
Mortal Shell 2 (PS5)
Mortal Shell II, ilk oyunun her alanda üzerine koyabilen, tür içerisinde kendine bir yer edinmeyi başaran bir soulslike örneği. Türden keyif alıyorsanız gönül rahatlığıyla alıp oynayabileceğiniz, türe mesafeliyseniz bile bir şans verebileceğiniz bir oyun.
Son yılların en popüler oyun türlerinden birinin soulslike‘lar olduğu söylenebilir. FromSoftware’in etkili formülünü kopyalayıp çeşitli değişikliklerle kendi kimliklerini bulmaya çalışan daha küçük stüdyolar, Lies of P gibi başarılı örneklerden Lords of the Fallen gibi daha az sevilen eserlere imza attılar. 2017’de AAA oyunlarda tecrübeli bir kemik kadro tarafından kurulan Cold Symmetry ise 2020’de Mortal Shell ile türe kendi yorumunu getirmeyi başarmıştı.
15 kişilik küçük bir ekibin geliştirdiği oyunun Dark Souls esintili oynanışı; karanlık atmosferi, kendine has “hardening” mekaniği ve verimli bölüm tasarımıyla birleşince hem hayranlar hem de eleştirmenlerce genel olarak beğenilmişti. 1 yıl içinde 500.000, 2023 itibarıyla ise 1 milyon satışa ulaşan oyun, geliştiricilerine doğru yolda olduklarına dair yeterli motivasyonu sağlamış olacak ki, ekip 2026’da Mortal Shell II ile geri döndü. İlk oyunun başarılı yönlerinin tümünü daha da geliştiren devam oyununun soulslike türünün en iyi güncel örneklerinden olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Aynısının Daha İyisi
Önce şunu netleştirelim: Mortal Shell II’yi oynamak için ilk oyunu oynamanıza gerek yok. Oyun, gayet basit bir açılışla sizi dünyasına kelimenin tam anlamıyla fırlatıyor ve hikayesini parça parça öğrenmenize izin veriyor. Kökeni bilinmeyen The Undermether adındaki bir tanrının evlatlarından birini oynuyoruz. Harbinger isimli kemiksi yaratığımız, Mether’ın diyara saçılan yumurtalarından (Ova) henüz yozlaştırılmamış olanları toplayıp geri götürmekle görevlendiriliyor.
Size verilen ilkel formunuzla oyunu oynamak mümkün olsa da, bu yolculukta esas yardımcılarınız oyuna da adını veren “fani kabuklar” oluyor. İlk oyundaki oynanabilir karakterlerden Harros’la başlayan maceramız, kısa sürede bu oyunda tanıtılan 8 kabukla tanışmamız ve her birini elde edebilmek için oyunun açık dünyasında yolculuğa çıkmamızla beraber yön değiştiriyor.
Mortal Shell II, ilk oyundan tanıdığımız Tiel ve Eredrim’in yanına 6 kabuk daha ekleyerek karakter seçkisini ilk oyunun iki katına çıkarıyor. Bu kabuklar, oyuna başlarken Harbinger’a dair bir sınıf seçmediğiniz için, oynanışınızı şekillendirecek sınıf araçlarına dönüşüyor. Her birinin kendine has değerleri ve özel yetenekleri olan kabuklar, hem sizi haritayı keşfetmeye teşvik ediyor hem de oynanışa hoş bir çeşitlilik katıyor. Örneğin, Tiel ile daha gizlilik ve hız odaklı bir oynanışa yönelirken Eredrim ile düşmanlarınıza bodoslama dalmaya alışıyorsunuz.
Kabukların bu çeşitliliği, eşyalarla özel yetenekler arasındaki çeşitli sinerjiler ve farklı düşman/bosslar karşısındaki avantajları, hepsine az da olsa şans vermenizi sağlayarak sizi oyunun sunduğu tüm mekaniklerle etkileşime geçmeye teşvik ediyor. Bir kabukla daha fazla oynadıkça onun farklı özelliklerini açabiliyorsunuz fakat bu geliştirmelerde kullandığınız kaynaklar fazlasıyla nadir, dolayısıyla hangi kabuğu daha çok kullanacağınızı dikkatle seçmeniz gerekiyor. Ayrıca her karakterin oyun dünyasının karanlık atmosferini bir adım öteye taşıyan korkunç geçmişleri var, ki bunları da kabuklarla bağınızı geliştirirken parça parça öğreniyorsunuz.

Zengin RPG Mekanikleri
Kabuklar oyunun belki de en önemli parçası ama Mortal Shell II diğer RPG unsurlarını da oynanışa oldukça iyi entegre ediyor. Oyun, saldırı engelleme şeklinizi değiştiren ya da geliştiren mühürler aracılığıyla dövüş mekaniklerini doğrudan çeşitlendiriyor. Savunma zamanlamasını doğru ayarladığınızda savuşturma şansı tanıyan bir mühüre de, savunma yapmanızı tamamen engelleyip doğru zamanlamayı daha fazla ödüllendiren bir mühüre de rastlıyorsunuz. Ya da başka bir mühürle savunma özelliğinizden feragat edip kendinizi kısa süreliğine taşa dönüştürmenizi sağlayan, ilk Mortal Shell’in de imzası olan “hardening” gücünü kazanabiliyorsunuz. Oyunun başında karşınıza çıkan Slayer Seal ise savuşturmalarınızın can yenilenmesi ve hasar artışı gibi birçok yan özellik kazandırmasını sağlayarak soulslikeların yüksek zorluğuna alışamayan oyuncular için bir nevi “kolay mod” şansı tanıyor.
Hem dövüş mekaniğini hem de karakterinizi nasıl şekillendireceğinizi zenginleştiren bir diğer unsur da Tarstonelar. Yakın dövüş ve menzilli silahlarınızı geliştirmek için kullanabileceğiniz Tarstonelar, silahınıza ya da karakterinize pasif güçlendirmeler eklemekten yeni saldırılar kazandırmaya kadar geniş bir özelleştirme yelpazesi sunuyor. Kabuk, silah, mühür ve tarstone kombinasyonlarının sunduğu bu çeşitlilik, oyunun dövüş mekaniklerini kendinize göre değiştirebilmeye olanak sağlayarak soulslike oyunların fazlasıyla dik zorluk eğrisini yumuşatıyor. Bu durum da Mortal Shell II’yi türe uzak oyuncular için bile albenisi yüksek bir alternatif olarak öne çıkarıyor.
Bölüm tasarımlarında da çoğunlukla iyi bir iş çıkarılmış. Oyun süresi için yeterince geniş olan açık dünya, başta nereye gitmeniz gerektiğine dair biraz kafanızı karıştırsa da, oyunun dengeli zorluk seviyesi pek çok rotadan ilerlemeyi mümkün kılıyor. Ayrıca, kabukları haritada işaretleyebilmenin sağladığı yönlendirme sayesinde, oyunun 6 ana bossuna ulaşabileceğiniz Corrupted Gate’leri bulmanız fazlasıyla kolay. Genellikle açık mekanlardan oluşan haritada hafifçe gizlenmiş pek çok yer altı zindanı da var, ki bunlar ikinci oyunun Elden Ring’e kayan yapısına orijinal oyunun Dark Souls esintilerini serpiştirerek oyun zevkinizi bir hayli artırıyor.
Binbir zorlukla ulaştığınız her yerde size anlamlı ödüller sunan oyun, keşif mekaniğini oynanışının aktif bir parçası haline getirerek açık dünya yapısının hakkını veriyor. Açık dünya tasarımına dair belki de tek kusur, öldüğünüzde yeniden doğabileceğiniz beaconların yerleştirmesindeki tutarsızlık olabilir. Zira, nadiren de olsa yakın alanlara çok fazla beacon yerleştirildiğine ya da son ölümünüzden sonra ruhlarınızı toplayabilmek için dakikalarca dövüşmeniz gereken senaryolara denk gelebiliyorsunuz.

Boss Dövüşleri Hayal Kırıklığı
Oyunun eleştiriyi belki de en çok hak edecek yanı boss dövüşleri. Açık dünyadaki karşılaşmalar; düşmanlarınızın hareket döngüleri ve grup halinde saldırabilmeleriyle ne kadar çeşitlilik sunuyorsa boss dövüşleri de maalesef bir o kadar tekdüze kalıyor. Pek çok boss sınırlı sayıda saldırı animasyonuna sahip ve bu animasyonların bazıları sıradan düşmanlarda karşılaştıklarınızın yalnızca geliştirilmiş halleri. Altı ana bossun belki iki tanesi hariç hiçbirinin sunduğu deneyim, FromSoftware’in ikonikleşmiş karşılaşmalarının yanına yaklaşamıyor.
Bossların oyuncuya sunumu ise hak ettikleri epiklikten uzak olduğu için karşılaşmalarınızın ölçeğini tam olarak hissedemiyorsunuz. Bir de çeşitli karakterleri ve silahları bulma motivasyonunuz genelde çabuk güçlenmenizi sağladığından dolayı, ana boss dövüşlerine ulaştığınızda genellikle fazla güçlenmiş oluyor, bu yüzden pek zorlanmıyorsunuz. Bu açıdan Mortal Shell II, özellikle soulslikeları zorluk seviyeleri yüzünden oynayamayan oyunculara daha erişilebilir bir deneyim sunsa da, türün gediklilerini tatmin etmeyecek bir seviyede konumlanıyor.
Tüm bu kusurlara rağmen, Mortal Shell II’nin atmosferi oyunun dünyasında saatlerce vakit geçirmek için ihtiyacınız olan her şeyi veriyor. Oyunun sanat tasarımı ve karakter modellemeleri; evrenin karanlık, grotesk yapısıyla mükemmel bir uyum içinde. Seyahat ederken, yeni düşman bölgelerine girerken ya da ana üssünüz Marrow Keep’te gezerken her an detaylarıyla bütünlüklü bir evrenin içinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Tüm bunlara karakterinizin ağırlığını hissettiren oynanış ve – boss dövüşlerinde sıradanlaşsa da – kulaklarınızın pasını silen arka plan müzikleri eklenince, tekrar tekrar ziyaret etmekte tereddüt etmeyeceğiniz bir oyun dünyası karşınıza çıkıyor. Üstelik Cold Symmetry ekibi, bu dünyanın her köşesini keşfedilmeye değer detaylarla doldurmayı da hakkıyla başarmış.
Günün sonunda Mortal Shell II, ilk oyunun her alanda üzerine koyabilen, tür içerisinde kendine bir yer edinmeyi başaran bir soulslike örneği. Türden keyif alıyorsanız gönül rahatlığıyla alıp oynayabileceğiniz, türe mesafeliyseniz bile bir şans verebileceğiniz bir oyun. Artıları eksilerini gölgede bırakan, aklınızda kalacak epik anlar sunamasa bile harcadığınız zamana değecek bir deneyim. Özellikle bu görsel estetiğe ilgi duyanlar için mutlaka incelenmesi gereken bir eser. Cold Symmetry’nin doğru noktalara odaklanabildiğinin ve bundan sonraki oyunlarının da takip edilmesi gerektiğinin en net kanıtı. Oynayınız, oynatınız.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar