0

Oyuncu ve yönetmen Tyler Perry gerçek bir hikayeden esinlenerek, 2. Dünya Savaşı sırasında 855 kadının üç yıllık teslim edilemeyen posta teşkilatını düzenlemek için verdikleri mücadeleyi anlatan The Six Triple Eight ile karşımıza çıkıyor. Netflix üzerinde 20 Aralık tarihinde yayımlanan filmin oyuncu kadrosunda Kerry Washington, Milauna Jackson, Ebony Obsidian, Oprah Winfrey, Kylie Jefferson, Shanice Shantay gibi isimler yer alıyor.

2. Dünya Savaşı sırasında, Lena Derriecott çocukluk aşkı Abram David’in savaş sırasında vefat etmesinden sonra savaşa katılmaya karar verir. Lena, bir tren dolusu kadınla birlikte eğitim için yola çıkar. Aldıkları eğitimin ardından savaş alanına ulaştıklarında onları bekleyen büyük bir sorun vardır: Amerikan askerlerine teslim edilmemiş, üç yıldır birikmiş 17 milyon mektubun bekleyenlerine gönderilmesi gerekiyordur. Lena ve arkadaşları, bu büyük görevi altı ay içinde gerçekleştirmeyi üstlenirler. Kadınlara yönelik önyargılar ve askeri birliklerin kendi içerisinde kadınlara karşı zorlu tutumlarına rağmen Lena ve ekibi, pes etmeyen kararlılıklarıyla mücadelelerini sürdürür.

The Six Triple Eight Film İncelemesi Arakat Mag

Tyler Perry Sinemasına Bakış

Amerika’da Madea adlı komedi filmi serisiyle adını duyuran filmin yönetmeni Tyler Perry, 2006 yılında kurduğu Tyler Perry Studios ile Hollywood dışında kendi stüdyosunu kuran ilk Afroamerikan yapımcı konumundadır. Sinemaya olan bakış açısına yönelik birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Ünlü yönetmen Spike Lee, Perry‘nin filmlerindeki Afroamerikan karakterlerini “minstrel show” (eski zamanların aşağılayıcı görülen gösterileri) geleneğine benzetmiş ve bunun toplumsal olarak zararlı bir tanımlamaya yol açabileceğini söylemiştir. Perry ise bu eleştirilere, eserlerinin kitlelere eğlenceli vakit geçirmek ve ilham olma amacı taşıdığını söyleyerek yanıt vermiştir. Perry, adını nispeten duyurduğu Madea karakteri geniş bir hayran kitlesine sahip olsa da, bazı eleştirmenler bu karakterin Afroamerikan kadınlarının karikatürize bir versiyonu olduğunu iddia etmiştir.

Sinemasının yetkinliğine gelen eleştirilerin yanında, Afroamerikan kültürüne ve sinemasına katkıları bir yandan belirli kesimlerce takdir edilmektedir. Perry’nin yönetmenliğine dair stüdyo odaklı pragmatist bir tavır takındığı söylenebilir. Eserlerine olan beğeni genel kitle için gittikçe düşse de kendisinin üretkenliği gittikçe artmakta. Zira yönetmen, 2024 yılı içerisine 3 dizi sezonu ve 3 film sıkıştırmış durumda. Bu yönetmenlik tarzı belirli bir vizyonu benimsemekten çok, stüdyoların zaman, bütçe ve stüdyo gibi beklentilerine hızlı uyum sağlama odağında daha faydacı bir misyona sahip. Kendi yapımcılığında ürettiği filmleri ve dizileri genellikle Amazon, Netflix gibi platformlar aracılığıyla dağıtımını sağlayan Perry, platformların pandemi sonrasında artan sürekli üretme telaşı içerisinde kendisine yer bulmuş gibi gözüküyor.

The Six Triple Eight Film İncelemesi Arakat Mag

The Six Triple Eight’in Arka Planı

The Six Triple Eight’e gelecek olursak, filmin ortaya çıkışı Tyler Perry‘nin filmde Ebony Obsidian’ın canlandırdığı Lena Derriecott King adlı tabur üyesiyle olan gerçek hayat ilişkisiyle gerçekleşiyor. Lena Derriecott King, 2024 yılının başlarında 100 yaşında vefat etti. Perry, 6888 taburundaki anılarıyla ilgili Lena ile konuştuktan sonra, bu konuda bir film yapmaya karar verdi.

Tyler Perry bu buluşmadan şu sözlerle bahsediyor;

“Birkaç saat boyunca evinde oturup sadece konuştuk, harika bir sohbetti. Oradan ayrıldığımda, aklımda onun için yazmak istediğim bir film vardı.” Aslında hayatta kalan tüm üyelerin filmi görmesini istiyordum. Sadece Lena bu filmi görme şansına sahip oldu. Bir kurguyu hızla toparladım ve ona götürdüm. Filmi izlediğimizde gözyaşlarına boğulmuştu. Film bittiğinde, selam duruyor ve ağlıyordu. Bana dönüp, “Tyler, siyahi kadınların savaş çabalarına katkıda bulunduğunu dünyaya gösterdiğin için teşekkür ederim.” dedi.”

Tyler Perry, filmin yapım sürecinde tarihçi Kevin M. Hymel ile çalışmış, “Fighting a Two-Front War” başlıklı makalesi film için üstünkörü bir temel olmuş. Makale hikayeyi ekrana taşımaya yardımcı olmasının yanında, Perry ve Hymel bulabildikleri her makale ve arşiv görüntüsünü incelemişler. Öte yandan, filmdeki başrollerden Kerry Washington, canlandırdığı Major Charity Adams’ın 2002 yılında yazdığı “One Woman’s Army” adlı anı kitabından faydalanmış. Washington, prodüksiyon sırasında anı kitabının fotokopilerini ve resimlerini odasına asarak çalışmalar yapmış. Washington’ın, canlandırdığı Adams’ı tanıyan, onunla çalışan ve onu seven insanlarla konuştuğunu belirtiliyor. Washington ise bu süreci şu şekilde açıklıyor.

“Mirasına olabildiğince daldım. Gerçekten vermek istediğim performansın, daha önce yaptığım herhangi bir işin ötesinde olmasını sağlamak istedim.”

Bu bilgiler eşliğinde The Six Triple Eight’ e yönelik bir bakış sağlamamız daha doğru olacaktır. Tyler Perry, tarih için çok önemli bir kolektif dayanışmayı yeniden canlandırmak istese de ne yazık ki kendisi stereotipik karakterler odağında oluşan anlatısının içini oldukça boş, kendisini fazla görkemli gören ancak daha çok klibe benzeyen bir eserle karşımıza çıkıyor.

The Six Triple Eight Film İncelemesi Arakat Mag

Klişe Anlatım ve Görkem

The Six Triple Eight, patriyarkanın en güçlü şekillerinden biri olan, 2. Dünya Savaşı’ndaki erkek hiyerarşisinin içerisinde var olmaya çalışan kadınların hikayesi. Bu noktada böyle bir hikayenin tarihsel olarak etkisi ve ele aldığı konunun günümüzdeki güncel etkisi ekstra bir güç sağlıyor. Filmin bu potansiyeline rağmen senaryo ve anlatım olarak ele aldığı konuya bakış açısının bir çocuk tiyatrosundan ileriye gittiğini söylemek oldukça güç. Hikayeye dair güçlü bir anlatım isteği basit klişeler, içi boş anlatımlar eşliğinde şekilleniyor.

Yönetmenin Afroamerikan topluluğuna ait bir şeyler söylemek istemesi oldukça değerli olsa bile bunu fazla karikatürize bir şekilde aktarıyor. Filmin başrolü Lena’nın çocukluk aşkı Abraham vefat ettiğini öğrendikten sonra bir anda; “Gidip Hitlerle savaşacağım.” gibi bir cümle kurması aslında, filme dair birçok şeyi anlatıyor. Hikayenin istediği görkemli sahneler ve cümleler belki belirli bir kesime hitap edebilir. Ancak, karakterlerin motivasyonlarına derinlemesine şahit olmadan, onları basmakalıp bir persona içerisinde iyi ve kötü diye sınıflandırarak büyük sözler söylettirmek, eserin olduğundan daha yüzeysel görünmesine neden oluyor. Tyler Perry, karakterlerini oldukça sığ ve stereotipik betimlemelerle örerek sınırlı bir anlatım dillendiriyor.

Senaryonun Zayıflığı

Yönetmen, filme yalnızca gerçek hikayenin doğal perspektifi kadar hakimiyet sağlayabiliyor. Gördüğümüz şeyler neredeyse eskiden kalma doğrudan bir kayıttan ibaret. Karakterlerin iç dünyalarına ait bir şeyler görmek oldukça zor. Filmin başında Lena ve Abraham’ın klişeleşmiş ilişkisi hariç sürdürülen herhangi bir ikili ilişki neredeyse yok. Karakterlerin iç dünyalarındaki eksikliklerden birisi motivasyon eksikliği. Buna eklenen basit diyaloglar, yüzeysel cümleler filmin içerisinde durmadan savruluyor. Çoğu kez karakterler ve anlatı için, “Neden bunu yapıyorlar? Neden öyle dedi? Bu sahneyi neden izledik? Duyduğunda ne hissetti? gibi cümleleri kendimizce cevaplıyoruz. Senaryonun zayıflığı nedeniyle, izleyici karakterlerin tepkilerini anlamlandırmak için çaba harcarken, filmle bağlanmakta zorlanıyor.

Hikaye her ne kadar etkisi güçlü, ilham verici bir hikaye olsa da, senaryonun eksikliği dolayısıyla filme dramatik olarak inandırıcılık sorunu da ekleniyor. Film anlatım tarzını oldukça ciddiye alıyor. Metinsel niteliğin eksikliği, filme bir parodi havası katıyor. Anlatımın sahip olmadığı ciddiyetine eşlik eden görkemli sahneler hikaye dinamiğinin tamamen kopmasına neden oluyor.

Lena karakteri yanı sıra, filmin öne çıkan bir diğer karakteri olan Major Charity Adams’da birçok yönden kısıtlı bir karakter olarak gözüküyor. Askerlerine sürekli emirler yağdıran, onları motive eden, hitap ederken güçlü bir profil çizen, onları koruyan ve haklarını gözeten bir karakter olarak sunuluyor. Bu noktada Adams’ın didaktik söylemleri hariç içsel herhangi bir motivasyonuna şahit olamıyoruz. Film boyunca Adams eşliğinde taburun bir sürü emir dinlediğini izliyoruz.

Anlatıda neredeyse tanrısal bir mentor gibi sunulan bu karakterin düşünce ve duygularına dair bir derinlik göremiyoruz. Karakterin duygularını nispeten anladığımız sekanslar ekibini koruduğu sahneler. Bu sahnelerde bile ikili diyalogların işlemeyişi filmi aşağıya çeken başka bir unsur oluyor. Hal böyle olunca film, Perry’nin tecrübeli olduğu mizahi film yapısına daha fazla benzemeye başlıyor. Daha sığ, yalnızca sıradaki sahneyi bitirmeye yönelik tasarlanan karakterler izliyoruz. Filmin büyük hitabetler üzerinden ilerleyen yapısı, zaman zaman duraksamadan ilerliyor. Öyle ki, bir sahne başka bir söylemle kesintiye uğruyor ve Perry, bu anlarda filmini adeta bir askeri kamp klibine dönüştürüyor.

Dağınık Kurgu ve Basit Diyaloglar

Hikayenin genelinde belirli açılardan eksiklikler göze çarpıyor. Filmin bütçesi ve prodüksiyon tasarımı nispeten başarılı gözüküyor olsa da dekorlarında bir pastel yapaylık hissine tanıklık ediyoruz. Oyunculuk yönetimi, sahnelerin geçişindeki kurgusal eksiklikler, diyalogların abartılı yazımı, müziklerin melodramı yükseltme isteği ve başarısızlığı filmin birçok eksilerinden yer alıyor. Bir diğer eksiklik ise filmin ele aldığı kadınları bu görevde neden önemli olduklarını iyi anlatmaması oluyor. Hikaye, ne zaman kadınların aralarındaki birliğine ve ilişkilerine değinse, tarihi kolektif mücadelenin kavramsal bağlantısı eşliğinde anlatım güçleniyor ve daha iyi ilerliyor. Tyler Perry ise odağını bu yöne çevirmekten çok, kadınların bu yolda yaşadığı sıkıntılara yönlendiriyor.

Amerika ve dünya tarihi için önemli bir kolektif kahramanlık örneği olan 6888. Merkez Posta Rehberi Taburu, mücadelenin ve dayanışmanın zirveye ulaştığı, 24 saat kesintisiz posta dağıtımıyla unutulmaz bir başarıya imza atmıştır. Taburun içerisindeki 855 kadının 7 milyon postanın dağıtımından sorumlu olması, birçok dayanışma ve ilham verici hikaye barındırıyor. Bu mucizenin gerçekleşmesinin nedenlerinin başında birliktelik ve dayanışma kavramları yer alıyor. Filmin esinlendiği bu ilham verici hikayenin “zorluğun üstesinden gelmek” kısmı da anlatımın içerisinde hatalı tercihlerle iyi bir şekilde ele alınmıyor. Perry, kadınların yaşadığı ırkçılık ve insanlık dışı tutumları daha fazla ön plana almaya çalışırken, diğer bağlamları saf dışında bırakıyor. Böylesine bir hikayenin potansiyelini iyi kullanamamak başlı başına bir eksiklikken, hikayeyi klişe diyaloglar eşliğinde bir parodi filmi edasında göstermek filmin yüzeyselliğini daha da artıran bir unsur oluyor. Perry, kadınların önemini dile getirmek ve hikayesini onların aralarındaki bağ ve birliktelik ile kurmaktan daha çok, sıkıntılar eşliğinde gerçekleşen büyük konuşmalara ve görkemli sahnelere değinmek istiyor.

The Six Triple Eight, güçlü ve etkileyici bir tarihi hikayeyi sinema diliyle anlatma potansiyeline sahipken, yüzeyselliği ve klişelere dayalı anlatımıyla bu fırsatı büyük ölçüde başaramıyor. Tyler Perry’nin yapımcılık ve yönetmenlik konusundaki üretkenliği artsa da, bu film özelinde derinlik ve karakter gelişimi gibi unsurların eksikliği dikkat çekiyor. Afroamerikan kadınların tarihteki bu önemli anını onurlandırma gayesi taşıyan film, bu isteğini hakkıyla gerçekleştiremiyor ve yer yer melodram ağırlıklı bir klip havası veriyor. Perry, kolektif dayanışmayı kutlamak isterken karakterlerin duygusal ve motivasyonel boyutlarını ihmal ederek, izleyicinin bağ kurmasını zorlaştırıyor. Bu eksiklikler nedeniyle film, anlatmak istediği güçlü hikayenin etkisini gölgede bırakıyor.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Carry-On: Tek Mekân Gerilim Filmi

Mufasa: The Lion King: Bir Efsanenin Doğuşu

 

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

Netflix’te Yılbaşı Aşkları Başkadır!

önceki yazı

Yılbaşı Gecesi İzleyebileceğiniz 10 Film Önerisi

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir