0

Alireza Khatami’nin yazıp yönettiği The Things You Kill (Öldürdüğün Şeyler), bu yılki Sundance Film Festivali’nde Dünya Sineması Dramatik Yarışması’nda Yönetmenlik Ödülü’nü kazanarak dikkatleri üzerine çekti. Film, hasta annesinin şüpheli ölümüyle sarsılan Ali’nin (Ekin Koç) hikayesini merkezine alıyor. Ali, annesinin ölümünden babasını (Ercan Kesal) sorumlu tutarak intikam arayışına girer ve bu yolda gizemli bir bahçıvan olan Reza (Erkan Kolçak Köstendil) ile iş birliği yapar. Ancak ailesinin ve yetkililerin, yaşlı adamın gizemli bir şekilde ortadan kayboluşunu araştırmaya başlamasıyla Ali, eylemlerinin doğruluğundan şüphe duymaya başlar.

İranlı yönetmen Khatami, bu psikolojik gerilimde, ataerkil düzenin nesiller boyu aktarılan travmalarını ve erkek egemen toplumun birey üzerindeki yıkıcı etkilerini ele alıyor. Sundance jürisi, filmi “Karakterlerin zengin yolculuğuna dair merak uyandıran, toksik erkeklik ve ruhun karanlığı gibi konuları işlerken derinliğinden ödün vermeyen, sade ama etkileyici bir yapım,” olarak övdü. Film, geniş Anadolu manzaraları eşliğinde, Ekin Koç, Hazar Ergüçlü, Erkan Kolçak Köstendil ve Ercan Kesal gibi Türkiye’nin önde gelen oyuncularından oluşan kadrosuyla Türkiye prömiyerini 44. İstanbul Film Festivali‘nde yaptı.

The Things You Kill Öldürdüğün Şeyler Film İncelemesi Arakat Mag Alireza Khatami Ekin Koç Hazar Ergüçlü Erkan Kolçak Köstendil Ercan Kesal Bir Film 44. İstanbul Film Festivali

Hikaye ve Anlatım, Ele Alınan Temaları Zedeliyor

Alireza Khatami’nin yönettiği The Things You Kill filminin hikaye anlatımında cesur ve deneysel bir yaklaşım sergilemeye çalıştığını söylemek mümkün. Film, bir üniversite hocası olan Ali’nin (Ekin Koç) orta yaş krizini ve annesinin ölümüyle sarsılan hayatını merkeze alıyor. İlk yarı, ağır tempolu aile dramalarını anımsatan sakin bir tonda ilerliyor. Ali’nin infertilite sorunları, bacakları artık tutmayan annesine bakma sorumluluğu ve Türkiye’ye dönüşüyle yaşadığı uyum problemleri, hikayenin taşlarını oluşturan temel unsur. Ancak bu sakin tempo, filmin ikinci yarısında beklenmedik bir şekilde yerini gerilime bırakıyor.

Khatami, hikayeyi iki zıt kutupta işliyor: İlk yarıda gerçekçi ve doğal bir atmosfer hakimken, ikinci yarıda gerçeküstü ve kaotik bir yapı devreye giriyor. Reza (Erkan Kolçak Köstendil) adlı gizemli bir bahçıvanın ortaya çıkışı, filmi bir anda karanlık bir intikam hikayesine dönüştürüyor. Ancak bu ani tür değişimi, seyirciyi hazırlıksız yakalayarak anlatının tutarlılığını zedeliyor. Ali ve Reza’nın birleşimiyle ortaya çıkan olaylar bir noktada “heyecan verici” dursa da, öykünün anlatım biçimi finali tatminsiz kılıyor.

Filmin en dikkat çekici yanı, Khatami’nin geleneksel hikaye anlatımına meydan okuması. The Things You Kill, bir yandan Ali’nin iç dünyasında geçen bir rüya gibi hissettirirken, diğer yandan gerçeklik ve kurgu arasında bulanıklık yaratıyor. Pencere ve kapılardan çekilen kareler, “film içinde film” hissini güçlendirirken, seyirciye sürekli olarak neyin gerçek olduğunu sorgulatıyor. Ancak bu deneysel yaklaşım, duygusal derinlikten yoksun olduğu için seyirciyi hikayeye tam anlamıyla bağlamakta zorlanıyor.

The Things You Kill, çok katmanlı bir hikaye sunmayı hedeflese de, bu katmanları bir araya getirme konusunda tökezliyor. Ali’nin ailesel ve kişisel çatışmaları, erkek egemen toplumun birey üzerindeki baskısı gibi temalar işleniyor, ancak bu temalar yeterince iyi şekilde ele alınmıyor. Böylelikle film, ne bir aile dramı ne de bir gerilim olarak tam anlamıyla tatmin ediyor; aksine olay örgüsünün iki dünya arasında sıkışıp kaldığını hissediyoruz. Tabii aktarılan öykü her ne kadar tatmin etmeyen bir çerçevede işlense de, bakıldığında senaryodaki fikirler ve öne çıkarılmak istenilen noktalar önemli olduğundan, bu önemli noktalara da parmak basacağız.

The Things You Kill Öldürdüğün Şeyler Film İncelemesi Arakat Mag Alireza Khatami Ekin Koç Hazar Ergüçlü Erkan Kolçak Köstendil Ercan Kesal Bir Film 44. İstanbul Film Festivali

Travma, Sorumluluk ve Dönüşüm

The Things You Kill, yalnızca bir intikam hikayesi ya da psikolojik bir gerilim olmanın ötesine geçmeye çalışarak, travmatik bir aile geçmişinin birey üzerindeki yüklerini ve bu yüklerle yüzleşme süreçleri üzerinde duruyor. Film, dört temel unsurun “öldürülüşünü” merkeze alıyor: bir anne, geçmişin hayaletleri, suçlu bir figür (baba) ve son olarak Ali’nin kin dolu benliği. Bu unsurlar, Ali’nin (Ekin Koç) içsel ve dışsal yolculuğunu şekillendirirken, aynı zamanda erkek egemen bir toplumda kadınların sırtına yüklenen görünmez ağırlıkları da gözler önüne seriyor. Film, Ali’nin kaçıştan sorumluluğa, öfkeden pişmanlığa uzanan dönüşümünü işlerken, seyirciyi aile dinamikleri, toplumsal cinsiyet rolleri ve bireysel hesaplaşmalar üzerine de düşünmeye davet ediyor.

Filmin temeli, adından da anlaşılacağı üzere “öldürülen şeyler” üzerine kurulu. İlk olarak, Ali’nin annesinin ölümü, hikayenin katalizörü olarak işlev görüyor. Annenin ölümü, yalnızca fiziksel bir kayıp değil, aynı zamanda Ali’nin çocukluğundan beri taşıdığı duygusal bağların ve çözülmemiş travmaların bir simgesi. Bu kayıp, Ali’yi ailesiyle ve kendisiyle yüzleşmeye zorluyor. İkinci ölüm, geçmişin kendisi. Ali’nin Türkiye’ye dönüşü, Amerika’daki hayatından vazgeçişi ve ailesiyle yeniden bağlantı kurma çabası, onun geçmişle hesaplaşmasını zorunlu kılıyor. The Things You Kill, bu hesaplaşmayı, özellikle babasının annesine yönelik muhtemel suçlarıyla ilgili şüpheler üzerinden işliyor. Ali bu durumu geçmişle yüzleşerek ortadan kaldırmak istiyor. Üçüncü ölüm “suçlu kişi”nin ölümü, yani babanın. Ancak Khatami, bu ölümü basit bir adalet arayışı olarak sunmak yerine, ahlaki belirsizliklerle dolu bir zeminde ele alıyor. Film eleştirmeni Peter Bradshaw’un bir başka bağlamda söylediği gibi, “İntikam, özgürleştirici olmaktan çok, ruhu tüketen bir döngüdür.” The Things You Kill, bu döngüyü Ali’nin pişmanlık ve vicdan azabıyla yüzleşmesiyle tamamlıyor.

Son olarak ise Ali’nin içinde biriken kin dolu benliğin yok oluşuna şahit oluyoruz. Ali, babasının (Ercan Kesal) abusif geçmişinden ve kendi başarısızlık hislerinden beslenen öfkesini uzun süre bastırmış bir karakter. Ancak film ilerledikçe, bu öfke bir harekete dönüşüyor ve Ali, içindeki bu zehirli benliği “öldürerek” yeniden doğma şansı buluyor. Bu dört ölüm, yalnızca Ali’nin kişisel yolculuğunu değil, aynı zamanda aile içindeki güç dinamiklerini de yansıtıyor. Anne, kin, geçmiş ve suçlu figür, her biri Ali’nin omuzlarındaki yüklerin birer parçası. Ancak film, bu yüklerin yalnızca Ali’ye değil, ailenin kadın üyelerine de nasıl dağıtıldığını da vurguluyor.

The Things You Kill Öldürdüğün Şeyler Film İncelemesi Arakat Mag Alireza Khatami Ekin Koç Hazar Ergüçlü Erkan Kolçak Köstendil Ercan Kesal Bir Film 44. İstanbul Film Festivali

Kadınların Görünmez Yükleri

Filmin en çarpıcı temalarından biri, erkek egemen bir toplumda kadınların sırtına yüklenen sorumluluklar ve acılar. Ali’nin kız kardeşleri ve annesi, yıllarca babanın abusif davranışlarının ve aile içi çatışmaların yükünü taşımış. Ali ise bu yüklerden kaçmış, hatta sonunda Amerika’ya giderek ve ailesinden uzaklaşarak kendini korumaya çalışmış. Filmde, Ali’nin bu kaçışı, bir tür erkek ayrıcalığı olarak sunuluyor; oysa kadınlar, bu travmatik geçmişle yüzleşmekten ve onunla yaşamaktan başka bir seçeneğe sahip değil.

Feminist film teorisyeni Laura Mulvey’in Visual Pleasure and Narrative Cinema adlı eserinde belirttiği gibi, “Kadınlar, sinemada genellikle erkek bakışının nesnesi ya da yük taşıyıcısı olarak konumlanır.” The Things You Kill, bu yük taşıyıcı rolünü, annenin ve kız kardeşlerin sessiz ama güçlü varlığı üzerinden görünür kılıyor.

Annenin ölümü, bu yüklerin artık Ali’ye devredilmesi gerektiğini işaret ediyor. Kız kardeşlerin yıllarca taşıdığı sorumluluğu üstlenme zamanı gelmiştir. Ancak Ali’nin bu sorumluluğu kabul etmesi, uzun ve sancılı bir süreç gerektiriyor. Film, Ali’nin kabuğundan çıkarak öfkesini bir harekete dönüştürmesini, yani babasının suçlarıyla yüzleşmesini ve adalet arayışına girişmesine ışık tutuyor. Bu süreç, Ali’nin yalnızca babasıyla değil, kendi erkekliğiyle ve geçmişteki pasifliğiyle de hesaplaşmasını içeriyor.

Öldürdüğün Şeyler Film İncelemesi Arakat Mag Alireza Khatami Ekin Koç Hazar Ergüçlü Erkan Kolçak Köstendil Ercan Kesal Bir Film 44. İstanbul Film Festivali

Öfke, Pişmanlık ve Dönüşüm

Ali’nin öfkesi, filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Babasının abusif geçmişi, annesinin ölümü ve kendi kişisel başarısızlıkları (infertilite sorunu ve iş güvencesizliği gibi), Ali’nin içinde biriken kini besliyor. Ali’nin öfkesi, Reza’nın (Erkan Kolçak Köstendil) ortaya çıkışıyla birlikte eyleme dönüşüyor, ancak bu eylemler, beklenmedik sonuçlar doğuruyor. Ali, intikam arayışında ilerlerken, kendi ahlaki sınırlarını sorgulamaya ve yaptıklarının ağırlığıyla yüzleşmeye başlıyor. Bu noktada Ali’nin yolculuğu, tam da bu yüzleşmeyle anlam kazanıyor. Çünkü gerçek bir hikaye, sadece karakterin zaferiyle değil, onun kendi kusurlarıyla yüzleşmesiyle tamamlanır.

Pişmanlık, Ali’nin dönüşümünün kilit unsuru. Film, Ali’nin babasının suçlarını araştırmaya başladığı andan itibaren, onun yalnızca dış dünyayla değil, kendi vicdanıyla da mücadele ettiğini gösteriyor. Benliğinin bir parçası olan Reza ile birlikte attığı adımlar, başlangıçta bir adalet arayışı gibi görünse de, sonunda Ali’yi kendi karanlık tarafıyla yüzleştiriyor. Bu yüzleşme, Ali’nin kin dolu benliğini “öldürmesine” ve daha olgun, sorumluluk sahibi bir bireye dönüşmesine olanak tanıyor. Filmin son sahnelerinden birinde Ali’nin üniversitede bir hocayla konuşurken çocukluğunu ve babasıyla ilişkisini açığa vurduğu sahne, bu dönüşümün en güçlü anlarından biri. Bu sahne, Ali’nin artık kaçmak yerine yüzleşmeyi seçtiğini ve yüklerini taşımaya hazır olduğunu gösteriyor.

Bir diğer önemli sahne ise finalde yatıyor. Baba, Ali’nin kabusuna girerek mezardan kalkmış biçimde eve geliyor. Bir odada yere uzanıyor ve “Işığı öldür.” diyor. Bu aslında Carl Jung’un bir sözünü hatırlatıyor; “Gölgenle yüzleşmezsen, o seni yönetir.” Ali’nin kabusunda babasının ortaya çıkışı, onun gölgesiyle (babası ve kendi karanlık tarafı) hala tam anlamıyla işinin bitmediğini ima ediyor.

Bu noktada The Things You Kill, bireysel bir hikayeden yola çıkarak evrensel bir mesaja ulaşıyor: Travmalar, yalnızca onları taşıyanları değil, tüm aileyi ve toplumu etkiler. Film, erkek egemen bir toplumda kadınların yük taşıyıcı rolünü vurgularken, aynı zamanda erkeklerin bu yükleri paylaşma sorumluluğunu da sorguluyor. Ali’nin hikayesi, yalnızca bir oğlun babasıyla hesaplaşması değil, aynı zamanda bir erkeğin kendi ayrıcalıklarıyla ve pasifliğiyle yüzleşmesi. Türk sinemasında da sıkça gördüğümüz ve işlenen baba-oğul çatışması, burada daha geniş bir toplumsal bağlama oturtuluyor; baba figürü, yalnızca bir birey değil, aynı zamanda ataerkil düzenin bir sembolü olarak sunuluyor.

Öldürdüğün Şeyler Film İncelemesi Arakat Mag Alireza Khatami Ekin Koç Hazar Ergüçlü Erkan Kolçak Köstendil Ercan Kesal Bir Film 44. İstanbul Film Festivali

Peki Filmin Güçlü Temalarını Zedeleyen Noktalar Neler?

1. Karakterlerin Yeterince Derinliğe Sahip Olmaması

Ali, filmin merkezinde yer alan karmaşık bir karakter. Ekin Koç, Ali’nin içine kapanık, kibirli ve mutsuz ruh halini başarıyla yansıtıyor. Ancak karakterin seyirciyle bağ kurmasını zorlaştıran bir mesafe var; Ali’nin sürekli küçümseyici tavırları ve geçmişiyle ilgili yetersiz arka plan, onun çöküşünü duygusal olarak etkisiz kılıyor. Koç’un performansı teknik olarak güçlü olsa da, senaryonun karakteri yeterince açığa vurmaması, bu çabayı gölgeliyor.

Hazar Ergüçlü’nün canlandırdığı Hazar, Ali’nin eşi olarak hikayede önemli bir yer tutuyor, ancak karakteri yeterince geliştirilmemiş. Hazar’ın infertilite mücadelesi ve Ali ile ilişkisi, filmin duygusal omurgasını oluşturabilecekken, yüzeysel bir şekilde işleniyor. Ergüçlü, kısıtlı sahnelerinde doğal ve inandırıcı bir performans sergilese de, senaryo ona daha fazla alan tanımıyor. Bu, filmin duygusal etkisini daha da zayıflatıyor.

Erkan Kolçak Köstendil’in oynadığı Reza, filmin en ilgi çekici karakterlerinden biri. Gizemli ve karizmatik bir figür olan Reza, hikayeye enerji katıyor ve ikinci yarının kaotik tonuna uyum sağlıyor. Köstendil, karakterin hem tehditkar hem de sempatik yönlerini ustalıkla dengeleyerek dikkat çekiyor. Ancak Reza’nın Ali’nin bir parçası olduğu mevzusu güçlü biçimde yansıtılmadığından ve motivasyonları belirsiz bırakıldığından, karakterin etkisi de sınırlı kalıyor.

Ercan Kesal, Ali’nin abusif babası rolünde beklendiği gibi iyi bir performans sunuyor. Kesal’ın varlığı, filmin ilk yarısındaki aile dramı atmosferini güçlendiriyor. Ancak baba karakteri de, diğerleri gibi, yeterince derinleştirilmediği için tek boyutlu bir kötü adam portresine sıkışıyor. Baba rolü dışında, en büyük eksilerden biri de elbette filmde önemli bir yere sahip olması gereken kız kardeşler. Onların da yeterince derinlik kazanamaması, ele alınan sembolik anlatımı sekteye uğratıyor. Oyuncu kadrosu genel olarak yetkin, ancak senaryonun karakter gelişimine yeterince odaklanmaması, anlatımın etkisini fazlasıyla azaltıyor.

Öldürdüğün Şeyler Film İncelemesi Arakat Mag Alireza Khatami Ekin Koç Hazar Ergüçlü Erkan Kolçak Köstendil Ercan Kesal Bir Film 44. İstanbul Film Festivali

2. Tema ve Mesajı Aktarma Problemi

Khatami’nin görsel dili, The Things You Kill’in en güçlü yönlerinden biri. Film, özellikle Ali’nin kırsaldaki kulübesinde geçen sahnelerde, geniş manzaraları ve doğal ışığı çok iyi kullanıyor. Görüntü yönetmenliği, karakterlerin duygusal yalnızlığını vurgulamak için çerçeve içinde çerçeve tekniğine sıkça başvuruyor. Pencere ve kapılardan çekilen sahneler, hem hikayenin gerçeklik algısını sorgulatıyor hem de görsel olarak çarpıcı bir etki yaratıyor. Filmin renk paleti, ilk yarıda muted ve soğuk tonlarla ilerlerken, ikinci yarıda daha koyu ve kaotik bir atmosfere geçiş yapıyor. Bu görsel geçiş, hikayenin ton değişimini destekliyor ve Khatami’nin estetik hassasiyetini ortaya koyuyor.

Ancak anlatım, teknikte özenli yapıya sahip değil. The Things You Kill, erkek egemen toplumun birey üzerindeki yıkıcı etkilerini sorgulayan bir film. Ali’nin hem kişisel hem de profesyonel hayatındaki çatışmalar, ataerkil yapının bireyi nasıl köşeye sıkıştırabileceğini gösteriyor. Annesine bakma sorumluluğu, babasının abusif geçmişi ve iş yerindeki güvencesizlik, Ali’nin kimlik krizini gösteren unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak bu temalar, yüzeysel bir şekilde işlendiği için yeterince güçlü bir etki yaratamıyor.

Filmin intikam ve adalet temaları, ikinci yarıda daha belirgin hale geliyor. Ali’nin babasının suçlu olup olmadığına dair şüpheleri ve Reza ile birlikte attığı adımlar, ahlaki gri alanları keşfetme potansiyeli taşıyor. Ancak bu keşif, filmin kaotik yapısı içinde kayboluyor ve seyirciye net bir mesaj sunmakta zorlanıyor. İntikamın bedeli ve adalet arayışının sonuçları gibi temalar, daha incelikli bir şekilde ele alınabilirdi.

Khatami, film boyunca gerçeklik ve kurgu arasındaki sınırları bulanıklaştırarak seyirciyi Ali’nin zihninin içine çekmeye çalışıyor. Bu, filmin en ilginç tematik unsurlarından biri; Ali’nin yaşadıkları, onun kendi iç dünyasında kurguladığı bir hikaye mi, yoksa gerçekten oluyor mu? Bu belirsizlik, filmi entelektüel açıdan ilgi çekici kılıyor, ancak duygusal bağ kurmayı zorlaştırıyor.

The Things You Kill’in önemli temalara değindiği aşikar, parmak bastığı noktaların ne kadar önemli olduğu tartışmasız bir gerçek. Ancak film, bunları yeterince güçlü şekilde aktaramıyor ve işleyemiyor. Film, erkeklik, kadınlık, aile ve toplumsal baskı gibi konularda söyleyecek bir şeyleri olduğunu gösteriyor fakat bu mesajlar dağınık bir anlatım içinde kayboluyor. Seyirci, filmin sonunda Ali’nin dönüşümünü görse de, bu dönüşümün etkisi sınırlı kalıyor.


Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Reflection in a Dead Diamond: Kayıp Bir Zihnin Paranoyası

Psycho Therapy: Işığın Rengi Değişmeden

Ferit Doğan
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

Drop: Gelişen Teknolojide Modern Şiddetin İzleri

önceki yazı

A Working Man: Neon Işıklar Altında Adalet

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir