir film olmayacak. Ama bir yönetmenin sektörün beklentilerinden sıyrılıp yalnızca yapmak istediği şeyi yaptığı o nadir eserlerden biri olarak hatırlanabilir.
Kısacası Beril_XXX; izleyeni zaman zaman yoran, zaman zaman eğlendiren, çoğu zaman ise “Buna gerçekten gerek var mıydı?” dedirten bir deney gibi. Yine de, sinemanın hâlâ kişisel bir risk taşıyabileceğini hatırlattığı için değerli. Çünkü bazen sinema, kusursuz olma beklentilerinden sıyrılıp, tutkulu ve kendi halinde bir deney alanına dönüşebilir.
Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar