
Assassin's Creed Black Flag Resynced (PC)
Assassin’s Creed Black Flag Resynced, Edward Kenway’in korsan hikâyesini yenilenmiş görsellik, modern oynanış ve güçlü Karayip atmosferiyle başarılı biçimde geri getiriyor.
Assassin’s Creed IV: Black Flag, serinin altıncı oyunu olarak 2013 senesinde çıkış yaptı. Assassin’s Creed III”ün seriye kattığı yenilikleri ve güncellenmiş görselliğini bir üst seviyeye çıkarmakla kalmadı, herkesin heyecanla beklediği korsan konseptli açık dünya fikrinin en kaliteli örneği oldu. Belki en iyi Assassin’s Creed oyunu değildi, en uzun ve en çeşitli oynanışı sunmuyordu, stüdyoya en çok parayı kazandırmadı; fakat deneyimleyen herkese kendini sevdirmeyi başardı.
Sonrasında çıkan Assassin’s Creed Unity, Assassin’s Creed Rogue ya da Assassin’s Creed Syndicate; Assassin’s Creed IV: Black Flag‘ten “en sevilen Assassin’s Creed oyunu” unvanını alamadı. Oyun basınının öve öve bitiremediği Assassin’s Creed Odyssey, bugün belki serinin en iyi oyunu olarak kabul ediliyor. Fakat hâlâ insanlara “Favori Assassin’s Creed oyunun hangisi?” dendiğinde, akıllara gün doğumuna karşı seyreden mürettebatın söylediği Leave Her Johnny şarkısı geliyor.
Assassin’s Creed IV: Black Flag‘in geliştirme sürecini önceki oyunlarda da büyük payı olan Ubisoft Montreal üstlendi. Bu süreçte Annecy, Bucharest, Kyiv, Milan, Montpellier, Singapore ve Sofia gibi pek çok stüdyo projeye katkı sağladı. Oyun, döneminde eleştirmenlerden büyük övgü aldı. Metacritic ve OpenCritic puanları ortalama 85-90 bantlarındaydı. Assassin’s Creed IV: Black Flag toplamda 20 milyondan fazla satarak – yalnızca serinin değil – firmanın en başarılı oyunlarından biri oldu. Hal böyleyken baştan belirtmek isterim ki, Assassin’s Creed Black Flag Resynced oynamadan önce köklü bir değişiklik beklemiyordum. Açık konuşmak gerekirse, köklü bir değişiklik yaşanmasından korkuyordum. Daha açık konuşmak gerekirse, köklü bir değişikliğe gitseler muhtemelen oyundan nefret edecektim.

Özüne Böyle Dönülür
Biliyorsunuz, Assassin’s Creed IV: Black Flag‘in başarısı Ubisoft tarafında öyle bir rehavete neden oldu ki, sonrasında büyük bir cesaretle Assassin’s Creed Unity geliştirildi. “Oyun dünyasında yer yerinden oynayacak, biz inanılmaz şeyler başaracağız!” dendi. O güne kadar yaratılmış en kalabalık açık dünya tasarlandı. Gururla “Fransa sokaklarında adım atacak yer bulamayacaksınız.” dendi. Görsellik henüz çok tazeyken yeniden düzenlendi. Dövüş sistemi, “Biz elbette daha iyisini yaparız!” denerek yeniden tasarlandı. Hikayede çok daha cesur adımlar atıldı. Peki sonuçta ne oldu? Assassin’s Creed Unity, oyun dünyasında “fiyasko” olarak tarihe geçti.
Ezio’nun o muhteşem hikayesi varken, Ubisoft remake projelerine neden Assassin’s Creed IV: Black Flag ile başladı diye merak ediyorsunuzdur. Assassin’s Creed Mirage ile dillerine doladıkları “özüne dönmek” meselesinin aslında neyi ifade ettiğini kavradılar bana kalırsa. İlk hatayı yaptıkları yere döndüler. En güvendikleri limana dönüp, adı anıldığında hep iyi şeylerin hatırlandığı Assassin’s Creed IV: Black Flag ile başladılar. Burada bir başarı ölçümü söz konusu. Assassin’s Creed Black Flag Resynced‘dan alacakları geri dönüşler ile muhtemelen serinin eski oyunlarını da yenileyecekler. Umarım yenilerler bu arada çünkü ben bu oyunu çok sevdim.
Usturuplu bir şekilde, güzel olanı bozmadan, grafikleri güncelleyerek, oynanışı modernize ederek, artık demode kabul edilen takip görevlerini kırparak gayet temiz bir iş çıkarmışlar. Kendilerinden beklendiği gibi oyuna içi bomboş bir elli saat daha eklememişler. Orijinal oyun ile arasında on saatlik bir süre farkı ya vardır ya yoktur. Ayrıca oyun gerçekten sorunsuz çalışıyor. Ben ışın izleme kapalı, ultra ayarda oynadım. Çıkışına henüz iki hafta olan bir oyuna göre inanılmaz başarılı bir optimizasyonu vardı. Biliyorsunuz günümüzde oyunlar çıktıktan bir sene sonra bile bozuk olabiliyorlar.

Her Taşın Altına Bakmak İstedim
Oyun, başladığı andan itibaren Karayipler’in harika atmosferiyle oyuncuyu yakalıyor. Oyunu Skull and Bones ile aynı ekip tasarladı diye korkmayın. Assassin’s Creed Shadows ile aynı nesil Anvil Engine kullanıldı. Assassin’s Creed Shadows incelememde belirttiğim gibi, burada da karakterin oturaklılığı, yürürken ayaklarının yere basması, kısacası hissettiğimiz ağırlığı gayet güzel. Harita tasarımına gelecek olursak, her şey gayet özenli gözüküyor. Özellikle suyun altını öve öve bitiremem, daldığım zaman yüzeye çıkmak istemedim. Sadece ağaçlık alanlar ya da deniz değil, Havana da çok güzel tasarlanmış. Şehrin içinde hiç koşarak gezmedim. Her şey o kadar güzeldi ki tüm görevlere sakince, yavaş yavaş yürüyerek gittim.
Oyunun haritasında dolanırken, yanından geçtiğim her küçük adada durmak istedim. Her şeyden önce Edward Kenway böyle oynamanıza neden oluyor. Karakter diğer oyunlarda alıştığımız profilden o kadar uzak ki, her yeri araştırıp bir şekilde daha fazla altın bulmak istiyorsunuz. Zira Kenway, diğer ana karakterlerin aksine soylu, erdemli, onurlu biri değil. Sıradan bir hırsız, her türlü ahlaksızlığı yapabilecek biri. Dolayısıyla diğer oyunlarda düştüğümüz o “Ana görev bu kadar önemliyken böyle küçük şeylerle uğraşılmaz.” fikrine bu oyunda kapılmıyorsunuz. Edward Kenway, Arif Işık gibi. Prensesi kurtarmaya giderken “Aa benim halı, halıyı alın mal canın yongasıdır.” deme potansiyeli var.
Misal, The Witcher 3: Wild Hunt oynarken herkesin aklına “Ben az önce kızımı arıyordum, şimdi neden kart oyunu oynuyorum?” sorusu gelmiştir. Edward ile oynamak bu açıdan çok rahat. Dünyanın kaderini değiştirmek üzere rotanızı belirliyorsunuz ama yol üstünde bir hazine sandığı için durmak hiç mantıksız gelmiyor. Bu yüzden bütün yan etkinlikleri deneyip, bütün haritayı gezip olabildiğince zenginleşeceğinizden eminim.

Black Flag Hikayesi
Assassin’s Creed IV: Black Flag, Galli korsan Edward Kenway’in hikayesidir. Eşini, evini, yurdunu geride bırakıp zenginlik, şan, şöhret umuduyla Karayipler’e gelen Edward, kendini dünyanın en köklü mücadelesinin içinde buluyor. Bu oyunun en farklı yönü bu: Edward intikam ya da adalet peşinde değil. Şans eseri hayatta kaldığı bir çatışmanın ardından yolu bir suikastçı ile kesişiyor. Bahsi geçen suikastçı, yani Duncan Walpole, hayatını kaybedince Edward onun kılığına girip ödülünü kapmaya gidiyor. İşin sonunda sarhoş olup Tapınakçıların verdiği ödülün küçüklüğüne sinirlenmese belki de onların tarafında olacaktı. Etik değerleri yok, yalnızca parayla ve satın alabildikleriyle ilgileniyor.
Edward ile suikastçılar ve Tapınakçıların verdiği savaşı dışarıdan izlemek oyuna çok güzel bir renk katıyor. Edward öncelikli olarak suikastçı değil, o bir korsan. Bu süreçte etrafında toplanan figürler de kendisi gibi korsan. Her biri, korsanlığın altın çağını ve sonrasında gelen çöküş dönemini temsil eden tarihsel karakterler. Dışarıdan izlemek demişken, şükürler olsun ki oyunda modern zaman kısımları yok. Baştan sona Edward Kenway ile ilerliyoruz. Bana kalırsa, Desmond Miles karakterinden sonra kesinlikle bu kısımların bir önemi kalmadı. Bundan sonra çıkacak Assassin’s Creed oyunlarının hiçbirinde modern zaman oynanışı olmayacak deseler morali bozulacak bir tane oyuncu yoktur.
Hikayesinden kısaca bahsedecek olursak, iki taraf her zamanki gibi savaşın seyrini değiştirecek bir silahın peşindeler. Bu kez bahsi geçen silah; elma, asa, pelerin gibi bir nesne değil. Sage adında bir insan. Sage, ilk çağ medeniyeti İsu döneminde yaşamış Aita karakterinin reenkarne versiyonlarının genel adı. Bu hikayede Sage, Bartholomew Roberts isimli tarihte yer edinmiş gerçek bir karakter. İki taraf da bu adamın peşinde çünkü Sage’in bir damla kanı ile özel bir gözlemevine giriliyor. Bu gözlemevinden dünya üzerindeki herkesin yerini tespit edebiliyorsunuz.

Oyunun Eksileri
Oyunun biraz da eksiklerinden bahsedelim. Öncelikle tutorial kısımları uzunluk olarak eski versiyon ile aynı. Bu Assassin’s Creed serisinin genel problemi, artık alıştık. Neyse ki takip görevleri bu oyunda eskisi kadar yer kaplamıyor. Oyunun ilk beş saatinde bu durum azıcık da olsa teselli oldu. Oynanışta, özellikle başlangıçta ise bir müzik eksikliği var. Bazı kısımlar fazla sessiz kalıyor. Modern oyunların anlatıyı olabildiğince dramatik hale getirme merakından mı bilmiyorum ama şahsen bu eksikliği hissettim. Sonuçta oyunun bir dolu orijinal müziği var, bunları biraz daha fazla kullanabilirlerdi.
Oyun hâlâ çok kolay. Savaş mekanikleri değişmiş olmasına rağmen halen kalabalık grupların içine rahatça girip çıkabiliyorum. Oyun beni bir an olsun gizli ilerlemeye itmiyor, ki baştan sona kapüşonum açık oynadım. Oyunu zorlaştıran tek yenilik kamera açısı. Maalesef oyunun kamerası karaktere aşırı yakın. Başlarda bundan rahatsız olma sebebim yürürken etrafı rahatça izleyememekti. Oyunda ilerledikçe, aksiyon esnasında bu durumun işleri ne kadar zorlaştırdığını anladım. Belki bu konuyla alakalı çok eleştiri gelirse bir şekilde düzeltirler.
Yan etkinlikler her zamanki gibi yüzeysel ama artık buna alıştım. Ubisoft‘u bu sebeple eleştirmekten vazgeçtim, belli ki bu asla düzelmeyecek. Ne zaman yeni bir oyun çıkarsalar, birisi gelip “Bak şunları görüyor musun? Hadi onlardan elli tane topla, sana özel bir zırh vereceğim.” diyor. Sonuç; sinematiği geç, görevi asla yapılmamak üzere rafa kaldır. Mesela oyunun başında küçük bir adada durdum. Ada içinde İngiliz askeri kostümü giydirilmiş korkuluklara ders veren bir misyoner vardı. Görünce çok heyecanlandım, “Nasıl olur da Ubisoft böyle enteresan bir yan görev tasarlar?” dedim. Yanlarına gittim ve hiçbir şey olmadı. Gördüğüm şey görev bile değilmiş. Siz de yan görevler konusunda çok umutlanmayın, benim gibi üzülmeyin.

Ubisoft Bu Kez Umutlandırdı
Ben Assassin’s Creed Black Flag Resynced ile umutlanan bir oyuncuyum. Bir an önce Assassin’s Creed II ve Assassin’s Creed: Brotherhood için Resynced duyuruları gelsin istiyorum. Açıkçası oyunu bitirmiş olmama rağmen dünyasında gezmeye uzun bir süre doyacağımı düşünmüyorum. Edward Kenway ile okyanusta gezip, altın dolu sandıklar bulmak ve karakollara baskın yapıp tüm Karayipler’i ele geçirmek niyetindeyim.
Bana bu oyun satın alınır mı diye soracak olursanız cevabım şartlara göre değişir. “Ben bu serinin hayranıyım, çıkan her Assassin’s Creed oyununu oynarım.” diyorsanız tabii ki ilk günden alıp oynayın. Assassin’s Creed Mirage‘ı bile oynayıp bitiren biri bu oyuna bayılır çünkü. “Oynanacak çok oyun var, daha önceki aldıklarımı bitiremedim.” diyorsanız, önümüzdeki yılbaşı indirimlerini bekleyin derim. Hele bir de bu tip açık dünya aksiyon/macera oyunlarına meraklı değilseniz, Game Pass’e düşene kadar bekleyin derim. Zamanlama ne olursa olsun, günün sonunda bunun herkesin oynadığında keyif alacağı bir oyun olduğuna inanıyorum.
Yapımında emeği geçen herkesin eline sağlık, deneyimleyecek tüm oyunculara şimdiden afiyet olsun. Oyunu erkenden oynayıp, fikirlerimizi sizlerle daha erken paylaşmamıza destek oldukları için Ubisoft‘a teşekkürler.
Mehmet Tezcan’ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar