
Paula Sanders ve Kimlik Karmaşası
Paula Sanders, Maximum Pleasure Guaranteed‘in ana karakteri olmasının yanı sıra, birden fazla sosyal rolü ve kimliği olan bir karakter olarak karşımıza çıkar. Yaşadığı boşanmanın ardından, Queens’te bir apartman dairesinde tek başına hayatını sürdürür. The Margin dergisinde doğruluk kontrolcüsü (fact-checker) olarak çalışmaktadır. Hazel’ın velayet davası sürerken, haftanın belirli günlerinde kendisi ve kızı için ayrılan vakti en güzel şekilde değerlendirmek için uğraşır. Bütün bu yoğun monotonluk ve duygu roller coaster‘ı içinde, kendi gerçekliğinden biraz olsun uzaklaşmak için camboy Travis ile görüşmeye başlar. Ancak bu kaçış ona yardımcı olmaz; hatta kendisini dolandırıcılık ve şantaj dolu bir suç ağının içinde bulmasına neden olur.
Bu noktadan sonra Paula’nın üstlendiği rollere yenileri eklenir. Yanlışlıkla içine girdiği şüpheli durumdan kurtulması ve bunu gerçekleştirmek adına amatör dedektiflik yapması gerekir. Ana karakterin yaşadığı bu talihsiz durum, onun neredeyse çift bir hayat yaşamasına neden olur. Bu noktada Paula Sanders’a hayat veren yetenekli oyuncu Tatiana Maslany‘ye atıfta bulunmadan geçemeyiz. Maslany‘nin Paula karakterini adeta yaşadığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Ani duygu değişimleri ve farklı kimlikler arasındaki geçişleri başarıyla yansıtması, Orphan Black dizisi sayesinde kazandığı Emmy ödülünü bir kez daha hak ettiğini gösteriyor.
Paula karakterinin çok yönlülüğünü bir kenara bırakırsak, benim açımdan izlemesi en keyifli nokta; mükemmel olmayan, bunun farkında olan ama bir yandan da gözü pek ve sevgi dolu bir annenin merkeze alınmasıydı. Karakterin yaşadığı duygu durumlarını, iniş çıkışlarını, beş dakika önce nefsi müdafaa yapıp ardından hiçbir şey olmamışçasına kızına gülümsemesini izleyen birinin ona hayran kalmaması imkânsız. Başının büyük belada olduğu zamanlarda bile ilk önceliği çocuğu olan bir annenin, böylesine kan ve gizem dolu bir hikâyenin ana karakteri olarak yer alması diziyi tematik açıdan ilgi çekici kılarken, bir yandan da hikâyeyi gerçekliğe yaklaştırıyor. Çünkü Paula, her ne kadar bir anne olsa da süper güçlere sahip değil. Olaylar karşısında verdiği tepkilere ve seçtiği yollara baktığımızda kesin olarak anlıyoruz ki, o gerçek bir insan. Çözüme ulaşılan süreçte çoğu zaman yanlış kararlar alıyor ve büyük hatalar yapıyor ancak bu durum dizinin yalnızca daha gerçekçi görünmesini sağlıyor. Etrafındaki insanların, özellikle de eski kocası Karl’ın, Paula’ya sorumsuz bir anne ya da bir “hayal kırıklığı” olarak bakması ise aslında toplumun anneliğe atfettiği belirli niteliklerin bir yansıması.
Geniş çerçeveden baktığımızda, dizinin yaratıcısı David J. Rosen‘ın Paula karakterini siyah ya da beyaz şekilde çizmediğini görüyoruz. Bu durum, Maximum Pleasure Guaranteed evrenindeki neredeyse bütün karakterler için geçerli. Paula ile bir şekilde iletişime geçen her karakterin kendi içinde bir derinliği ve motivasyonu var. Örneğin Geri, ünlü bir yazar olma arzusuyla Paula’nın hayatını onun izni olmadan yazıyor; Karl ise (Paula’nın eski eşi) gerçekten Hazel’ın iyiliğini düşündüğü için onu Boise’ye götürmek istiyor. Yardımcı karakterlerin Paula’ya karşı aldığı bu tutumlar, aslında tamamen kötü niyetli bir yerden gelmiyor. İnsan da merak etmeden duramıyor: Eğer bu hikâye Karl’ın, Geri’nin ya da Hazel’ın gözünden anlatılsaydı, Paula hakkındaki düşüncelerimiz değişir miydi? Ya da Paula’nın hayatının dışına çıkabilseydik, farklı neler görebilirdik? Bütün bu soruların cevabını almamız pek mümkün değil ancak onları sormamız bile karakter yaratımındaki başarı hakkında çok şey söylüyor.

Gerilim ve Absürtlük Arasında
Maximum Pleasure Guaranteed‘in öne çıkan bir diğer niteliği, yarattığı gerilim atmosferi. Başlangıçta klasik bir siber gerilim hikâyesi gibi duran dizi, olayların gitgide karmaşıklaşması ve komplo boyutuna ulaşmasıyla canlanır. Paula Sanders’ın bu karmaşık suç yumağına bulaşmasıyla beraber, seyirci de gizem dolu bir yolculuğa başlar. Böylesine olaylı bir atmosferin içinde, bir sonraki sahneyi tahmin etmeden durmak neredeyse imkânsız. Fakat bu noktada garanti verebilirim ki, Maximum Pleasure Guaranteed bütün tahminlerinizi boşa çıkaracak. On bölümlük dizinin neredeyse bütün bölümleri bir cliffhanger ya da plot twist ile kapanıyor, ancak bu anlatım teknikleri hiçbir zaman yapay durmuyor. İnandırıcı bir şekilde seyirciyi şaşırtmayı başaran dizi, gerilimini adeta gerçekçiliğinden alıyor.
Hikâyenin özünde bulunan gerilim bir yana, teknik elementlerin yarattığı huzursuzluk da oldukça dikkat çekici. Görsel ve işitsel ögelerin türe yönelik bu kullanımı, izleyicilere farklı bir deneyim vadederken bir yandan da olayları akıcı hâle getiriyor. Maximum Pleasure Guaranteed; hızlı sahne geçişlerini, yakın çekimleri, üst üste binen ses gürültüsünü ve durmak bilmeyen telefon bildirimlerini oldukça başarılı kullanıyor. Bu elementler, spesifik olarak Paula Sanders’ın yaşadığı psikolojik gerilime ışık tutuyor. Sonuç olarak izleyici, karakterin yaşadığı bunaltıya yalnızca diyaloglar yoluyla değil, diziyi dizi yapan bütün parçaları birleştirerek ulaşıyor. Ancak belirtmek gerekir ki, teknik ögelerden biri olan hızlı sahne geçişlerinin çok yoğun bir şekilde kullanılması, zaman zaman olayları takip etmeyi zorlaştırabiliyor. Hâlihazırda karmaşık bir suç ağının anlatıldığı dizide, bu kadar hızlı bir akışın kullanımı atmosfer açısından uygun olsa da aynı zamanda bir tür dezavantaj.
Maximum Pleasure Guaranteed‘i aynı türdeki rakiplerinden ayıran bir diğer kısım, yarattığı eşsiz gerilimi komediyle harmanlamasıdır. Rosen, bu durumla ilgili olarak yapım sürecinde dizinin gerilimine odaklandığını, komedinin ise karakterlerden geldiğini söylemiş. Diziyi izlerken bunu fark etmek oldukça kolay: Gerçekten tehlikeli ve korkutucu anlar yaşanıyor ancak bu anları yaşayanlar aslında sıradan insanlar. Onların olaylar karşısındaki sıradan düşünce ve tepkileri, bu sahneleri karakomik hâle getiriyor. Örneğin Rudy’nin korkusunu ve merakını açıkça belli etmesi, gergin bir sahnenin içinde keyifli bir tezatlık oluşturuyor. Fakat belirli anlarda, özellikle iş yerindeki sahnelerde, diyaloglar biraz zorlama gelen espriler barındırıyor. Sonuç olarak, gerilim sahnelerindeki absürtlükle kıyasladığımızda bu mizah yaklaşımının biraz yetersiz kaldığını söyleyebiliriz.

Gerçeklik Ne Kadar Gerçek?
Hazal Ocak‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Yüzyıllık Yalnızlık Kısım 2: Kuşaklar Arası Büyülü Gerçekçilik



















Yorumlar