Son dönemde Hollywood stüdyolarını pençesine alan yaratıcılık enflasyonu, bütün yüksek bütçeli gişe filmlerinin kitlesi hazır fikri mülkler olması gerekliliğini beraberinde getirdi. Bu kağıt üstünde riskten uzak yapım iklimi, Barbie gibi filmlerin beklenmedik finansal başarılarıyla hakimiyetini iyice sağlamlaştırınca, on yıl önce hayal edemeyeceğimiz pek çok “uyarlama” projesine de bir anda yeşil ışık yakılıverdi. Mattel’in efsanevi oyuncağı ve çizgi film karakteri He-Man de, setindeki tüm oyuncakları toplayıp Masters of the Universe filmiyle karşımıza çıktı. Üstelik projenin başında da daha önce benzer geçmişe sahip başka bir fikri mülkte tatmin edici bir finansal başarı elde etmiş Travis Knight vardı. Ne ters gidebilirdi ki?

Bu Film İçin Doğru Zaman mı?
Masters of the Universe, kötü bir film değil. Ama iyi bir film de değil. Farklı bir vizyon takviminde, farklı bir dönemde kendi kitlesini bulabilecek eğlenceli bir film. Ne var ki, özellikle He-Man ve arkadaşlarının günümüz çocuklarında pek de karşılığı olmadığı düşünüldüğünde, sonraki haftalarında Disclosure Day, Toy Story 5 ve Supergirl gibi gişe canavarlarının bulunduğu bir vizyon takviminden anlamlı bir gişe çıkarabilmesi uçuk bir hayaldi. Bunun yanına bir de 170 milyon dolarlık yüksek bütçesi eklenince, finansal açıdan fazlasıyla büyük bir risk olduğu söylenebilir. Filmin vizyona girişinden 1.5 ay sonra dijital platformlarda yayınlanması da bu riskin karşılıksız kaldığını gösteriyor.
Masters of the Universe; nokta atışı ana oyuncu seçimleri, başarılı görsel efektleri, gaz rock melodileri ve renkli atmosferiyle seyir zevki yüksek bir film. Dönemin çocuklarını mutlu eder, ana akım sinema izleyicisine de tamah ettiği gişe filmi kalitesinin üstünde bir deneyim sunar. Ama kendi başına, karşılaştırıldığı Dungeons & Dragons: Honor Among the Thieves ya da Transformers: One gibi filmlerin tamamlanmışlığını da yakalayamayan bir eser. Pek çok sahnesinin işleyebilmesi izleyicinin kaynak materyale aşinalığına bağlı, bunun da günümüzde ne kadar geniş bir kitleden karşılık bulabildiği meçhul.

Sıradan Hikayesi Filme Yazık Ediyor
Masters of the Universe, klasik bir “içindeki gücü keşfeden kahraman” hikayesi anlatıyor. Senaryodaki kilit olaylar vakitlice gerçekleşiyor, tempo da film boyunca korunmayı başarıyor. Anlatının temel sorunu, özel ya da etkileyici bir yanının olmayışı. Diyarına geri dönmeye çalışan Adam ve kendisine bu yolculukta eşlik eden Teela ve Man at Arms, az miktarda karakter derinliği barındırsa da, ekranda gördüğümüz diğer tüm yan karakterlerin işlevi yalnızca oyuncaklara selam çakmaktan ibaret. Kostüm tasarımları başarılı, oyunculuklar yeterli ve ilginç aksiyon koreografileri hepsine parlayacak anlar veriyor ama herhangi bir derinlikleri yok. Fakat sorunun büyüğü, Adam’ın da aynı sığlıkta bir karakter olması.
Hayatını çocukken terk etmek zorunda kaldığı krallığına geri dönme umuduyla yaşayan Adam, maalesef film boyunca karakter bazında hiç değişmiyor. Ahlaki pusulası sağlam, çevresine ilham kaynağı olabilecek erdemde bir karakteri anlatan hikayelerde bu işleyebilecek bir düzen olsa da (Aragorn, Superman, Captain America vb.), Adam’ın filmdeki yansıtılışı tam olarak bu değil. Film boyunca herhangi bir karakterin yaşadığı yegane içsel değişim, Adam He-Man’e dönüştükten sonra eskiden güçsüzlüğüyle dalga geçen tanıdıklarının kendine saygı duymaya başlaması oluyor. Bu da filmin anlatısını – mesaj verebileceği tek araçtan da mahrum bırakarak – fantastik bir macera dizisine indirgiyor.
Hikayedeki bu sıradanlık, filmin diğer her alandaki başarısı düşünüldüğünde daha da üzücü hale geliyor. Zira Masters of the Universe; kurgusundan müziklerine, görsel efektlerinden kostüm tasarımlarına kadar teknik alanlarda gişe filmlerine taş çıkaracak bir kalite sergiliyor. Özellikle, doğru yerde doğru duyguyu hissettirmek için kullanılan müzikler kulaklarımızın pasını siliyor. Müziklerin Spider-Verse filmlerinden hatırlayabileceğiniz Daniel Pemberton ve Queen’in efsanevi gitaristi Brian May’in elinden çıkma olduğu düşünülünce, her şey yerli yerine oturuyor tabii. Sadece gaz müzikler eşliğinde etkileyici aksiyon koreografileri izlemek için bile filme bir şans verebilirsiniz.

Gölgelerin Gücü Hâla Yerinde Mi?
Görsel efekti bu kadar bol bir filmin kötü görünen tek bir karesi bile olmaması, tek başına yeterli bir başarı zaten. Buna karşın, yanlış yansıtılsa filmin tonunu tümden bozabilecek Skeletor gibi bir karakterin görünüşünde böylesine nokta atışı kararlar almak ayrıca takdiri hak ediyor. Tamamen kemikten bir yüze bu kadar ifade yükleyebilmek, karakteri gerektiğinde tehditkar gerektiğinde ise komik gösterebilmek herkesin harcı değil. Bir de gözlerinin parıltısını daha iyi hissettirmek için kullandıkları bir kamera yansıması numarası var ki, gördüğünüzün görsel efekt değil de gerçek bir konuşan kafatası olduğuna biraz daha ikna olmanızı sağlıyor.
Kısacası Masters of the Universe, izlenmeyi hak eden bir film. Derinlikli bir anlatı vadetmiyor belki ama 2 saat 12 dakikalık süresinde eğlenceli bir seyir sunuyor. Şartlar farklı olsa başarılı olabilir miydi diye düşünmeden edemeyeceğiniz, daha iyi olmasını canı gönülden isteyeceğiniz bu film sadece Nicholas Galitzine’in He-Man’e dönüşmesini görmek için bile izlemeye değer. Filmin finansal başarısızlığı Eternia’yı bir on yıl daha göremeyeceğimizi garantilemiş gibi olsa da, elimizdekinin değerini bilmemek için bir nedenimiz de yok. Gölgelerin gücü adına!
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar