Türkiye sinemasının en az konuşulan fakat en kırılgan dönemlerinden biri olan 1975–1980 erotik film furyası, yıllardır hem sosyolojik hem sinemasal bir boşluk olarak duruyordu. Hasan Tolga Pulat’ın Parçalı Yıllar ile bu döneme geri dönüşü, yalnızca bir tarihsel merakın değil; bireyin hayalleriyle gerçekler arasına sıkıştığı bir yarılmanın da izini sürüyor. Filmde idealist bir tiyatro oyuncusunun, ekonomik çöküşün ve toplumsal savrulmanın içinde nasıl “parçalanarak” erotik film sektörüne sürüklendiğini izlerken, bir yandan da Yeşilçam’ın yapısal çöküşünü yeniden düşünüyoruz.

Pulat’la yaptığımız bu röportaj, Parçalı Yıllar‘ın fikir tohumlarının lise yıllarına uzanan uzun bir zihinsel yolculuktan nasıl doğduğunu, yönetmenin kendi kırılganlıklarıyla Aytekin karakteri arasında kurduğu içsel bağı ve özellikle dönemin kadın oyuncularının yaşadığı görünmez yaraları merkeze alıyor. Sansür mekanizmasından sektörel fırsatçılığa, erotik filmlerdeki namus söyleminden günümüz gişe sinemasının benzer zihniyetine uzanan bu söyleşi, yalnızca bir filmin perde arkasını değil, Türkiye’nin kültürel belleğinde açılmış derin bir yarayı da anlamaya davet niteliğinde.


Parçalı Yıllar Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Hasan Tolga Pulat Yetkin Dikinciler Mine Çayıroğlu Umut Aciboga Vahdet Çakar

Parçalı Bir Ülkenin Aynası

Bu filmi anlatma fikri sizde nasıl doğdu? Üniversite yıllarından beri aklınızda olduğunu söylemişsiniz, o ilk çıkış noktasını açabilir misiniz?

Hasan Tolga Pulat: Ortaokul sonları, lise yıllarımın başları gibi bir dönemde bu filmlerle tanıştım. Sinemada afişleri dikkatimi çekti ilk. Gençlik merakıyla izlediğim bu filmlere ve filmlerin birbirinden ünlü oyuncularına karşı ilgim, büyüdüğüm yıllar boyunca giderek arttı. Gençlik merakımdaki eğlence, sinema okumaya başladığımda yerini bu dönemle ilgili daha ciddi sorulara bıraktı. Dünya sinemasında benzeri olmayan böyle bir dönem sinemamızda nasıl başlamıştı? Nasıl büyümüştü? Nasıl bitmişti?

Ekonomik, sosyolojik, kültürel nedenlerini öğrenmeye başladıkça aslında benden önceki Türkiye ve yaşadığım Türkiye hakkında zihnimde birçok şey netleşmeye başladı. O dönemi anlamamın, yaşadığım dönemi daha iyi anlatmamda etkin olabileceğini fark ettim. Üniversitemin son yıllarında erotik film dönemini nasıl hikayeleştirebileceğimi düşünmeye başladım. Yaklaşık yirmi yıla yayılan düşünsel süreçte hikâye, kendi yaşam kaygılarımın ve kavgalarımın da içinde olduğu Parçalı Yıllar filmine dönüştü.

1975–1980 Türkiye’si, sinemamız açısından büyük bir kırılma dönemi. Bu yılları “parçalı” yapan şey sizce neydi? Neden bu metaforu seçtiniz?

Hasan Tolga Pulat: İnsanın edindiği yaşamsal üst değerler, ancak yaşadığı toplumun üst değerleriyle uyum içindeyse sağlıklı bir şekilde sürebilir. Önce sistem mi, yoksa sistemin içindeki insan mı bozulur karar veremiyorum. Ama ikisinden biri bozulmaya başladığında diğerinin sağlıklı kalabilmesi çok zor bir mücadele. Siyaseti, ekonomisi, psikolojisi kırılgan bir toplumuz. Savrulmaya müsaidiz.

Ve bu savrulma dönemlerinde, bireysellik birlikteliğin hemen önüne geçiyor. “Altta kalanın canı çıksın.” dönemi başlıyor. Ahlak, vicdan, merhamet, utanma duygusu gibi üst değerler, yerini hayatta kalma içgüdüsüne bırakıyor. Fırsatçılık büyüyor. Bu nedenle ekonomik savrulmanın büyüdüğü 1970’lerin ortalarında sinemada da fırsatçılığın başlaması kaçınılmazdı. Böyle bir dönemde insanın ruhunu soymaya çalışan çok fırsatçı ortaya çıkar. Peki bu fırsatçılar, değerleriyle yaşayan bir insanın bedenini de soymaya çalışırlarsa nasıl olur diye düşündüm? Parçalı Yıllar, hayalleriyle hayatın gerçekleri arasında sıkışan bir insanın hikayesi. Erotik film dönemiyse onun bedenen ve fikren çırılçıplak kaldığı hayatının metafor dünyası.

Aytekin karakteri hem idealist hem de kırılgan. Bu karakteri yaratırken gerçek hayattan esinlendiğiniz kişiler oldu mu?

Hasan Tolga Pulat: Aytekin’i yazmadan önce çok düşündüm. Çünkü ben de bir Aytekin’dim. Doğruları olan, hayalleri olan birisiydim. Ama hayatın ekonomik ve toplumsal gerçekleri beni sürekli esnetiyordu. Kırılgan olduğumu fark ettim. Bazen biraz esnememe izin veriyordum ama bazen kırılmaya yaklaşıyordum. Kırılmamaya, hatta dikleşmeye çalışırken kendimi başka bir yaşamsal sınavın içinde buluyordum. Bu anlarımı düşündükçe Aytekin daha da ete kemiğe bürünüyordu zihnimin içinde.

Var olmanın dayanılmaz hafifliğiydi hissettiğim. Varlığım hayatın gerçekleri karşısında çok hafifti. Savrulmam hep kolay olmuştu. Kendime daha sıkı tutunabilmeliydim. Bu yüzden senaryoyu yazmaya başladım. Ancak Aytekin’i yazarsam kendime tutunmayı başarabileceğimi hissettim. Yaşamdaki tüm Aytekin’ler ve kendi Aytekin’liğim esinlendiğim kişiler.Parçalı Yıllar Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Hasan Tolga Pulat Yetkin Dikinciler Mine Çayıroğlu Umut Aciboga Vahdet Çakar

Erotik Furyanın Anatomisi

Erotik film furyası, Türk sinemasında çok az işlenen bir konu. Siz bu döneme neden eğilmek istediniz? Nasıl bir sorumluluk hissettiniz?

Hasan Tolga Pulat: Erotik film dönemi; komediyi, trajediyi, sosyolojiyi barındıran laboratuvar gibi bir dönem bence. Dönemin başlama gerekçelerini anlamak, sürdüğü beş senelik zaman boyunca geçirdiği evreleri, hızla sertleşen ve yozlaşan yapısını incelemek, birlikte yaşadığım toplumu daha iyi anlamama yardımcı oldu. Daha fazla kişinin de bu döneme bakıp yaşadığı dönemi daha net anlayacağını düşünüyorum. Üstelik böylesi bir dönemin, sinemamızda bu denli geniş ölçekli yer bulmaması da beni bu filmi yapmam konusunda kararlı hale getirdi. Umarım bundan sonra bu döneme ait fazlasıyla hikâye yapılır.

Filmde kadın oyuncuların sektörde yaşadığı haksızlıkları Alev karakteri üzerinden sert bir dille gösteriyorsunuz. Bu kısmın yazım süreci nasıldı?

Hasan Tolga Pulat: Bu dönemin en büyük trajedisi kadınlara aitti. Erotik filmlerin kadına bakışı, cinselliğin toplumda ahlaki bir silaha dönüşmesinin en net belgesidir. Bu filmlerdeki namus kavramı, fantezi kodları ve şiddet anları son derece eril bir kullanımdır. Filmlerdeki kadınlar; dövülen, tecavüz edilen, aldatılan, yargılanan, sömürülen kadınlardı. Bu filmlerde oynayan kadın oyuncuların da hayatları, oynadıkları karakterlere paralel bir itibarsızlaştırmayla karşı karşıya kaldı. Onların birer seks ikonu olmadıklarını, bu filmlerde oynamalarının arkasında yatan psikolojilerini ve insani yanlarını hissettirmek istedim.

Onları anlamak ve soyunup kamera önüne geçenin mi, yoksa giyinik kalıp kamera arkasında olanların mı namuslu ya da namussuz olduğunu filmi izleyen seyirciye bırakmak istedim. Filmdeki kadın karakterlerin hikayesi, tabii ki çok daha fazla süre verilmeyi hak eden hikayelerdi ama ben hikâyeyi bir dönemi anlatmak değil, bir karakteri anlamak üzerine kurmuştum. Umarım kadın oyuncuların hayatlarına çok daha hak ettiği değeri verecek ve derinleşecek hikayeleri de anlatma şansı bulurum. Ya da anlatacak başka birilerine ilham olurum.

Sansür kurulu sahnesi filmin en çarpıcı sahnelerinden biriydi. O dönemin bürokratik yapısını ve senaryo manipülasyonlarını araştırırken neler öğrendiniz?

Hasan Tolga Pulat: Bir sistemin kontrol mekanizmalarının esnetilmesinin sonuçlarını göstermek istedim. Sansür kurulu, bugün başka isimlerle halen kültürel hayatımızda var. Ve hâlâ liyakatli, adaletli ve kurallı olduğu söylenemez. Propaganda ve cezalandırma aracı olarak kullanıldığı aşikâr. Hatta neredeyse karşılıklı bir anlaşma gibi cezalandırma ve göz yumulma hali.

Bu, yılda 300’e yakın erotik filmin çekildiği bir dönem. Çıplak kadın ve erkeklerle dolu film afişlerinin sokaklarda sergilendiği bir dönem. Demek ki, ceza ve yasak mekanizması ya esnetilebilmiş ya da bilinçli olarak esnetilmiş. O dönemde kontrol mekanizması, kontrolcü bir mekanizmaya dönüşmüş. Bu sahne, bugün durumun değişip değişmediğine seyirci kararı versin diye var.Parçalı Yıllar Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Hasan Tolga Pulat Yetkin Dikinciler Mine Çayıroğlu Umut Aciboga Vahdet Çakar

Bir Oyuncunun Çöküşü, Bir Endüstrinin Dağılması

Yetkin Dikinciler’in performansı filmi taşıyan unsurlardan biri oldu. Rol için kendisiyle nasıl bir hazırlık süreci yürüttünüz?

Hasan Tolga Pulat: Aytekin; dürüst, naif ve vicdanlı biri. İyi bir koca ve örnek bir baba. Aynı zamanda idealist ve hayalleri olan bir tiyatrocu. Yetkin Bey, kendi yaşamında Aytekin’in bu özelliklerine sahip biri. Tiyatro ve sinemada seyircinin saygısını da sevgisini de kazanmış önemli bir aktör. Bir kuşağın ortak hafızasında Babam ve Oğlum filmi ile abimiz olmuş birisi. Aileden biri yani… Zaten hayranı olduğum bir aktördü. Onunla çalışmayı çok istiyordum. Aytekin karakterinde inanılmaz bir samimiyet yakalayacağına emindim. Seyircinin, erotik film dönemini anlatan bir hikâyede Yetkin Dikinciler ismini görmesi, olgun bir hikâye izleyeceğine olan inancını artıracaktı, bunu biliyordum. Bu dönemin sömürülmeyeceğine, dürüst bir film olacağına dair seyirciye önden bir güvence veriyordu Yetkin Bey‘in ismi.

Yetkin Dikinciler bu filmde donla kalmaya razı olduysa, içinde inandığı bir şeyler söylüyor olmalıydı. Senaryoyu okuduğu andan itibaren büyük bir samimiyetle filmde oynadı. Üstelik iki hafta gibi kısa bir ön hazırlık ve on bir gün gibi çok hızlı bir çekim programına rağmen… Kendisinin olmadığı sahne yok. Her sahneyi büyük bir konsantrasyonla oynadı. Kendi deyimiyle “zaten hayatı boyunca o da Aytekin olmuş” birisiydi. Onu dürüstçe perdeye yansıttı. Bana sadece kayda almak kaldı diyebilirim. Altın Portakal Film Festivali’nde aldığı En İyi Erkek Oyuncu Ödülü hepimizin gururu ve mutluluğuna dönüştü.

Aytekin’in kişisel çöküşü ile Yeşilçam’ın dağılma süreci paralel ilerliyor. Bu ikili yapıyı bilinçli olarak mı kurdunuz?

Hasan Tolga Pulat: Aytekin bir aktör. Hayallerini oyunculukla canlı tutuyor ve yaşamını da oyunculuktan kazandıklarıyla idare ediyor. Önce ülkenin ekonomik çöküşü yaşamı idare etmesini zora sokuyor. Sonraysa ekonomik krizle baş edemeyen tiyatro perdesi ve sinema sahnesi yıkılınca hayalleri de yıkılıyor. Cebi boş, hayalleri yarım kalmış insanlarla dolu bir dönem… Aytekin de o insanlardan biri. Hayallerine mi tutunmalı, yoksa ceplerini mi doldurmalı?

Yeşilçam, hayalleri bir kenara bırakıp ceplerini doldurmaya başlayan insanlarla dolunca Aytekin de o insanlardan birisine dönüşüyor. Bu, belki de kendince bir bahane. Belki de her zaman hayallerini koruyacak başka bir yol vardır. Hayatın asıl ikilemi de bu bence. Filmin bir sahnesinde Victor Hugo’nun Sefiller romanından bir alıntı var: “Sefaletin öyle bir noktası vardır ki, oraya varan fakir hissizleşir. Her şeyi yapabilir. Toplum, sefaletten bir köle satın almış olur böylece.”

Parçalı Yıllar hem bireysel bir hikâye hem de sektör eleştirisi. Sizce bugün sinemamızda benzer parçalanmalar yaşanıyor mu?

Hasan Tolga Pulat: Gişe sineması; hikâye anlatıcılığının, kültürel bir değer yaratmanın çok ötesinde olabildiğince sömürülen bir ticarethane artık. Erotik filmlerin amacı da çok para kazanmaktı sadece. Bu bakımdan, şu anki gişe sinemamızı ve yapılış amaçlarını erotik film dönemindeki amaçlardan ayıramıyorum. Festival dünyası ise belirli kodlarla üretilmiş filmlerin köşe kapmaca yarışı gibi. Samimi işlerin sayısı bir hayli az durumda.

Sinemamız, parçalanmış ve iki uca savrulmuş durumda. Parçalı Yıllar gibi hem bir söz söylemeye çalışan hem de sinemanın o izleme keyfine yakın duran filmler yok denecek kadar az. Bu, her şeyden önce Türk filmi seven bir seyirci olarak içime sinmeyen bir durum. Bunu başarı kriterlerinden bağımsız bir şekilde değerlendirerek söylüyorum. Samimiyetle yapılan filmlere ihtiyacımız var. Gişe içinde, festival içinde samimiyetle film yapanlara ihtiyacımız var. Bu parçalanmış tabloda bizi ancak samimiyet ortak bir noktada birleştirebilir diye düşünüyorum.

Bu filmden seyircinin en çok neyi almasını, hangi soruyu kendine sormasını istersiniz?

Hasan Tolga Pulat: Hayatta, bir kişinin kişi olabilmesi çok mücadele gerektirir. Seni aynılaştırmaya çalışan bir dünyada kendin kalabilmek zordur. Ama hayatının bir yerinde, belki erken dönemlerinde ya da olgun zamanlarında bir kişi olmayı başarabilirsin. Daha önemli olan aşama gelmiştir artık. Olmayı seçtiğin kişi kalabilecek misin? Onu koruyabilecek misin? Amacım; bu soruyu seyircilerin kendilerine sormalarını, bu sorunun cevabı için düşünmelerini sağlamak. Eğer film bu duyguyu hissettirebilirse ne mutlu tüm ekibimize.


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Parçalı Yıllar: Utanç, Onur ve Sinema

Nehir Tuna ile Yurt Filmi Üzerine Röportaj

 

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    Keeper: Aşk, Paranoya ve Bedensel Dehşet

    önceki yazı

    Train Dreams: Kendi Arkandan Yas Tutmak

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir