Yılın son günlerine hızla yaklaşırken Noel filmleri de peş peşe vizyona giriyor. Bu yazının konusu olan Carry-On için bir Noel filmi demek çok zor ama filmdeki olaylar Noel’e yaklaşırken yaşanıyor.
Filmin yönetmen koltuğunda Jaume Collet-Serra oturuyor. Bu film de tıpkı 2014’deki filmi Non-Stop’da olduğu gibi tek mekânda geçen bir gerilim filmi. Tek mekânda geçen gerilim filmleri genellikle sevdiğim filmler olur. Carry-On da öyle bir film. Filmin başrollerinde ise Taron Egerton ve Jason Bateman var.
Bu yazı Carry-On filmi hakkında spoiler içerebilir.
Basit Hikâye, İyi Akış
Yeni yıl yaklaşırken yoğunluğun arttığı bir havaalanında geçiyor olaylar. Ethan Kopek (Taron Egerton) bu havaalanında çalışan bir görevli. Görevi bagajları X-Ray cihazlarından geçirmek ve içindekileri kontrol etmek. Yani Ethan aslında havaalanının güvenliğinden sorumlu ekibin bir parçası.
Ethan’ın bir karısının olduğunu, karısının da hamile olduğunu öğrendiğimiz ilk 15-20 dakikalık bölüm Ethan’ı tanımamız açısından önemli. Çünkü Ethan’ın filmde başına gelecekler karşısında neleri kaybedebileceğini bu bölümde öğreniyoruz.
Filmin bu 15-20 dakikalık bölümünü geçince Ethan küçük bir kulaklık bulur. Tam kayıp eşyalar bölümüne koyacakken bir mesaj alır ve kulaklığı takması gerektiğini öğrenir. Kulaklığı takar ve macera başlar.
Ethan o dakikadan itibaren kulağına gelen bir ses tarafından yönetilir. Önce bu sesi alaya alan Ethan karşısındaki kişinin kendisi hakkında çok fazla şey bildiğini, hatta kendisini karısıyla tehdit ettiğini görünce mecburen bu sesi dinlemek zorunda kalır. Ethan’ın görevi gün içerisinde gelecek olan bir adamı ve elindeki bagajı uçağa sokmaktır.
Film hem görünmeyen bir adamın dâhil olması hem de kısıtlı bir mekânda geçmesiyle bana Collin Farrel’ın başrolünde olduğu Joel Schumacher’ın yönetmeni olduğu Phone Booth filmini anımsattı. Neyse ki burada Kopek, o filmdeki Stu Shepard karakteri gibi muhatap olduğu kişiyle kablolu bir telefonla iletişime geçmiyor.
Ses ve Göze Karşı Tek Başına
Henüz en başta gizem yaratan filmlerde genellikle gizemin kaynağı hemen ortaya çıkmaz. Fakat Carry-On’da telefondaki ses ilk yarım saatin sonunda ortaya çıkıyor. Kiefer Sutherland’in canlandırdığı karakter siyah kıyafetli ve şapkalı bir adam. Bu karakterin ortaya çıkması elbette hikayedeki büyüyü bozmuyor. Çünkü asıl merak ettiğimiz şey sesin kaynağı değil bagajın içinde uçağa sokulmak istenen şey. Peki bu bagajın içindeki şey ne? Bir tür gaz. Öyle ki yaklaşık 250-300 kişiyi kısa süre içinde öldürebilecek bir gaz.
Kopek bu bagajı içeri sokmamak için her yolu denese de kulaklığın ardındaki sese yakalanıyor. Kopek ile aynı ortamda bulunan bu adam, Kopek’in yaptığı kaçamak davranışları hemen fark ediyor. Çünkü onu gözleyen ve bu sese haber veren bir de gözcü var. Kopek aslında bir “sese” bir de “göze” karşı mücadele ediyor. Ses ortaya çıksa da Göz’ün nerede olduğunu bilmediği için oturduğu sandalyeye sıkışıp kalıyor.
Filmde ileri seviyede bir dikizleme var. Her ne kadar Kopek erkek bir karakter, kendisini gözleyenin de bundan cinsel bir haz alma durumu olmasa da filmde buram buram “voyorizm” kokan sahneler var. Kopek’in ne yaptığını bilsek de kendisini gözetleyen “gözlüklü” adamla beraber bir de onun gözünden Kopek’i izlemek seyirci olarak biz de ayrı bir keyif veriyor.
Testler, Dostlar, Düşmanlar
Film Kopek’in sürekli tehdit edildiği için istemediği şeyleri yapmasıyla devam ederken sıra malum bagajın X-Ray cihazından geçme sahnesine geliyor. Hafif siyahi bir adamın elinde getirilen bagaj cihaza giriyor ve Ethan Kopek uyarı mesajlarını okuya okuya bu bagajı X-Ray cihazından geçiriyor. Bu sahnede gerçekten Taron Egerton’ın oyunculuğunu çok beğendim. Belki de filmin gerilimi en yüksek sahnesini Egerton donuk yüzüyle harika canlandırmış.
Carry-On klasik anlatının tüm kodlarını tıkır tıkır işlediği bir seyirde devam ediyor. Kopek içeri aldığı gazın uçakta patlamasını ve yüzlerce insanın ölmesini istemiyor. Bu yüzden de içeride o bagaja ulaşıp onu etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu sırada bagajı içeri sokan Mateo Flores (Tonatiuh), Kopek ve güvenlik şefi Phil Sarkowski (Dean Norris) bir odada sıkışıp kalıyorlar. Kopek elinde silahla kendi amirini öldürmek zorunda kalıyor. Öldürmüyor. Fakat siyahi adam güvenlik amiri Sarkowski’yi öldürüyor. Kopek ile Mateo Flores kavga ederlerken ikisinin de kulağında kulaklık olduğu ve ikisinin de yönlendirildiklerini fark ediyorlar. Burada anlıyoruz ki birbirine düşman olan bu iki adamın ikisi de aslında masum ve çaresiz.
Filmin bu bölümünde aklıma Joseph Campell’in ünlü kitabı Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ndaki malum yolculuk şeması geldi. Bu şemada aşamalardan biri de “testler, dostlar, düşmanlar” şeklindedir. Elbette bu sahne doğrudan doğruya bu aşamaya karşılık gelmiyor ama çağrışım yapması da kaçınılmaz.
Bu sahneden itibaren Kopek ile Mateo Flores, ittifak halinde hikâyeye devam ediyorlar. Ancak yer yer bu ikilinin arasında da güven problemleri yaşanıyor. Çünkü ikisinin de kulağında aynı elden yönetilen sesler geliyor ve birbirlerine düşmeleri kaçınılmaz.
Bu sahnelerde Kopek’in her an yalnız olduğunu tekrar tekrar anlıyoruz. O hem karısının ölmemesi için kendisine söylenenleri yapmak hem de uçaktaki insanların ölmemesini sağlamak için mücadele etmek zorunda.
İkna Edici Bir Kahraman
Filmin ilerleyen sahnelerinde polisin olaya dâhil olması, Kopek’in karısının olayların içine girmesi ve daha pek çok önemli olay var. Tüm bunlar olurken Carry-On bizi çoktan karakterle özdeşleştirmiş ve onunla beraber mücadele etmeye ikna etmiş oluyor. Özellikle son bölümde kulağındaki sesten kopan Kopek uçağı kurtarmak için harekete geçmesi bizi iyiden iyiye özdeşlik kurmaya itiyor.
Yukarıda da dediğim gibi Carry-On’da klasik anlatı kodları tıkır tıkır işliyor. Görünen silahlar patlıyor, karakterle özdeşleşiliyor, düşmanlar net bir şekilde belirleniyor… Yazının tam da burasında bu filmin türünün iyi örneklerinden biri olmadığını ama kötü bir film de olmadığını belirtmem gerek. Tek mekânda geçen gerilim filmlerine iyi bir örnek Carry-On. Ancak örnek olarak iyi, film olarak değil.
İyi Tempo
Bence Carry-On’un en iyi yaptığı şey iyi bir tempo tutturmuş olması. Film, kulaklığın takıldığı an seyirci olarak duyduğumuz “dünyadan soyutlanıp kulaklığın dünyasına girdiğimiz” ses efektinden itibaren harika bir tempoya sahip. Yerinde durmayan karakterler, sürekli değişen dostlar-düşmanlar ikilikleri, patlayan silahlar vs. filmi sürekli seyredilebilir kılıyor.
Yazının bu bölümünde dikkat çekmem bir önemli konu da oyunculuklar. Taron Egerton, Jason Bateman, Sofia Carson, Danielle Deadwyler, Theo Rossi, Tonatiuh gibi isimlerin merkezde olduğu filmde herkes iyi oyunculuklar ortaya koyuyor. Ancak bu filmde dikkatimi çeken bir oyuncu da Dean Norris. Özellikle Breaking Bad’deki rolüyle hafızalara kazanan Norris “amir” rolü için var olmuş birisi. Breaking Bad’den sonra burada da bir güvenlik şefi olarak görünce buna iyice ikna oldum. Çizdiği persona tam bir amir personası.

Yıl Bitmeden
2024’de pek çok iyi film izledik. Sinema açısından iyi bir yıl olduğunu düşünenlerdenim. Yılın bitmesine sayılı günler kala çok yorulmadan ama çok keyif alarak bir filmi izlemek isteyenlere Carry-On’u rahatlıkla tavsiye edebilirim.
Carry-On mekânın kısıtlı olmasından dolayı diyaloglar üzerine kurulu senaryosu, iyi oyunculukları ve kendini sürekli koruyan yüksek temposuyla iyi bir film.
Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar