James Hawes’un yönetmen koltuğunda oturduğu ve Robert Littell’in 1981 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan casusluk-gerilim filmi The Amateur, başrolündeki Oscar ödüllü oyuncu Rami Malek’in varlığıyla dikkat çekmeye çalışıyor. Özellikle, İstanbul’da geçen kısımlardaki Galata Köprüsü görüntüleri, Türkiye’deki seyirciyi heyecanlandıran bir unsur olarak filmde yer alıyor.
Film çok zengin bir oyuncu kadrosuna sahip diyebiliriz. Farklı filmlerde ve dizilerde yüzlerine aşina olduğumuz pek çok oyuncu karşımıza çıkıyor: Laurence Fishburne, Rachel Brosnahan, Jon Bernthal, Holt McCallany, Julianne Nicholson, Caitríona Balfe, Michael Stuhlbarg…

Geek’ten Katil Yaratmak
The Amateur, CIA kod çözücüsü olan Charles Heller’ın (Malek), karısının Londra’daki bir terör saldırısında öldürülmesiyle intikam peşine düşmesini anlatıyor. Ancak film bu konuyu ana hedef gibi belirlese de, aslında bir olaydan çok karakter filmine dönüşmeye çalışıyor. Kurulan karakterin pek çok açıdan Mr. Robot dizisindeki Elliot Alderson’a benzediğini söyleyebiliriz. Ancak bu sefer geçmişin travmalarından çok, eşinin ölümüyle yas tutan bir karaktere bürünüyor. Film, bu bağlamda karakterinin çok zeki olduğunun fazla altını çizmeye çalışıyor. Hatta yaptığı tüm hataların üzerini örtmesini de acemi oluşuna bağlıyor. Bu durum, seyircinin biraz da olsa salak yerine konulduğunun hissedilmesine neden oluyor.
Heller karakterinin pek çok hareketi, Jason Bourne ile benzerlikler içeriyor. Ancak fiziksel açıdan çelimsiz bu adam, her seferinde ona benzememek için uğraşırken fazla talihli oluşu, senaryonun “Ben istedim oldu.” demesinden başka bir noktaya çıkmıyor. Her şeyi planlayan adamın basit ötesi hataları, filmin adına uygun bir içerik sunuyor gibi görünse de, oradaki kastın aslında öldürmek konusunda amatör olduğunun altını çizmek gerekiyor. Filmin asıl problemlerinden biri, kurulum aşamasındaki acelesi diyebiliriz. Örneğin Malek’in mimiksiz karakterinin karısı için yapay duygusallıklar barındıran bazı sahnelerinin, tüm yas sürecini özetlemesini beklemek gibi çıkarımlara varıyor.

Kasvetli Tonlar ve Gözde Şehirler
James Hawes, daha çok televizyon dünyasından tanıdığımız bir yönetmen (Slow Horses gibi işlerle biliniyor) ve bu filmde de o soğuk ve mesafeli tonu sinemaya taşımaya çalışmış. Renk paleti kasvetli; gri tonlar, soluk mavi ışıklar ve karanlık gölgeler filmin her karesine sinen bir lanet gibi. Bu seçim, Heller’ın iç dünyasını yansıtmak için bilinçli bir çaba gibi görünüyor. Karısını kaybetmiş, yalnız ve duygusal olarak çökmüş bir adamın hikâyesi, doğal olarak parlak renklerle anlatılamaz. Ancak bu loş atmosfer, zaman zaman izleyiciyi yoruyor. Yönetmen “Hikaye olarak anlatamıyoruz, bari teknik anlamda seyirciyi inandırayım.” diyor.
The Amateur’ün kendi ilerleyişi açısından parladığı birkaç sahnenin olduğunu söyleyebiliriz. Bunların başında Madrid’deki gökdelenler arasında yer alan o ünlü yüzme havuzu sahnesi sayılabilir. İstanbul sahneleri her ne kadar ön planda gibi gözükse de, film içinde çok az yer kaplıyor. Bu sebeple de yine ülkemizin seyircisini heveslendirip hayal kırıklığına uğratan sahneler gördüğümüzü söyleyebiliriz.

Film Adının Hakkını Veriyor!
Aksiyon sahneleri, filmin ilerleyen dakikalarında odak noktası haline geliyor. Karakterin intikamını alıp almaması, film boyunca seyirciyi ilgilendirmeyen bir eylem serisine dönüşüyor. Bu noktada ilgi çekici kısım; intikamdan çok, nasıl bir hamle ile bunun gerçekleşeceği oluyor. Tıpkı Saw serisi gibi filmlerin izleyicileri senelerdir neden kendine bağladığının cevabı gibi, bu film de benzer bir merakı koz olarak kullanıyor.
The Amateur; zaman zaman merak uyandıran hamlelerine rağmen, bazen de çok acemice davranıp adındaki gibi bir amatöre dönüşüyor. Filmin sürprizlerden yoksun ve tahmin edilebilir oluşuyla, merak uyandırmaktan uzak bir seyir sunduğunu söyleyebiliriz.

Zeki Görünmeye Çalışan Bir Casus İntikam Filmi
Nitekim ana karakterimizin dönüşümünün de fazla hızlı ve aceleci olduğu söylenebilir. Malek bu dönüşüme seyirciyi inandıramıyor. Karısının ölümüne yas tutan bir adam olduğunu hissedemiyoruz. Seyirciye geçen bir “fazla ciddiye alma” sorunu, bir noktadan sonra tepip filmi önemsememize engel oluyor. Çok başarılı isimlerden oluşan bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen, oyuncular maalesef çok kısa rollerde harcanıyorlar. The Amateur, açıkçası Malek yerine diğer oyunculara sırtını dayasa, karşımıza daha iyi bir film çıkabilirdi.
Sonuç olarak The Amateur’u Spy Game gibi zeki casusluk klasiklerinden ayıran temel fark şu: O tip filmler, seyirciye hem aksiyon hem de düşünme imkanı sunarken, bu filmin sadece aksiyonun yüzeyinde gezinmesi. Eğer casusluk türünü seviyorsanız ve farklı bir kahraman arıyorsanız, The Amateur size birkaç saatlik bir kaçış sunabilir. Ancak bittikten sonra bir süre sonra uçucu bir deneyim olarak akılda kalacaktır.
Haktan Kaan İçel’in, diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar