0

Coffee and Cigarettes (2003), Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004), American Utopia (2020) gibi önemli eserlerin görüntü yönetmenliğini yapan Ellen Kuras, ilk kurmaca uzun metraj filmi Lee ile karşımıza çıkıyor. Antony Penrose‘un 1985 tarihli “Lee Miller’ın Hayatları” adlı biyografisinden uyarlanan ve yetersiz finansman sebebiyle çekimi sekiz yıl süren filmin oyuncu kadrosunda; Kate Winslet, Andy Samberg, Alexander Skarsgard, Marion Cotillard, Andrea Riseborough, Noémie Merlant, Josh O’Connor gibi önemli isimler yer alıyor.

Tarihler 30 Nisan 1945’i gösterdiğinde savaş muhabiri Lee Miller, 2. Dünya Savaşı’nın baş mimarlarından Adolf Hitler’in Münih’teki terk edilmiş köşkünde, Hitler’in küvetine girmek için hazırlanıyordu. Küvete girmeden yalnızca saatler önce işgalden kurtulan Dachau’nun izlerini Führer’in paspasına sildi. Kamerasını küvetin karşısına kurdu, köşkün içerisinde bulunan Hitler’in portresinin çerçevesini kırarak yeşil küvetin içerisine yerleştirdi. O dönemki sevgilisi ve kendisi gibi foto muhabiri olan David Scherman, banyo yaparken Miller’ın fotoğrafını çekti. Fotoğrafın çekildiği sırada Adolf Hitler, Berlin’deki bir sığınakta eşi Eva Braun ile kendi canlarına kıydılar. Scherman ve Miller, çektikleri fotoğrafın zaman içerisinde savaşın bitişi anlamına gelen bir sembole dönüşeceğini henüz bilmiyorlardı.

Lee Film İncelemesi Arakat Mag Kate Winslet

Tarihte Bir Yolculuk

Lee, konusunu, 2. Dünya Savaşı’nda savaş muhabirliği yapan Lee Miller’ın hayat hikayesinden alıyor. Şarap, yeşillik ve peynirle çevrili bir hayat süren eski bir model olan Lee, yaz aylarını Solange D’Ayen (Marion Cotillard), Pablo Picasso (Enrique Arce), Paul Eluard (Vincente Colombe) ve eşi olan sanatçı Roland Penrose (Alexander Skarsgard) ile geçirmektedir. Roland ile Londra’ya taşınmaları sonucu Lee, Vogue dergisinde işe girer. Blitz’e maruz kalan İngiliz halkının fotoğraflarını çekmek ile görevlendirilir. Ancak, Birleşik Krallık hükümeti kadınların savaş alanında fotoğraf çekmesine izin vermemektedir. Kendisi gibi fotoğrafçı olan David Scherman ile Amerika’nın savaşa dahil olması fırsatıyla savaş muhabiri olarak görevlendirilirler. Lee ve Scherman, Nazi Almanya’sının yaşattığı soykırıma ve trajediye en canlı şekilde tanık olacaklardır.

Lee, savaş muhabiri Lee Miller’ın yoğun çatışma sesleri ve toz duman içerisinde bir cepheden başka bir cepheye koşması eşliğinde açılıyor. Ellen Kuras, Miller’ın hayatını tarihe armağanı olan fotoğraflarının çekildiği anları yeniden canlandırarak bir yolculuk yaratma isteğinde. Faşist Hitler rejiminin zorbalıklarına karşı Miller ve arkadaşlarının odağında “Resim yapmak, içmek, yazmak ve dans etmek” olsa da, savaşın trajedisi eşliğinde insanlığın en karanlık yönleri hepimize tezahür ediyor. Kuras, Amerika ve İngiliz medyasının sansürcü bakış açısına değinerek insanlığın duyarsızlaşma haline dikkat çekmek istiyor. Kate Winslet rolü içerisinde öfke, korku ve çaresizlik odağında Avrupa’nın sokaklarında savrulurken, Fransa ve Blitz’in toz içerisindeki yıkıntıları, tanık olunan insanlık acılarıyla bir bütün olarak Miller’ın karmaşasına eşlik ediyor.

Lee Film İncelemesi Arakat Mag Kate Winslet

Kayboluş, Arayış ve Duyarsızlık

Ortadan kaybolmak, duyarsızlaşmak ve arayış. Ellen Kuras, bu kavramlar üzerinde zaman zaman direkt olarak, bazen de yaratmak istediği tanıklık hissi ile bağlantılı olarak bir köprü kurma niyetinde. Savaşın getirdiği dehşetler, kayıplar ve yaraların bir unsuru olarak ortadan kaybolmak aslında hem soyut hem de somut olarak filmle uyumlu bir tonda. Savaşın kontrolsüz yıkıcılığının ortaya çıkardığı en diri ve sarsıcı unsuru olan bu kavram, kontrol edilemeyen güç ve duyarsızlaşma ile iz düşümü yaşıyor. Lee ve Scherman’ın yakınlarını kaybeden ve bulamayan insanlarla beraber bir trenin peşinden çıktıkları arayışlarını filmin yönetmeni Kuras güncel bir dille şu şekilde açıklıyor;

“Filistinli gazeteciler ve aileleri giderek daha fazla hedef alınıyor. Dünyanın dört bir yanında birçok gazeteci susturulmak amacıyla öldürülüyor ve Lee Miller bunu anlamıştı. İşte bu yüzden, o trenlere bindirilen insanlara ne olduğunu öğrenmek için tüm zamanını ve enerjisini, hatta kendi evliliğini riske atma pahasına, bu işe adaması onun için bu kadar önemliydi.”

Ortadan kaybolmak, duyarsızlaşmak ve arayışta bulunmak günümüzde hala yaşanan trajedilerin sınırlı hareket manevralarından. Savaşın yıkıcılığını ve gerisinde bıraktığı tüm kaybolmaları, Solange D’Ayen’ın Lee ile acısını paylaştığı sahnede geçen söylem gibi, tek bir noktaya çıkıyor. “Bu insanlar gittiler ve bir daha dönmeyecekler.”

Lee Film İncelemesi Arakat Mag Kate Winslet

Görsellik ve Derinlik

Lee ile Marion Hume, John Collee ve Liz Hannah‘ın senaryosu, biyografi filmlerinin genellikle düştüğü bir tuzağa düşüyor; senaryoya nazaran daha çok görsele hitap etme arzusunun kurbanı oluyor. Film, kamerasını iyi kullanarak sinematografi ve prodüksiyon tasarımı olarak iyi bir iş çıkarıyor olsa da hikayenin dinamiğinde büyük sorunlar yer alıyor. Lee, kopuk bir anlatım odağında, yan unsurlarına değinmeden ana karakteri anlatma isteğiyle hikayesinin temelini iyi oluşturamıyor. Özellikle hikayenin ilk yarısı yüzeyselliğin ve bir an önce vurgulamak istediği görselliğin kurbanı oluyor. Karakterlerin anlatımı açısından büyük problemler göze çarpıyor. Filmin hikayesi içerisinde önemli olarak sunulan karakterlere pek hakim olamıyoruz.

Anlatım belirli bir açıdan Lee’yi metinsel olarak açıklama derdine sahip, ancak bu noktada metin içerisindeki yan karakterlerin diyaloglarının Lee ile paralel ilerlemesi, filmin derinlik açısından yerinde saymasına sebep oluyor. Üstelik en az diğer karakterler kadar, ana karakter Lee’nin duygularına ve düşüncelerine eşlik etmekte zorlanıyoruz. Yaşadığı olaylara en fazla bir gözlemci olarak yaklaşabiliyoruz. Tüm hikaye boyunca Lee’nin yanında gördüğümüz Scherman ise yaşanan trajedilerin paylaşım aracı olmaktan öteye gidemiyor. Filmin Lee üzerine yoğunlaşması bir biyografi için beklenebilir bir tercih. Ancak, filmin yönünü buraya çevirdikten sonra ana amacını başaramıyor olması oldukça sıkıntılı. Ayrıca, sosyal etkileşimleri ön planda olan bir profil çizen Lee’nin, çevresinin bir hayli boş bırakılması, anlatıma göre görselliğinin daha ön planda kalmasının başka bir nedeni oluyor.

Savaşa Tanıklık ve İndirgemeci Anlatım

Filmin ele aldığı noktalar, genellikle dönem anlatısıyla harmanlanan biyografi türünden farklı bir yol izliyor. Bu tarz filmlerde döneme dair kapsayıcılık genellikle sorun teşkil ederken, film savaşı sınırlı bir alan içinde ele alıyor olsa da, bu alan içerisinde geniş bir perspektif sunmayı hedefliyor. Holokost katliamını, savaş ikliminde damgalanarak saçları kesilen kadınları, erkek egemenliğinde öncü bir muhabirin yaşadıklarını, kadınların yaşadığı taciz ve istismar sorunlarını, kıtlığın ve bombaların odağında çocukların dayanılmaz korkusunu, savaş sırasında kaybolan insanların yakınlarını ele almaya çalışıyor. Bu duruma Lee Miller’ın fotoğraflarının anlatı içerisinde yeniden canlandırılması doğal bir katkı sağlıyor gibi gözüküyor.

Çekilen tarihi değeri yüksek fotoğrafların sahne içerisinde yeniden canlandırılması, kadrajın tarihsel tanıklığı ve anlatım gücüyle bütünleşiyor. Lee, ancak savaşın ve insanlığın görsel temsillerinin sunulduğu sahnelerde biraz daha yol alabiliyor. Bu ilerlemenin sebebi Lee Miller’ın fotoğrafçı kimliği ile filmin en uyum yakaladığı alanın bu olması. Yani, bir biyografi kitabından uyarlanıyor olmasının daha sağlam ve gerçekçi yönünü başarıyla yansıtabilmesi. Hikayenin ve Lee Miller’ın, farklı perspektiflerden insanları ve tutumları yansıtarak filmin etkisini bu çok yönlülük üzerinden göstermeyi amaçladığını görüyoruz. Her ne kadar bunu etkileyici ve özgün bir sunumla dile getirmese de filmin bu konudaki çabası gözle görülür bir boyutta.

Biyografi esaslı filmlerde ele alınan karakterlere olan yaklaşımın kısıtlı kalması türe ait rastlanan başka bir durum. Kuras, Lee Miller’ın karakterine ikinci dünya savaşı odaklı bir bakış kurgulamakta. Miller’ın kendi adını dünyaya duyurmasında önemli bir rolü olan savaşın, bıraktığı tahribatı mesele edinmek döneme ait belirli bir bakış taşımakta. Yine de söz konusu Miller’ın hayatı olunca, karaktere biçilen çerçeve oldukça dar bir açı içerisinde kalıyor. Senaryo karaktere ait kısıtlı bir derinliğe sahipken, savaş muhabiri Miller’ın hayatına yalnızca savaş üzerinden bir bakış sunmak, onunla ilgili indirgemeci anlatımın tezahürü oluyor adeta. Filmin indirgemeci tavrı hikaye bütünlüğünün parçalara ayrılmasından çok, anlatımın faydalı olmayacak nitelikte basitleştirilmesine yol açıyor.

Görüntü Yönetmenliği ve Oyuncu Kullanımı

Lee, az konuşarak konuşmaktan fazlasını söylediği; nispeten az diyaloğa sahip anlarında daha iyi yol alabiliyor. Ellen Kuras’ın görüntü yönetmenliğine olan yetkinliği filmle daha iyi bir uzlaşma içerisinde. Ancak, diyalogların yoğunlaştığı bölümler bu ilerlemeyi bir nebze gölgeliyor. Senaryonun eksikliği filmin görsel yelpazesiyle bir bütünlük oluşturmuyor. Lee’nin oyuncu kadrosunun potansiyeline dair bir şeyler de söylemekte fayda var. Yönetmen Ellen Kuras, Kate Winslet, Andy Samberg, Alexander Skarsgard, Marion Cotillard, Andrea Riseborough, Noémie Merlant, Josh O’Connor gibi potansiyeli ve değeri yüksek oyunculardan yeteri kadar faydalanamıyor. Kate Winslet’ın Ellen Kuras’ın görüntü yönetmenliğini yaptığı Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) ve A Little Chaos’da (2014) olan tanışıklığından faydalandığını görüyoruz. Winslet, rolünün gerekliliklerini daha fazla verme isteğinde ama karakterinin metinsel sıkıntıları oyunculuğunu bazı noktalarda etkiler boyutta.

Filmdeki büyük isimli oyuncular ise anlatıya yalnızca bir görünürlük katma niyetinden ibaret gibi. Portrait of a Lady on Fire (2019) ile bizi kendisine hayran eden, henüz iki sene önce Tar (2022) ile yine kusursuz bir iş çıkaran, günümüzün yükselen isimlerden Noemie Merlant, defalarca büyüleyici performanslar sunmuş Alexander Skarsgard ve Marion Cotillard gibi oyuncuların oldukça sıradan kullanımı, bu isimlerin neredeyse bir pazarlama unsuru olarak kullanıldığını düşüneceğimiz bir seviyede. Yine Winslet’ın başrolünde oynadığı The Regime (2024) dizisinin müziklerini de besteleyen Alexandre Desplat ise filmin trajedi yönüne uygun dram ağırlıklı tonda bir iş çıkarıyor. Tasarlanan eserler türün kalıplarını takip ediyor ve atmosfere yardımcı oluyor. Ancak, tercihler özgün bir bakış açısı sunmayarak, müzikalite tarafında ekstra bir etki yaratmıyor.

Ellen Kuras’ın deneyimi daha önceki bazı görüntü yönetmenliğinden yönetmenliğe geçiş deneyimlerini hatırlatıyor. Blood Simple (1984), Raising Arizona (1987) gibi filmlerin görüntü yönetmeni olan Barry Sonnenfeld’ın beğenilmeyen Wild Wild West (1999) deneyimi, The Godfather serisi, Manhattan (1979) gibi kült eserlerinin görüntü yönetmeni Gordon Willis’in nispeten başarısız olmuş Windows (1980) deneyimi gibi bir sınıflandırma içerisine sokmak mümkün. Bu tür denemeler, teknik yetkinlikle sanat yönetiminin bir araya gelmesine imkan sağlasa da, yönetmenlik yetkinliği genellikle bu geçişin ne derece organik bir şekilde gerçekleştiğine ve yönetmenlik vizyonunun ne kadar güçlü olduğuna bağlı gibi gözüküyor.

Lee, görsel açıdan etkileyici sahneleri ve savaşın insanlık üzerindeki yıkıcı etkilerini yansıtma isteğiyle öne çıksa da, senaryosunun derinlikten yoksunluğu ve karakter odaklı anlatımında indirgemeci bir tavır sergilemesiyle potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştiremiyor. Ellen Kuras’ın görüntü yönetmenliğindeki yetkinliği ve görsel anlatımdaki ustalığı filmin belli anlarında parlıyor, ancak bu parlaklık, tutarsız bir hikaye ve yüzeyselliği aşamayan karakter tasvirleriyle gölgeleniyor. Lee, sahip olduğu güçlü oyuncu kadrosu ve tarihsel bağlamıyla daha fazlasını vaat etse de bu vaatlerin çoğunda metinsel eşiği atlayamıyor.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Maria: Kendi Hayaletini Yaratmak

The Seed of the Sacred Fig: Bir Mikro Sosyoloji İmkanı

 

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

Mufasa: The Lion King: Bir Efsanenin Doğuşu

önceki yazı

Carry-On: Tek Mekân Gerilim Filmi

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir