70
YAZARIN PUANI

Yıllar içerisinde farklı kuşakların ortak hafızasına dönüşen Toy Story, serinin yeni filmi Toy Story 5 ile yeniden izleyiciyle buluşuyor. Ülkemizde 19 Haziran’da vizyona girecek filmin yönetmen koltuğunda Finding Nemo (2003), WALL-E (2008) ve Finding Dory (2016) gibi animasyonlardan tanıdığımız Andrew Stanton yer alıyor. Seslendirme kadrosunda ilk filmden itibaren bulunan Tom Hanks, Tim Allen, Wallace Shawn yer alırken, kendilerine Conan O’Brien, Keanu Reeves, Greta Lee ve Joan Cusack gibi isimler eşlik ediyor.

70
YAZARIN PUANI

İnsanlığın en büyük laneti için “alışmak” der kimi düşünürler. Sorunu üreten bizler olmasak da, sonrasında sonuçlarına katlananlar hep bizler olmuşuzdur. Bu yerkürede hüküm süren insanlar, başlarına gelen her bir kıyamete ayak uydurmak zorunda kaldığı gibi, uzun bir süre önce yarattıkları yeni bir “mucizeye” daha alışmak zorunda kaldı. Kimilerince kıyamet kimilerince insanlığı bir üst noktaya taşıyan gelişme olarak anılan bu mucize, teknolojiden başka bir şey değildi. Bugüne döndüğümüzde, günümüz ikliminin artık teknolojiyle doğrudan karşılıklı bir rekabeti yok. Teknolojiye ait gereksinimlerin sektör içerisindeki rekabetlere göre oluştuğu hayatlara sahibiz. İlk başlarda mesafeli kalınan yenilikler, adeta bir süredir yanı başımızda bizimle uyuyor. Teknoloji bize gelmiyor artık, biz ona giderken buluyoruz kendimizi.

Yaş fark etmeksizin erişildikçe büyüyen, büyüdükçe de derinleşen yeni bir dünyadan söz ediyoruz. Bir çocuğun ya da yaşını almış birisinin de kolaylıkla kaybolabildiği veyahut kendisini bulduğu derin bir çukur burası. Toy Story 5 de bu tüketim hiyerarşisinden yola çıkıyor. 8 yaşındaki Bonnie, yaşıtlarından etkilenerek arkadaş edinmek amacıyla ailesinden “Lilypad” adında yeni nesil bir tablet istiyor. Eve giren bu yeniliğin bir çözüm mü olduğu, yoksa daha büyük bir soruna mı yol açacağını ise küçük Bonnie’nin bir arkadaşlıktan ne istediği belirliyor.

Toy Story 5 Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Oyuncak Hikayesi 5 Disney Pixar McKenna Harris Andrew Stanton Tom Hanks Tim Allen Joan Cusack

Birlikte Büyümek

Sinema tarihinde ilk kez tamamıyla bilgisayar ortamında üretilen uzun metraj animasyon unvanından, 31 yıl sonrasında kültürel bir olguya dönüşmeye uzanan bu büyük başarıya göz attığımızda, Toy Story her bir izleyicisi için kuşkusuz önemli yeri olan bir seri. Seri, izleyicisiyle birlikte büyüdüğü gibi, içerdiği temalar da bu büyümenin birer parçası halinde ilerlemeye devam ediyor. Belki de serinin diğer büyük ticari markalardan ayrışan en büyük farkı; küçük bir çocuktan, yaşını almış fakat ilk filmle büyümüş bir yetişkine kadar herkese o benzer sihri taşıyabilmesi. Hem büyürken hem de izlerken bizimle beraber dönüşen, tanıdık bir konfor alanı hüviyetinde olan bir birliktelikten söz ediyoruz.

Bir filmin tüm kuşaklara hitap eden bir yönü olması günümüzde oldukça zorken, Toy Story kendine özgü etkisiyle yıllardır bunun ötesine uzanan ayrıcalıklı bir güce sahip. Bu etkinin, yıllar içerisinde karakterlerle beraber öğrendiğimiz kavramlarla da bir bağı var. Seri boyunca; sevgiye, insanın varoluşsal krizlerine, dostluğun ne olduğuna, büyümenin anlamına ve bir yuvanın ne anlama geldiğine yönelik sayısız kullanımdan bahsedebiliriz. Toy Story 5 ise bu temaların yanında belki de en güncel ve modern bakış açısıyla karşımıza çıkıyor.

Oyuncaklar, insanın zihniyle ve hayal gücüyle var olan nesnelerdir. Tıpkı kendimize ait olan diğer eşyalar gibi, onlar da bizim zihnimiz üzerinden kavradığımız birer parça haline dönüşürler. Görünüşlerinin ötesindeki her şeye dokunabilir ve benzeyebilirler. Serinin önceki filmlerinde yer alan varoluşsal krizler, anlam arayışı ve ikili ilişkilere yönelik sorunlar, bir eşyanın hangi niyetle kullanıldığından neredeyse farksız bir şekilde ele alınır. Bir eşyanın kullanılabilir olmasıyla eş değer bir düzlemde ilerleyen, farklı temalar doğrultusunda süslenen bir yapı olarak açıklanabilir bu durum.

Toy Story 5, bu “kullanılabilirlik” kavramı üzerinden denklemine elektronik bir tableti dahil eder. Çocukların hayal gücünü öteleyerek bir ekranda çeşitli oyunlarla zaman geçirmesi, aslında bu “kullanılabilirlik” eyleminin de zihinsel olarak sıfırlanması anlamına gelir. Filmde Jessie başta olmak üzere diğer oyuncakları da harekete geçiren durumlardan birisi tam da budur. Anlatı, hayal gücünün bastırılmasının karşısında duran, Bonnie’yi günümüzün dijital tahribatından sakınmak isteyen bir motivasyonun etrafında kurulur.

Toy Story 5 Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Oyuncak Hikayesi 5 Disney Pixar McKenna Harris Andrew Stanton Tom Hanks Tim Allen Joan Cusack

Geçmişten Bugüne, Sonsuzluk ve Ötesine

Toy Story 5, serinin sevenleri için bir nostalji yaratırken, bugünün gerekliliklerine yönelik bir perspektif sunmayı da hedefliyor. Serinin uzun yıllara dayanan süresi boyunca dünyanın eskisi gibi olmaması, izleyicinin yıllar içerisinde büyümesi ve serinin kuşaklar arası bir köprü görevinde bulunmasıyla, yaratıcılar bu değişimlerin farkında olarak hareket ediyorlar. Arkadaşlık, geçmişin izleri ve nesilden nesile aktarılanlar üzerinden şekillenen bir anlatı kurmaya çalışıyorlar. Bunu çocukların teknolojiyle olan ilişkisinden doğan istekleriyle harmanlıyorlar.

Bonnie’nin isteği sonrasında alınan Lilypad; çocukların arasına paylaşım, statü ve arkadaş edinme aracı olarak yerleşiyor. Bu yeni nesil ilişki, azami olmadıkça verdiği kısmi eğlenceyle eş değer düzeyde sorunlara yol açıyor. Teknolojinin yoğun bir bağımlılıkla izolasyon yaratabildiği, bireyi önceki halinden daha mutsuz edebildiği gibi noktalara dokunuluyor. Kurbağa görünümlü bir tablet olarak tanıtabileceğimiz Lilypad, oyuncakların karşısında bir antagonizma olarak konumlanıyor. Bu filmde ilk kez pastel çizim tarzıyla resmedilen hayal gücünün önündeki en büyük engel oluyor.

Önceki filmde Woody’den aldığı şerif pozisyonuna geçen Jessie, bu sefer hikayenin ana merkezinde. Ayrıca karakterin geçmişine yönelik izler, hikayenin ilerleyişi için bir hayli önemli bir boyuta sahip. Jessie’nin önceki sahibi üzerinden yaşadığı terk edilme korkusunu, aynı alanda tanıştığımız yeni karakterlerin de yaşadığını görüyoruz. Film, bu noktada yalnızca “Oyuncaklar terk edilir ve yerlerini teknoloji alır.” gibi bir çıkarıma sapmıyor. Tüm potansiyel etkenlere benzer düzlemlere sahip neden-sonuçlarla yaklaşmaya çalışıyor.

Örneğin, eski bir oyuncak fotoğraf makinesi, tuvalet eğitim cihazı gibi aletlerin de eskiyip terk edilebildiğini görüyoruz. Kısacası, eski olanın bazı noktalarda yeniye teslim olduğu gerçeği, farklı karakterler ve neden-sonuçlarla resmediliyor. Filmin ana gövdesinde bulunan Jessie, anlatının ana iyileştiricisi olarak öne çıkıyor. Önce Bonnie adına, sonra da kendi travmalarına uzanan birtakım farkındalıklarla uğraşıyor.

Toy Story 5 Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Oyuncak Hikayesi 5 Disney Pixar McKenna Harris Andrew Stanton Tom Hanks Tim Allen Joan Cusack

Bir Travmanın Anlatımı

Filmin en önemli karakteri olan Jessie’nin tutumuna ve geçmişle baş etme yöntemlerine biraz değinmekte fayda var. Zira, filmin karakter özelinde psikolojik açıdan önemli bir alt metne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Filmde Jessie’nin ilk sahibi Emily üzerinden varoluşsal bir uyum, güvenli bir bağlanma yaşadığına tanıklık ediyoruz. Bu durum, Emily’nin oyuncaklarına ilgisini kaybetmesinin ardından bir bağış kutusuna bırakılmasına uzanan süreçte karaktere yansıyan kaçıngan bir travma olarak işleniyor. Bu bastırılmış duygular, Lilypad’in ardından Bonnie’nin oyuncaklara olan ilgisini kaybetmesinin sonrasında gün yüzüne çıkıyor; adeta psikolojik çerçevede tetikleyici bir unsura dönüşüyor. Jessie’nin yaşadıkları, travma sonrası stres bozukluğuyla büyük ölçüde örtüşüyor. Film, flashback sahneleriyle bu çözülmemiş sorunun altını fazlasıyla çiziyor. Hatta, karakteri direkt olarak travmanın yaşandığı odaya bırakıp her anlamda bir yüzleşme alanı sunuyor.

Yüzleşme kısmına geçmeden önce bahsetmeliyim ki, Lilypad’in tetikleyici kisvesi altındaki konumu, karakterin travmalarıyla yeniden baş etmesi için oldukça kritik bir rolde. Jessie, önceki sahibi Emily ile yaşadığı terk edilmenin ardından Lilypad’i de yeniden bağış kutusuna konulmasını sağlayacak neden olarak görür. Acil durum planlarıyla birlikte bu durumla baş etmek adına Woody’i arar ve durumu anlatır. Zira, tetikleyici unsur karşısında dururken paniğe kapılmıştır. Aşırı uyarılmış bir şekilde çeşitli çözümler arar. Lilypad’i Bonnie için tehlikeli görür, çünkü seri boyunca sıkça işlenen bir konu olan kendi “varoluşsal değerini” korumak ister. Kendisiyle oynanmadığında, yani sahibinin hayal gücü çalışmadığında hayattaki amacının eksik kalacağını düşünür.

Jessie’nin olgunlaşması ve farkındalığı, yüzleşme alanına dönmesiyle gerçekleşir. Bullseye ile önceki sahibinin evine döndüğünde orada artık başkasının yaşadığını öğrenir. Şimdilerde enerjik, pozitif ve oyuncaklara değer vermeye devam eden küçük Blaze’in kaldığı odaya, yani travmanın yaşandığı o ilk alana geri döner. Bu oda yalnızca temiz, güzel süslenerek dekore edilmiş duvarlardan ibaret değildir. Jessie’nin tüm korkularına, endişelerine ve hüzünlü zamanlarına geri döndüğü bir hafıza anlamına gelir. Hatta karakter; bu hafızanın temsili olarak tavandaki izleri, camdaki çatlağı ve ilerideki bahçede yer alan salıncaklı ağacı gösterir. Hafızanın kendisi, kötü ve iyi anılarla burada hâlâ ilk günkü gibi yaşıyordur.

Toy Story 5 Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Oyuncak Hikayesi 5 Disney Pixar McKenna Harris Andrew Stanton Tom Hanks Tim Allen Joan Cusack

Yüzleşme ve Kabullenmenin İyileştiriciliği

Travmalarla baş etmek için öncelikle bireyin kendisine ve çevresine karşı edindiği belirli kabullenmeler, farkındalıklar ve yapıcı süreçler gerekir. Burada bu kabullenmelerden ilki, eskimiş dijital oyuncaklar üzerinden yaşanır. Jessie; kendisi gibi terk edilmiş tuvalet eğitim cihazı, sürekli maziden bahseden fotoğraf makinesi ve eski bir konum aygıtıyla karşılaşır. Jessie’nin bu alana dönmesine neden olan ana etmen Lilypad olsa da, dijital oyuncaklara karşı önyargısının kırılmasıyla bu tanışmanın iyileştirici bir sürece dönüştüğünü görürüz. Zira, Jessie kendisi üzerinden onlarla bir empati kurar. Yaşadıkları terk edilme acısını görür ve tıpkı kendisi gibi varoluşsal bir değer ihtiyacına sahip olduklarını hisseder. Daha önce de belirttiğim üzere filmin her anlamda iyileştiricisi olan Jessie, bulduğu bir pille tuvalet eğitim cihazını (Smarty Pants) yeniden hayata döndürür. Travmayla baş etmenin ilk aşamalarının kurulduğu noktalardan biri, tam olarak bu kısımdır. Bu ortaklaşma, aslında Jessie’nin Lilypad ile arasında başlayan empati kurulumunun da bir göstergesi olur. Karakter; yalnızca oyuncakların değil, Lilypad’in de bir gün bu eskime durumuyla baş başa kalacağını anlamış olur.

Jessie’nin bu travmatik ortamdaki yüzleşme anlarından belki de en önemlisi, umutsuzluğa kapılıp gittiği, geçmişte Emily ile oynarken hatırladığı ağaçtır. Bu durum, karakterin çaresizliği altında sığındığı, yine geçmişe ait özlemle dolu bir davranıştır aslında. Ağacın altında bulunan gömülü kutu, Emily’nin geçmişine ait eşyalarla doludur. Bu eşyaların arasındaki bir fotoğrafta ise Emily’nin kızına Jessie’nin adını verdiği ortaya çıkar. Fotoğraf, karakterin yıllardır süregelen travmasının, değer mekanizmasının onarılmasını sağlayan en büyük etken olur. Bu gerçeğin öğrenilmesi, yalnızca anlık bir mutlulukla ya da gülümsemeyle sınırlı kalmaz. Terk edilmenin yarattığı tüm negatif duyguların, yanlış inançların yeniden değerlendirilmesi anlamına gelir. Emily’in kendisini negatif duygularla terk ettiğini düşünen Jessie, öğrendiği gerçekle birlikte yeni bir farkındalık kazanarak iyileşme sürecine girer.

Toy Story 5‘in Lilypad’e “teknoloji düşmanlığı” üzerinden yaklaşmadığını belirtmekte fayda var. Teknolojinin ne gibi manipülasyon silahlarına sahip olduğu birçok sahnede vurgulanır. Kötü emeller doğrultusunda ne gibi sorunlara yol açacağı da yansıtılır. Ancak filmde teknolojik aletler, algoritmaları sayesinde akıl yürütmektedir. Dolayısıyla, diğer oyuncakların duygusal kapasitesinden daha sınırlı bir kullanıma sahiptirler. Bu nedenle uzun bir süre boyunca rasyonel olmadan inatçı bir tutumla hareket ederler; zira dönütler ve komutlardan ibarettirler. Ancak finale doğru bir kırılma anı yaşanır. Arkadaşlarının sosyal medya üzerinden kendisiyle dalga geçmesinin ardından Bonnie’nin yaşadığı mutsuzluk, Lilypad’in de kendisini suçlamaya başlamasına neden olur. Bu durum, sanki elektronik bir sistemin hata vermesi gibi gözükür. Filmde bu kısımlar biraz hızlı işlense de, Lily’nin kendisini suçlayıp bağış kutusuna atması, Jessie’nin durumuna itilmiş bir başka karakterin de var olması anlamına gelir.

Diğer oyuncakların ve teknolojik kapasitesi olan Buzz figürlerinin Lilypad’i kurtarması, yeni ve eskinin arasında doğan bir işbirliği gibidir. Jessie’nin teknolojiye olan önyargıları, – girdiği iyileşme süreciyle birlikte – yerini kucaklayıcı bir tavra bırakır. Finale doğru Bonnie ve Blaze’in yaşadığı dostlukla hayal gücünün yeniden ön plana çıkması ise Jessie’nin iyileşmesi ve iyileştiriciliğiyle uyumlu bir çözüm anlamına gelir. İlk filmden itibaren serinin ana teması olan dostluk kavramının altı da bu vesileyle yeniden çizilmiş olur.

Toy Story 5, serinin yıllardır parçası olan bir karaktere odaklanarak onun geçmişi üzerinden bugünün sorunlarına ve aynı zamanda serinin geçmişiyle bağı olan izleyiciye kuşaklar arası bir mektup bırakır. Emily’nin kızına Jessie ismini vermesi, Jessie’nin değerlerini yeniden oluşturmasına imkan sağlarken, bu seriyle büyüyen kitleler için de sahici ve duygusal bir örnek olarak simgeleşir. Zaman zaman kısmi tempo sorunları ve hikayenin dağınıklaştığı anlardan söz edilebilir. Öte yandan, böylesine büyük bir kitlesi olan serilerin devam filmlerinin gelmesi, kimilerince çeşitli argümanlarla eleştirilebilir. Ancak Toy Story özelinde, insana ve büyümeye dair bolca duygu hâlâ ilk günkü gibi yaşamakta. Jessie’nin bulduğu anı kutusu, aslında bize ve seriyle aramızdaki hatıralara ait. Bize ilk duyduğumuz sesiyle, fakat bu kez başka bir yaş diliminden şu şekilde sesleniyor: “Dostunum ben senin…”


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Death of Robin Hood: Ölüm Meleğinin Düşüşü

Normal: Karlar Altında Neo-Western

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

The Death of Robin Hood: Ölüm Meleğinin Düşüşü

önceki yazı

Yeni Nesil Animasyon Filmi Robu 404 2 Ekim’de Sinemalarda!

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir