65
YAZARIN PUANI

Kariyerleri boyunca giallo, spaghetti western ve sürreal sinema gibi alt türlere saygı duruşlarında bulunan Hélène Cattet ve Bruno Forzani, son filmleri Reflection in a Dead Diamond ile bu kez ajan filmlerine odaklanıyor. 44. İstanbul Film Festivali’nin Heyula bölümünde gösterilen filmin James Bond‘un yanı sıra Avrupa yapımı ucuz ajan filmlerine de bolca referansı var. Yönetmenler, ilginç bir pastiş sunarken aynı zamanda türün güncel sinemadaki karşılıkları hakkında seyirciyle samimi bir diyaloğa giriyor. Tükenmeyen bir enerjiyle, sürekli yeni argümanlar üreterek ele aldığı türü adeta delik deşik ediyor.

65
YAZARIN PUANI

Reflection in a Dead Diamond Film İncelemesi Arakat Mag 44 İstanbul Film Festivali Helene Cattet Bruno Forzani Celine Camara Koen De Bouw Maria de Medeiros

Geçmişin Tezahürleri

Film, yetmişli yaşlarına gelmiş John D.’nin hayatını Fransa’nın güney kıyılarındaki lüks bir otelde geçirdiği huzur verici bir sahneyle başlıyor. Karakter, içkisini yudumlayıp denizi seyre dalarken aniden bir kadın beliriyor. John D.’nin seyretmekten kendini alıkoyamadığı komşusu, güneşlenmek üzere şezlonga uzanıyor ve yavaşça sütyenini çıkarıyor. Ancak John D.’nin içi kıpır kıpır olmuşken kadının meme ucundaki elmas piercing, ışıltısıyla karakterin zihninde bir yarık açıyor ve geçmiş ile günümüz iç içe geçmeye başlıyor.

Cattet ve Forzani ikilisi, ani bir reji değişimi ile bir ajanın komik derecede yapay ama aynı zamanda son derece estetik maceralarına bizi davet ediyor. Türün kendisinden alışkın olduğumuz şekilde yakışıklı, çapkın ve tuhaf teknolojik aletlere sahip bu ajanın ninja giysili bir kadın ile mücadelesini izliyoruz. Serpentik adlı bu azılı düşmanın kimliği, ajan için tam bir muamma; ve bu belirsizlik hali onu paranoyaya sürüklüyor. Yönetmenler, belli imgeler ve motifler aracılığıyla karakterin kaos dolu zihnini olağanüstü şekilde görselleştiriyor. Sahneler, tekrarlanan imgelerin birbiri içinde erimesi sonucu beklenmedik geçişlerle bağlanıyor. Bu açıdan film, adeta seyirciyi karakterin çarpık zihnine hapsediyor.

Reflection in a Dead Diamond Film İncelemesi Arakat Mag 44 İstanbul Film Festivali Helene Cattet Bruno Forzani Celine Camara Koen De Bouw Maria de Medeiros

Kimliksizleşen Normlar

Birbirinden yaratıcı fikirlerle dolu sahneler akıp gittikçe başından beri izlediğimiz ajanın aslında John D. olduğunu fark ediyoruz. Gençliğinde bir oyuncu olarak Fransız yapımı B-tipi ajan filmlerinde oynamış karakter, komşusunun aniden kaybolması sonucu alter egosunun yöntemlerine başvuruyor. Adam takip etme, haneye sızma, araba kovalamacaları ve daha birçok ajan filmi klişelerini gençliğine öykünerek gerçekleştirmeye çalışıyor. Yönetmenler, durmadan aralarında paslaşan bu iki hikayeyi ticari sinemanın uçuculuğu hakkında bir tartışmaya çeviriyor.

Ajan klişeleri, filmde modern bir gözle yorumlanıyor ve yeni bakış açıları ile didikleniyor. Film, son yıllarda -bilhassa No Time to Die sonrası- gündem olan “kadın Bond” fikrini endüstriyi kendiyle yüzleştirerek ele alıyor. John D., yapımcılar için artık yeterince kar getirmeyen bir oyuncuya dönüşünce, (her Bond oyuncusu gibi) recast edilerek rolü yeni bir oyuncuya devrediyor. Bu olay, yıllar boyu yalnızca bir seks objesi olarak kullanılan “Bond kızı” temsili ile bağdaştırılarak bir kimlik krizine dönüştürülüyor. Serpentik gibi kimliksiz ama ona rağmen mükemmel vücudu ve etkileyici aurası ile karşı konulamaz düşmanının aksine John D., yeri doldurulabilir biri haline geldiğini fark ediyor. Yönetmenler, erkeğin -en azından bir süreliğine- sabit ve kadının değişken olarak kodlandığı türü tersine çeviriyor ve erkeğe karşı konumlandırıp ironik bir tonda ele alıyor.

Günün sonunda ticari sinemanın sermaye odaklı ve insanı hep arka plana atan doğası, Reflection in a Dead Diamond filminde asıl düşman haline geliyor. Yönetmenler, pastiş ile saygı duruşu arasında gidip gelen bir yaklaşım oluşturarak türe beklenmedik şekillerde mesafe alıyor. Bu esnada çizgi roman, foto roman ve kolaj gibi farklı sanat tekniklerinden yararlanarak son derece zengin bir estetik inşa ediliyor. Film, neredeyse -hem kurgu hem de senaryo açısından- bir roller coaster gibi işliyor, siz rüzgarına yetiştikçe zenginleşen bir tecrübe vadediyor. John D. gibi kendi kültürel hafızamız ile yüzleştiğimiz, eski normları tekrar değerlendirdiğimiz kafa açıcı bir deneyim ortaya çıkıyor.


Tunahan İbiş’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Sparrow in the Chimney: Ateş Böcekleri Gibi Zehirli

Psycho Therapy: Işığın Rengi Değişmeden

TUNAHAN İBİŞ
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği öğrencisi. Tam zamanlı izleyici, yarı zamanlı sinema yazarı ve editör.

44. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 10. Gün

önceki yazı

Drop: Gelişen Teknolojide Modern Şiddetin İzleri

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir