Sinema tarihinin ölmemiş türlerinden biri olan korku, her yıl farklı konularda ve alt türlerde yeni filmler çıkarıyor. Son dönemlerde özellikle “teknofobi” başlığı altında ele alınabilecek yeni bir film var: Drop. Türkiye’de 11 Nisan’da vizyona giren Drop’un yönetmen koltuğunda Christopher Landon var. Yönetmeni, türün tutkunları daha önce çektiği Happy Death Day ve Freaky gibi filmlerle hatırlayacaktır. Yine bu filmler de korku sinemasının modern örneklerinden bazılarıdır.
Filmin senaryosu, Jillian Jacobs ve Chris Roach ortaklığında yazılmış. Drop, gelişen teknoloji ile birlikte bir insanın başına neler gelebileceğinin anlatıldığı bir senaryoya sahip. Senaristler hikâyeyi yazarken klasik gerilim yapısına sadık kalmakla birlikte, dijital çağın birey üzerindeki tehditlerini ve kontrol duygusunu kaybetmenin yarattığı tedirginliği de başarıyla senaryoya yedirmiş durumda.
Basit Bir Konuyu Etkili İşlemek
Drop, oyuncu sayısı, süresi, bütçesi ve temposuyla ilk bakışta tipik bir “ucuz korku filmi” gibi duruyor. Buna katılmakla beraber tamamen böyle olduğunu da söylemem mümkün değil. Her şey bir yana oldukça basit görünen bir konuyu etkili bir şekilde anlatması bile onu ortalamanın üzerinde bir film yapıyor.
Filmin merkezinde Violet (Meghann Fahy) adlı bekar bir anne yer alıyor. Violet, eski eşinden uzun zaman sonra cesaretini toplayıp ilk defa bir randevuya çıkmaktadır. Bu randevuda aslında eski hayatına dönmeye çalışır ama henüz randevunun ortasındayken başına türlü olay gelir.
Violet, oğlu Toby’yi (Jacob Robinson) kız kardeşi Jen (Violett Beane) ile birlikte eve bırakır ve buluşmaya gider. Buluştuğu kişi Henry (Brandon Sklenar) isimli bir fotoğrafçıdır. Henry oldukça kibar ve Violet için ideal biridir. Yemekler sipariş edilir ve sohbet başlamak üzeredir. Tam bu sırada Violet’in telefonuna DigiDrop isimli uygulamadan bir mesaj gelir. Bu mesajda Violet’e karşısında oturan adamı öldürmesi gerektiği aksi takdirde oğlunun öldürüleceği söylenmektedir. Bu uygulama filmin olay örgüsü açısından önemli. Hatta Violet de Henry ile buradan tanışmıştır. Kendisine gelen mesajı çok ciddiye almayan Violet’e kısa süre sonra bir mesaj daha gelir. Bu mesaj da evdeki kameralara bakmasını söyler. Kameraları kontrol eden Violet evinde maskeli bir adamın olduğunu görür. Filmin yaklaşık olarak ilk çeyreğinde görülen bu sahne filmin temposunun yavaş yavaş arttığı sahnedir.
Büyük Abla İzliyor mu, İzleniyor mu?
Filmdeki gerilimin çoğunluğunun olduğu restoran sahnelerinden önce evde Violet, Jen ve Toby arasında geçen bazı konuşmaları önemli buluyorum. Çünkü özellikle iki cümle -her ne kadar seyirci o an bundan habersiz olsa da- filmin sonraki sahnelerini haber veren cümleler. Bunlardan ilki Toby’nin annesine “Buluşacağın adamdan babamın haberi var mı?” benzeri bir cümle kurar. Bu cümleyle birlikte bu evdeki babaya ne olduğunu düşünmeye başlarız. Filmin ilerleyen sahnelerinde babanın öldüğünü, özellikle de ölümünde Violet’in de etkisi olduğunu öğreniriz. Hatta Toby’nin gözleri önünde babanın öldüğü de anlaşılır. Tabii burada babanın ölümüne dair bazı bilgilerin biraz ucunun açık bırakıldığını da söylememiz gerek. Yani bu sahnede ailenin geleceği olan Toby’nin ailenin geçmişi hakkında önemli bir ipucu verdiğini söylememiz gerek.
Filmdeki bir diğer kilit cümle ise Violet’in evden ayrılırken oğlu ve kız kardeşine kameraları göstererek “Yaramazlık yapmayın. Büyük abla sizi gözetliyor!” demesidir. Bu elbette George Orwell’ın 1984 romanındaki “büyük birader”e bir atıf. Bu atıfı fark etmek çok zor değil. Bu ifadenin filmde kullanılma biçimi güzel. Çünkü kısa bir süre sonra restoranda Violet’in kendisine gelen mesajlarla korkması ve yönlendirilmesi asıl izlenenin kim olduğunu gösteriyor. Bu sahne ile birlikte çocuğu ve kız kardeşini izlemek isteyen “büyük ablanın” aslında izlenen konumunda olduğunu görüyoruz.
Günümüz Korkusu: Teknofobi
Violet’e peş peşe gelen mesajlar onu korkutur ve dilediği gibi yönlendirilmesine sebep olur. Gelen mesajlarda Violet’in Henry’yi nasıl öldürebileceği, bunun için ne kullanacağı gibi yardımları bile olur. Bu sahnelerde günümüzde teknolojik araçların insanın mahremiyetini nasıl yok ettiği sergilenir. Violet’in telefonu bir iletişim aracı olmaktan çıkar, bir tehdit cihazına dönüşür. Violet’in dijital olarak izlenmesi, onun fiziksel mekândaki güvenliğini de ortadan kaldırır. Restoran gibi kamusal, kalabalık ve güvenli olduğu düşünülen bir yer, teknolojinin gücüyle bir işkence odasına dönüşür. Bu sahne, günümüz insanının görünmez kameralar, GPS takipleri ve veri manipülasyonları karşısındaki çaresizliğini temsil eder.
Dizide öne çıkan arkadaşlık uygulamasının bir özelliği de sadece belirli bir uzaklıktaki insanların online görülebiliyor olmasıdır. Burada da Violet kendisine mesaj atan kişinin restorandan birisi olduğunu anlar. Dolayısıyla Violet bir taraftan kendisine verilen emirleri yerine getirirken bir taraftan da kendisini bu kadar profesyonelce izleyen kişinin kim olduğunu anlamaya çalışır.
Restoran sahnesi boyunca izleyiciye aktarılan korku, basit bir “zarar görme” korkusu değil; bir seçim yapmaya zorlanma korkusudur. Violet’in önüne konan seçenek, ahlaki açıdan çözülmesi imkânsız bir düğümdür: Ya Henry’i öldürecektir ya da evde kendisini bekleyen oğlu Toby zarar görecektir. Bu, Hitchcock’un “masumiyetin tehdit altındaki hali” temasını çağrıştırır. Sadece bu filmde kullanılan Hitchcock’un sütü değil bir akıllı telefondur. Bu açıdan Drop, bu temaya teknolojik izleme ve manipülasyon unsurunu ekler.
Şiddetin Yeni Hali
Drop her ne kadar bir korku filmi olsa da daha çok gerilime yakın bir film. Bu açıdan belirgin korku unsurları görmek biraz zor. Ama film boyunca her ne kadar kendini belirgin bir şekilde göstermese de her an patlamaya hazır olan bir unsur da şiddettir. Bu açıdan filme yaklaşınca iki ismin şiddet temasına yaklaşımı geliyor: Freud ve Chul Han.
Sigmund Freud, insanın doğasında iki temel dürtünün var olduğunu ileri sürer: Eros (yaşama içgüdüsü) ve Thanatos (ölüm içgüdüsü). Thanatos, saldırganlık, yok etme ve geri çekilme yönelimlerini içerir. Toplum, bu saldırgan içgüdüleri bastırmak için bireye normlar, yasalar ve ahlaki çerçeveler dayatır. Ancak bastırılan bu dürtüler, bireyin iç dünyasında yeniden şekillenir ve patolojik biçimlerde ortaya çıkabilir.
Drop’ta Violet’in karşısına çıkan tehdit, doğrudan bir fiziksel saldırı değil; onu şiddet uygulamaya zorlayan, böylece içsel bir çöküşe ve suçluluğa sürükleyen bir manipülasyondur. Freud’un anlayışında bu, bireyin içsel saldırganlığı ile dışsal baskıların çatışmasının bir sonucudur. Violet, hem bir anne olarak çocuğunu koruma dürtüsüyle hem de bir birey olarak Henry’i öldürmeme idealiyle parçalanır. Zorlandığı seçim, kendi içindeki Thanatos’u serbest bırakmaya zorlar.
Chul Han’a göre ise şiddet modern zamanlarda klasik anlamını yitirmiş ve kılık değişmiştir. Fiziksel şiddetin yerini artık görünmeyen, içkin ve yapısal şiddet biçimlerinin aldığını savunur. Ona göre modern çağda bireyler doğrudan saldırıya uğramaz; bunun yerine sürekli olarak gözetim, veri takibi, performans baskısı ve öznel sorumluluk yoluyla şiddetin içselleştirilmiş biçimlerine maruz kalırlar.
Restoran sahnesinde Violet, fiziksel olarak kimse tarafından tehdit edilmez. Ancak cep telefonuna gelen mesajlar, dijital gözlem ve manipülasyon yoluyla, onu kendi eliyle şiddeti gerçekleştirmeye zorlar. Burada Chul Han’ın sözünü ettiği psikolojik zorunluluk şiddeti devreye girer. Birey kendini suçlu hisseder, kendi vicdanına karşı savaş verir ve nihayetinde yıkıma uğrar.
Byung-Chul Han’a göre modern şiddet “arkadaşça” görünür. Violet’in buluştuğu Henry oldukça nazik ve samimidir. Dolayısıyla şiddet onun bedeninden değil, arka planda işlemekte olan dijital sistemden, izleyiciye görünmeyen bir güçten kaynaklanır. Bu, Han’ın “şeffaf zorbalık” dediği yeni şiddet biçiminin sinemasal bir karşılığıdır.
Son Bölümde Ortaya Çıkan Aksiyon Filmi Havası
Seyirci tüm restoran sahnesi boyunca izlenen Violet ile beraber izleyen ve Violet’i katil olmaya zorlayan kişinin kim olduğunu anlamaya çalışır. Burada senaryonun iyi çalışıldığını görmek mümkün çünkü Violet bu konuda ne yaparsa yapsın hemen telefonun diğer ucundaki kişiye yakalanır ve hareket edemez. Violet zaman zaman bazı insanlardan şüphelenir ama hep yanılır.
Filmin son çeyreğine girdiğimiz bölümde Violet doğru kişiyi bulur. Bu kişi filmin başlarında karşılaştığı yaşlı bir adamdır. Hatta bu yaşlı adam kendisinin yeni Facebook hesabı açtığı ama kullanamadığını da söylemiştir. Bunu söyleyen bir adamın teknolojiyi bu kadar kötülük için kullanabiliyor olması ise ayrı anlamlıdır.
Yakalanan adam Violet ile bir süre konuşur. Bu adamın da masum olmadığı ve Henry’i bazı politik sebeplerden dolayı öldürmek istediği zaten anlaşılmıştır. Violet ne yapar eder Henry’e içirmesi gereken zehri bu adama içirir ve adam ölür. Öleceğini anlayan adamın silahını çıkarmasıyla beraber başlayan çatışma büyük bir aksiyona dönüşür. Maskeli adama evdekileri öldürmesi emri ise çoktan verilmiştir.
Arabasına atlayıp hızla eve giden Violet evdeki maskeli adamla da uzun uzun dövüşür. Bu dövüş sahneleri Violet’in pek karşılık verememesiyle gerçekçi olur. Maskeli adam son derece sert yumruklarla önüne gelen herkesi döver.
Filmin sonunda maskeli adamı bir silahla Violet öldürür. Violet’e silahı ise uzaktan kumandalı arabasıyla Toby verir. Bu araba filmin başında yine Toby üzerinden kurulan bir geçmişe dönüş sahnesinde de karşımıza çıkmıştır. Yani film bu noktada da parçaları doğru yerleştirmeyi bilir. Ayrıca bir filmde bir silah varsa patladığı iddiasını bu filmde silah yerine oyuncak araba üstlenmiştir.
Gerilime Uygun Teknik
Drop her ne kadar sade ilerleyen bir film olsa da kamera kullanımı ve kurgusuyla hikayesini derinleştiren bir film. Özellikle Violet’in yaşadığı içsel kaygıyı anlatmak için tercih ettiği kamera dili, büyük oranda yakın planlar ve dar kadrajlar üzerine kurulu. Restoran sahnesinde, Violet’in yüzüne uzun süre sabitlenen kameralar, onun artan korkusunu doğrudan seyirciye geçirir. Ayrıca restoran ya da ev gibi güvenli olduğu düşünülen mekanlarda kamera çoğunlukla sabittir. Ancak olaylar geliştikçe kamera ya elle tutulmuş gibi sarsılmaya başlar ya da ani zoom-in ve zoom-outlarla karakterin zihinsel karmaşasını görselleştirir.
Filmin kurgusuna baktığımızda daha çok gerçek zamanlı bir kurgusu vardır. Özellikle restoran sahnesi uzun bir tek mekan kullanımı örneği olduğundan bu sahnede yaşananlar neredeyse plan sekans şeklinde çalışılmıştır. Bu sayede izleyici olayın tam ortasında kalır. Zamanın daralması, Violet’in karar verme sürecini daha baskılı bir hale getirir.
Drop, dijital çağın getirdiği görünmez tehditleri, ebeveynlik sorumluluğu ve bireyin etik sınırları arasındaki çatışmaları merkezine alan bir gerilim filmi. Teknolojiyle gelen gözetim, performans baskısı, mahremiyetin kaybı gibi temalar, filmde fiziksel değil ama son derece yoğun bir psikolojik şiddet atmosferiyle işleniyor.
Bu açıdan tam da günümüz sinemasının işlemesi gereken konuları işliyor. Özellikle gerilim yaratmaya çalıştığı sahnelerde çoğu zaman klişelere kaçsa da iyi bir film olduğunu söylemem gerek.
Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
















Yorumlar