İki insanın birbirini sevmesine neden olan nedir? Ya aralarındaki bağı gevşeten, sevgiyi zayıflatan? Fark etmeden birbirinden uzaklaştırıp ilişkilerini tatminden, keyiften ve mutluluktan uzaklaştıran? Bir anda olmaz bütün bunlar. Gözünün önündekini yok sayıp köprüden önce son çıkış tabelalarını görmezden geldiğinde olur. Bir taraf açılan mesafeyi diğerinden daha önce fark etmezse ilişki kısa süre sonra ev arkadaşlığına dönüşür. Yabancılıklarının dozu önüne geçilemez hale gelir. Tahammül seviyeleri azalır, merakları söner, birlikte çaldıkları piyano tozlanır. En önemlisi güzel anılar, “geçmiş” etiketiyle raftaki yerini alır.
Söz konusu çift The Invite’tan Angela (Olivia Wilde) ile Joe (Seth Rogen). Bir arada kalıyor ama ihtiyaçları ve duyguları hakkında konuşmuyorlar. Gerilimle yüklü ilişkileri, seyircinin dramaya aç yanını yakalıyor. Konuşmalarını takip etmek çekişmeli bir tenis müsabakasını izlemeye benziyor. Diğer yanda ise cinsel hayatları hakkında şehir efsaneleri uydurdukları komşuları Piña (Penelope Cruz) ile Hawk (Edward Norton) var. Bu dörtlüyü bir araya getiren akşam yemeği, filmin adının çok yönlülüğüne işaret eder nitelikte.
The Invite, Katalan yönetmen ve yazar Cesc Gay’in Sentimental isimli tiyatro oyununa ve ondan uyarladığı The People Upstairs isimli komedi filmine dayanıyor. Bu yeniden çevrimin senaryosunda Will McCormack ile Rashida Jones’un imzası bulunuyor. Yönetmen koltuğunda ise aynı zamanda Angela karakterine de hayat veren Olivia Wilde oturuyor. The Invite, başka şartlarda son derece basit olabilecekken oyuncuların performansı, diyalogların mahareti ve mekânın kullanımıyla temposu hiç düşmeyen bir sahne performansı biçimini alıyor.
Bu yazı The Invite filmi hakkında spoiler içeren ögelere sahip olabilir.

Zıtlıklardan Doğan Gerilim
Misafir ağırlama biçimleri insanları ele verir. Kimisi misafir geleceği için temizlik yapar, kimisi temizlik yaptığı gün misafir ağırlar. Evde olanı ikram etmekle misafir geleceği için her detayı düşünerek alışveriş yapmak arasında fark vardır. Angela, odağına misafirini koyan, onların arzulayacağına inandığı yiyecekleri temin eden bir ev sahibi. Tam da bu yüzden komşularını yemeğe davet etme kararı ve sorumluluğu ona ait. Joe ise bıkmış ve yorgun bir halde, hayatını zorlaştıran katlanabilir bisikletiyle eve döndüğünde söz hakkından yoksun.
Açılış jenerijinde aynı anda nerede olduklarını ve ne yaptıklarını gördüğümüz çiftin neşeli ve heyecanlı tarafı Angela. Onun görünürdeki davet gerekçesi, yaptıkları tadilattan dolayı komşularını rahatsız ettikleri düşüncesi. Yani başkalarının onları nasıl algıladığı. Oysa Joe, komşularını sevişme sesleriyle uykularını bölen düşüncesiz insanlar olarak görüyor. Angela’nın aksine nasıl göründüğüne değil, kendi algı ve duygusuna odaklanıyor. Aralarındaki bu çarpıcı fark, bakış açılarını ele veriyor.
Üstelik Angela’nın bir podcastten duyduğu fikirle konuşmaya yeniden başlamalarını istemesi, iletişimlerini daha iyi hâle getirmiyor. Zira Joe’nun daha yapıcı tavrına rağmen, Angela verdiği karardan dönmüyor. Şarküteriden özenle aldığı yiyecekler, fırında pişen sufle ve evde şarap olmadığı için şampanyayı köpüklü şarap olarak ikram etmek gibi zoraki davranışları ağır basıyor.
Böylece tartışmalarının merkezi komşuları olmaktan çıkıp yatak odasının duvar rengine, koridordaki pencereye perde takıp takmamaya, çalışma odasının tozlu olmasına uzanıyor. İkilinin arasındaki iletişimsizliği yansıtan diyaloglar, evin içine aşina olmayı sağlayan açılarla derinlik kazanıyor. Gerçek zamanlı hissettiren sahneler, izleyiciye haneyi dikizleyebilme izni veriyor.
İhtiyaçlar Dile Geldiğinde
Adettendir bir komşu tabakta yemek getirirse tabağı dolu olarak geri vermek gerekir. Keza misafirliğe eli boş gitmek ayıplanır. Piña yanında tatlı getirerek ilişkilerini güçlendirecek ilk hamleyi yapar. Angela da Joe’nun misafirler gelmeden dokunmasına müsaade etmediği tabaklar hazırlar. Ancak Piña’nın vegan olması, Angela’nın çeşit çeşit peynirini utanç vesikasına dönüştürür.
Bunlara Hawk’ın patavatsızlık derecesindeki açık sözlülüğü eşlik eder. Sorduğu sorularla çifti çıplak bırakır. Onlar gelmeden önce kavga mı ediyorlardır, böyle bir evde yaşadıklarına göre çok mu paraları vardır… Angela’nın bakışları, bu sorular karşısında Joe’ya sessiz kalmasını emreder, sinmesine neden olur. Ne var ki odadaki fil çok geçmeden konuşmayı ele geçirir. Piña ile Hawk’ın cinsel hayatı, sevişmelerinin yoğunluğu ve çıkardıkları seslerin vahşiliği masaya gelir.
Angela, bir kadının orgazm olmasının zorluğundan bahsederek Hawk’ın sebep olduğu hazza olan ilgisini belli eder. Angela’ya göre Piña çekici ve güzel, onayını istediği biridir. İkisine birden duyduğu çekim, komşuların onlarla ilgilendiğini fark ettiği anda özgüvenli bir rahatlamaya dönüşür. O ana kadar kenarda kaldığını hisseden Joe, komşularının eşine duyduğu ilgi karşısında kıskançlığa teslim olur. Bu tepkinin altında arzulanmaya duyduğu ihtiyaç yatar. Hawk’a sinir olmasına rağmen Piña’yı çekici bulduğunu itiraf etmek zorunda kalır.
İlişkilerin sadakat, kıskançlık ve arzuyla örülü ağı yavaş yavaş çözülür. Karakterler birbirini tanıyıp partner değiş tokuşu yaptıklarında konuşamadıkları ihtiyaçları görünür olur. Hem alışık olduklarından farklı türde bir yakınlığın hem de partnerleri hakkında dedikodu yapabilmenin hafifliğini yaşarlar. Hawk, Angela’ya ihtiyaç duyduğu orgazmı vadederken Joe da Piña’nın ona dokunmasının keyfini çıkarır.

İlişkileri Zehirleyen Suçlama Döngüsü
The Invite, gerçek ve özgün karakterleriyle sürükleyici bir tek mekân filmi olduğunu hissettirir. Zaman zaman evin içinden çıkıp pencerenin dışından içeri bakan kamera, karakterlere olan mesafesini korur. Aynı sorumluluğu Piña da üstlenir. Psikoterapist ve seksolog olduğunu öğrendiğimiz karakter, havadaki gerilimi ve sinyalleri çok iyi okur. Cinsellik yaşamak için uygun bir akşam olmadığını sezmesine rağmen Hawk’ın aceleci doğasına teslim olarak Angela ile Joe’ya şans verir.
Filmin komik ve eğlenceli sekansları, sonralara doğru yerini yüzleşmeye bırakır. Angela, eşi işte, kızı da okuldayken evde kaldığı için tek kontrol alanı olan evini benimser. Oysa Joe’nun müzik grubu dağıldıktan sonra kapıldığı üzüntü aralarına giren uzaklığın esas nedenidir. Birbirlerine karşı ilgisizlikleri, çiftin dilini suçlayıcı, sözcükleri sivri hale getirir. Etrafında dolanırken parmak uçlarında yürümek zorunda kaldığın biriyle ilişki yaşamanın zorluğu seyirciye geçer. Zira iletişimin azlığı ya da yokluğu cinsel hayatı, cinsel hayatın eksikliği ise iletişimin yeniden kurulmasını engeller.
Diğer yandan Piña, Hawk’un terapistiyken ilişkiye başladıkları için aralarındaki ilişkinin hiyerarşik bir yanı olduğu hissettirir. Terapist ile danışan arasında gelişen ilişki ateş hattı anlamına gelir. Çünkü etik kuralları hiçe saymak pahasına gelişen ilişki, Hawk’ın kendine belirlediği yeni ismin önemli bir parçası haline gelir. Bu sırada Piña’nın geçmişinin olmaması dikkat çeker. Kendisinden bahsetmeyip karakterler arasındaki dengeyi gözetir. Oysa İspanyol olması ve aksanlı İngilizcesi Hawk’ın düzeltme girişimleriyle öfke atağı yaratır. Bir nevi terzi kendi söküğünü dikemez. En sabırlı ve farkında insanın bile yoğun duygular yaşayabilmesi, mükemmel ilişki mitini yıkar.![]()
![]()

Ritmi Hiç Düşürmeden
The Invite, halı, pencere, piyano gibi pek çok tekrarlayan nesne üzerinden karakterlerine ilişkin sezgiler taşır. Tıpkı bir sahne dekoru için seçilen her nesnenin önemli olmasına benzeyen bu tercih, filmin uyarlandığı oyunla organik bağını korur. Ayrıca tiyatro oyununu andıran diğer bir özelliği de sahneleri sırayla çekmeleridir. Bu sayede başta Olivia Wilde olmak üzere tüm oyuncular, karakterlerine onlara has yeni katmanlar ekler. Bunun yol açtığı olağanüstü performansları, duyguları eş zamanlı ve anlık yaşamalarına yol açar, doğaçlamaya imkân tanır.
Diğer yandan The Invite‘ın müzikle kurduğu organik bağ süreç boyunca önemini korur. İlişkiler üzerine bildiğimiz ezberlere bazı yenilikler katan yapım, ilk sahnesi ile finali arasında kurduğu organik bağla başından beri gözümüzün önünde olanı ortaya koyar. Piña’nın dediği gibi bazen yeni bir bağ kurar, bazen de aynı insana yeni bir gözle bakarız. The Invite‘tan geriye kalan bununla paralel sanki: İstersen beni bir komedi filmi olarak gör ve izlerken yalnızca eğlen. Ya da beni izlerken aynaya bakar gibi kendini ve ilişkilerini gör. Seçim senin.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar