2014 yılında imza attığı Maps to the Stars filminden sonra sinemaya ara veren David Cronenberg, 8 senenin ardından Crimes of the Future ile geri dönmüş, etkili de bir film yapmayı başarmıştı. Bir sonraki projesi için bu kez çok fazla bekletmeyen Cronenberg, karşımıza The Shrouds ile çıktı. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan film, ilk başta mini-dizi formatında planlansa da hayata geçirilememiş, daha sonrasında ise uzun metraja çevrilmişti.

Cronenberg başrol için daha önce de birlikte çalıştığı oyunculardan biri olan Vincent Cassel ile anlaşmıştı. Daha sonra ise kadroya Diane Kruger ve Guy Pearce gibi önemli isimler eklenmişti. Dünya prömiyerinin ardından oldukça karışık yorumlar alan film, Türkiye prömiyerini ise Filmekimi ile gerçekleştirmiş oldu. Yurt dışında önümüzde sene vizyona girecek olan The Shrouds‘un ülkemizdeki vizyon tarihi ise şu anlık bilinmiyor.

The Shrouds Film İncelemesi Arakat Mag

Ölüm Performans Sanatına Dönüşüyor

Karısının ölümünden beri bir türlü teselli bulamayan Karsh, devrim niteliğinde ve tartışmalı bir teknoloji olan GraveTech’i icat eder. Bu teknoloji sayesinde geride kalanlar, kaybettiklerinin cesetlerini mezarlık içerisindeki kefenleri içinde gözlemleyebileceklerdir. Bir gece, aralarında Karsh’ın eşininkinin de bulunduğu birçok mezar tahrip edilir. Karsh bu eylemin faillerinin izini sürmek için yola koyulur, ancak daha büyük, daha sinsi bir komplonun şüphesi de içini kemirmektedir.

Bu filmin yapımında 43 yıllık eşini kaybettiğinde yaşadıklarından esinlenen Cronenberg, yasın sonsuzluğuna ve fiziksel evrelerine iniyor. Size şu soruyu soruyor: Ölüm, bir performans sanatına dönüştürülebilir mi? Cronenberg, ateist birey olarak ölümün yeni bir başlangıç olmasına inanmıyor. Fakat çürüyen bedenleri, yas sürecinde olan kişiler için gözlemleyebilecekleri bir sanat formuna dönüştürüyor. İnsan bedeni dünyadaki en gizemli ögelerden biridir ve Cronenberg‘in bir alter egosu olan Karsh karakteri, bu bedenlerin geçirdiği evrimler üzerinden gidilecek yola yatırım yapıyor.

Cronenberg‘in ölüm ve yas sürecine getirdiği bu yeni bakış açısı, kendi filmografisinde de hakim olan bedensel ve teknolojik saplantılarla kesişim sağlıyor. Cronenberg, birçok filminde başarıyla gerçekleştirdiği gibi, bir kez daha geleneksel temaları sarsıcı ve provoke edici bir biçimde ele alıyor. Sadece alter egosunu değil, aynı zamanda izleyicileri de ölüm ve kayıpla yüzleşmenin yenilikçi deneyimlerine sürüklüyor. İnsanların, ölen sevdiklerinin çürüme süreçlerini izlemelerine olanak tanıyan teknolojik bir cihaz, sadece ölümün evrelerine değil, yasın sonsuzluğuna örnek teşkil ediyor. Böylece The Shrouds, yalnızca yas tutma sürecini katmanlı ve kompleks bir hale getirmekle kalmıyor, aynı zamanda ölümü bir tür performans haline getiriyor.

The Shrouds Film İncelemesi Arakat Mag

Yas Tutmak Bir Toplumsal Dönüşüm Haline Geliyor

The Shrouds‘daki ölüm ve yas anlayışı, sadece bireysel bir deneyimi değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir dönüşümü de simgeliyor. Yas tutmanın özü gizlidir; gizli olan ise mahremiyet ve duygusal derinliktir. The Shrouds‘da ise yas açıkça sergilenmekle kalmıyor, insan doğasının en temel korkularından biri olan ölüm, bilim ve teknoloji aracılığıyla adeta görsel bir deneyim aracı haline geliyor. Yas, artık yalnızca soyut bir acı olmaktan çıkıyor; izleyicinin gözleri önünde yaşanan fiziksel bir süreç, absürt bir gerçeklik haline geliyor.

Filmin bu bakış açısı, akıllara bilinmezlikten kaynaklı korkuları getiriyor. Ölümün nihai bilinmezliği ise en büyük gizemlerden biri. Cronenberg, izleyiciyi rahatsız edici bir pozisyona sokarak, yas sürecinde bedenin çürümesine tanık olmanın getirdiği etik ve psikolojik durumlarla baş başa bırakıyor. Ölüm artık bir son değil, bir performans ve bununla birlikte bedensel çözülme, duygusal çözülmenin bir yansıması.

Bu teknoloji odaklı bakış açısı, insan bedeninin sınırlarına ve toplum olarak, teknolojiyle olan bağımıza dair çıkarımlara gitmemizi de sağlıyor. Bu çıkarımlar aynı zamanda birçok soruya sebep oluyor: Bedenin çürümesine tanıklık etmek, bir tür kontrol duygusu sağlıyor mu? Bedenin ölüm sürecindeki evrimine şahit olmak, yas sürecini daha da karmaşık hale mi getiriyor? Yas, özel ve geleneksel olarak bireyin bir parçasıyken, sanatsal bir formun da yeni parçası haline gelebilir mi? Teknoloji, ölümün kaçınılmazlığını anlamamızda ve kabullenmemizde bir araç olabilir mi, yoksa bu süreci daha da yabancılaştırır mı?

Sizler The Shrouds‘u izlerken ve seyirci olarak bu soruların peşine düşerken, Cronenberg ise bedensel ve zihinsel deneyimlerin sınırlarında keşif yapmayı sürdürüyor. Cronenberg’in ölümle ilgili rahatsız edici bu yeni vizyonu, insanlık olarak ölüme karşı geliştirdiğimiz dirençle nasıl başa çıktığımızı, bu direnç karşısında nasıl dönüşüm geçirdiğimizi gözler önüne seriyor.

The Shrouds Film İncelemesi Arakat Mag

Yapay Zeka ve Paranoya

The Shrouds’un en dikkat çekici unsurlarından biri, yapay zeka (AI) ve teknolojinin insan yaşamı ve ölüm döngüsü üzerindeki potansiyel etkisini ele alması. Cronenberg, yapay zekayı yalnızca bir araç olarak kullanmıyor; filmde bu teknoloji, insanın ölüme karşı verdiği varoluşsal mücadelede bir çare veya kurtuluş umudu olarak görülüyor. Ancak bu umut, film boyunca sorgulanmaya ve eleştirilmeye devam ediyor.

Böylece Cronenberg, yapay zeka ve komplo teorileri gibi çağdaş fenomenlerle The Shrouds‘daki anlatısına yeni bir boyut da kazandırıyor. The Shrouds, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini, teknolojiye dayalı arayışa dönüştürerek, distopik bir geleceğin olası senaryolarını tartışıyor. Yapay zekanın insani duyguları ve bilinci nasıl manipüle edebileceği, ölümün kaçınılmazlığına rağmen var olma dürtüsünün nasıl teknolojiye taşınabileceği gibi teorilerle izleyiciyi baş başa bırakıyor. Bu bağlamda film, insanın yaşam ve ölüm döngüsüne yönelik derin bir komplo teorisinin metaforik bir temsilini sunuyor.

Filmde yapay zeka, aynı zamanda bir kontrol mekanizması olarak da karşımıza çıkıyor. Bilincin dijital bir alana taşınması, yani şekilde yaşatılması, yalnızca insanları kontrol etmek isteyen bir sistemin parçası olabilir mi? Bu soruyla birlikte, The Shrouds bir komplo teorisine kapı aralıyor: Yapay zeka, insanları manipüle eden bir güç mü, yoksa gerçekten bir çözüm mü sunuyor? Bu sorudan çıkışla Cronenberg, yarattığı alter egosu üzerinden izleyiciyi yapay zekanın insanlık üzerindeki potansiyel etkilerini derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

The Shrouds Film İncelemesi Arakat Mag

Soğuk, Duygudan Yoksun, Karanlık Bir Deneyim

Kısaca toparlamak gerekirse The Shrouds, David Cronenberg‘in filmografisinde yer alan en kişisel proje olarak öne çıkıyor. Klasik Cronenberg temalarına geri dönen bu film, yönetmenin kendi sinematik alter egosunu ortaya koyarak, soğuk, duygu yoksunu ve derin bir paranoya içinde seyreden bir anlatı sunuyor. Yas, ölüm ve varoluşsal sancılar üzerine bilimsel, dini ve metafizik yaklaşımlar öne sürüyor. Yönetmenin bilimsel yaklaşımı, ölümden sonraki bedenin işlevselliğine dair sorgulamalarla birleşiyor ve bu, izleyiciyi duygusal bir yolculuktan ziyade soyut bir düşünce deneyine davet ediyor.

Filmi, duygudan yoksun, karanlık ve soğuk bir deneyim olarak da tanımlamak mümkün. Karakterlerin soğukluğu, adeta yönetmenin kendi varoluşsal krizini yansıtır gibi duruyor. İnsan ilişkileri, filmde sanki birer gölge gibi; belirsiz ve uçuk. Karakterlerin birbirine olan yabancılığı, dünyaya karşı hissedilen genel bir kayıtsızlıkla birleşiyor ve bu da filmin izleyiciyi bilinçli olarak bir mesafede tutmasına neden oluyor. Duygusallık, Cronenberg’in kendi dünyasında fazla yer bulmuyor; bunun yerine izleyiciye bir gözlemci rolü veriliyor, bir nevi bilimsel bir deneyin parçasıymışsınız gibi.

Tüm bu unsurlar birleştiğinde film, izleyiciyi ölümün bir sanat formu olması üzerine çıkarımlara itiyor. Komplo teorilerinden yapay zekaya, varoluşsal krizlerden dini sorgulara kadar uzanan bu hikaye yapısı, izleyici kitlesini tümden yakalamasa bile, hitap ettiği kitle üzerinde etki yaratmakta zorlanmıyor. Cronenberg, izleyiciyi sarsacak bir duygusal tepki yaratmaktan çok, onları rahatsız edici bir düşünsel yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuk, insanın kendi bedeni, varlığı ve yasın fiziksel sürecine dair derin bir sorgulamaya zemin hazırlıyor.

Vincent Cassel, Diane Kruger ve Guy Pearce‘in harika performanslarıyla da ön plana çıkan The Shrouds, –Cronenberg severleri dahi ikiye bölecek olsa da- yas ve ölüm sonrası için ileri sürdüğü teorik anlatısı ile zamanla değer kazanacak filmlerden birine dönüşmeye aday. Kariyeri boyunca vücudun hem fiziksel hem de psikolojik travmalarla olan ilişkisini derinlemesine işleyen Cronenberg, bu kez de yası fiziksel bir element olarak ele alıyor. The Shrouds, Cornenberg‘in deneyimlemesi en ilginç filmlerinden biri olmayı başarıyor.

Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Second Act: Dördüncü Duvarı Üstüne Yıkmak

Emilia Perez: Suç Dünyasından Kimlik Arayışına

FERİT DOĞAN
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

    The Second Act: Dördüncü Duvarı Üstüne Yıkmak

    önceki yazı

    The Count of Monte-Cristo: İntikamın Kısa Yolu

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir