0

Düzenli film izleyen insanların zaman içerisinde filmlere çok daha “mekanik” bir yerden yaklaşması kaçınılmaz oluyor. Bu açıdan bu insanların büyük bir hayranlıkla ya da adını koyamadığı başka duygularla bir filmi yakalaması pek kolay olmuyor. Benim de uzun süredir bu kadar çok sevdiğim bir film olmuyordu. Tam da 2025’ten bu anlamda ümidim tükenmişken izlediğim Train Dreams uzun süre sonra bana bu duyguyu yaşattı diyebilirim. Yanlış anlaşılmak istemem, bu yıl da çok iyi film izledim ama beni bu kadar içine alan ve tamamen duygusal bir yerden yakalayan bir film olmamıştı.

Train Dreams yönetmen Clint Bentley’in ikinci uzun metraj filmi. İlk filmi Jockey’in (2021) de beğenilen bir film olduğunu söylemem gerek. Ancak bu film muhtemelen filmografisinde önemli bir noktada olacaktır. Bunu da zamanla göreceğiz.

Clint Bentley’in senaryosunu Greg Kwedar ile yazdığı film bir edebiyat uyarlaması. Denis Johnson’ın aynı isimli novellasından uyarlanan Train Dreams hem Sundance Film Festivali’nde hem de Toronto Film Festivali’nde dikkat çekmişti. Kasım ayının sonlarına doğru Netflix’te gösterime giren film yılın bitmesine yakın çok daha geniş bir sinema seyircisine ulaştı. Bu da muhtemelen daha çok fark edilmesine ve dikkat çekmesine sebep olacaktır.

Bu yazı Train Dreams filmi hakkında spoiler içerebilir.
Train Dreams Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Clint Bentley Joel Edgerton lifton Collins Jr Felicity Jones Netflix Türkiye

Novellaları Filme Uyarlamanın Dayanılmaz Hafifliği

İnsanlar sinemanın ilk yıllarından bu yana devamlı olarak edebiyattan uyarlanan filmler izledi. Bunun birçok sebebi var elbette ama en temel sebebi edebiyatın hikaye anlatma konusunda sınır tanımaz oluşu olsa gerek.

Bu konuda dikkatimi çeken bir konu da son dönemlerde daha çok novellaların sinemaya uyarlanması oluyor. Öykü ya da roman değil, novella! Üstelik bu konuda son dönemlerde dikkatimi çeken tek film Train Dreams de değil. Queer (2024), The Quiet Girl (2022) ve Small Thing Like These (2024) bu filmlerden ilk aklıma gelenler. Uzun öykü olarak da tanımlanan novella öykü kadar kısa ve konsantre olmadığı gibi roman gibi hikayesini uzun uzadıya da anlatmıyor. Genellikle konsantre bir hikayeyi biraz daha genişletip hikayesini ferah ferah anlatmayı tercih ediyor.

Yazıya böyle bir ara bölüm yazmayı gerekli buluyorum çünkü bu konuda dikkat çekecek kadar iyi film izledik son yıllarda. Film eleştirmenlerinin ve ilgili sinema seyircisinin bu konu üzerine daha çok düşünmesi ve gitmesi gerektiğini düşünüyorum.Train Dreams Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Clint Bentley Joel Edgerton lifton Collins Jr Felicity Jones Netflix Türkiye

Bir Mikro Tarih Hikayesi

Train Dreams’e dönecek olursak aslında son derece basit bir konuya sahip. Bir çeşit mevsimlik işçi olan Robert Grainier’ın (Joel Edgerton) çocukluğundan yaşlılığına uzanan film; yas, şiddet, işçilik, ölüm gibi birçok temaya özenle temas ediyor.

Henüz çocukluk yıllarında şiddet ve ölümle tanışmış Robert’ın hayatı asosyal denecek kadar insanlardan uzak. İşi gereği uzunca süreler şehir merkezlerinden uzak bölgelerde, daha çok ormanlarda devasa ağaçları kesiyor. Kestikleri ağaçlar da trenlere ray oluyor. 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başında geçen hikaye 20. yüzyılda ABD boyunca uzanan demiryollarının da hikayesini anlatıyor. Bu demiryolu çalışmaları hem dünyayı küçültüp insanları birbirine yaklaştırması hem de binlerce ağacın kesilmesiyle dünyanın manzarasını değiştirmesi açısından oldukça önemli. Her ne kadar Robert’ın hikayesi anlatılsa da zaman zaman demiryolları üzerine konuşulan sahnelerde tarihi gerçeklikleri de görebiliyoruz. Bu açıdan Robert’ın hikayesi bir noktadan sonra bir çeşit mikro tarih anlatımına dönüşüyor.

Geçmişine bakıldığında annesi ve babası olmayan Robert’ın muhtemelen gelecekte de çocuklarının olmayacağı tahmin ediliyor. Ancak bir vesileyle tanıştığı Gladys (Felicity Jones) ile birbirlerine aşık olurlar. Filmin duygusal açıdan ağırlığını hissetmeye başladığımız bölüm de bu sahnelerle birlikte başlıyor. Örneğin Robert ve Gladys’ın ormanın ortasına taşlardan kare şeklinde yaptıkları “evlerinin temeli” hayali zamanla gerçek oluyor ve gerçekten de küçük bir ev yapıyorlar. Ev de elbette ahşaptan. Yere koydukları o taşların araları ve üstü yine ağaçlarla doluyor. Ağaçlar her ne kadar Robert tarafından film boyunca kesiliyor olsa da Robert’a “hayat” oluyorlar.

Train Dreams sadece “hayat” temasıyla değil aynı zamanda “ölüm” temasıyla da ağırlığını hissettiren bir film. Robert’ın beraber çalıştığı Çinli göçmen işçinin (Alfred Hsing) bir anda öldürülmesi ve onun bunu kayıtsız kalarak izlemesi de filmin en önemli olaylarından biri. Filmin hemen başında gördüğümüz bu sahne Robert’ın adeta laneti oluyor. Robert’ın başına gelen olaylara karşı zaman zaman silüeti beliren bu işçi hiçbir şey yapmaz ve sadece Robert’ı izler.

Hayatı çalıştığı ormanlar ve zaman zaman döndüğü evi arasında geçen Robert her eve döndüğünde farklı gelişmelere de şahit olur. Örneğin ilk geldiğinde bir çocuğu olmuştur. İkincisinde ise çocuğu epey büyümüştür. Tüm bunlar olurken Robert’ı eskiye nazaran hayata bağlayan bir ailesi olması korkularını artırır. Özellikle ormanda şahit olduğu ölümler onu çok korkutur ve ansızın öleceğine dair bir düşünce onu yiyip bitirir.

Bir aşırı yorumlama olması pahasına yazının bu bölümünde bahsetmezsem eksik kalacağına inandığım bir detay var. Ormanda büyük ağaçları parçalamak için kullanılan testere iki kişinin karşılıklı itip çekmesi ile kullanılabiliyor. Yani çalışan işçinin testereyi kullanabilmesi bir ileri bir geri hareketi yapması gerekiyor. Bu sahneyi Robert ormana çalışmaya her geldiğinde görüyoruz. Testerenin bu hareketi Robert’ın orman ve ev arasında yaptığı mekik dokuma hareketine benzettiğimi itiraf etmem gerek. Ayrıca burada kesilenin bir ağaç olması ve ağaçların ölüm ve yaşam arasında durmaksızın kurduğu paradoksal ilişki de gözden kaçmamalı.Train Dreams Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Clint Bentley Joel Edgerton lifton Collins Jr Felicity Jones Netflix Türkiye

Ağaç Kesmek Duygusal Bir İştir

Train Dreams karakter merkezli olsa da doğayla da ciddi bir ilişki içinde olan bir film. Öyle ki orman işçilerinin bir akşam yaptıkları işe dair konuşmaları bu ilişkiyi tastamam açıklıyor. Diğerlerine kıyasla daha yaşlı olan işçi yaptıkları işin üzücü de bir tarafının olduğunu söylüyor. Çünkü yüzlerce ağacı kesiyorlar ve bunun bir bedeli olmalı diye düşünüyor. Gençlerden biri de tüm ağaçları kesene kadar yeni ağaçlar çıkacağını söylüyor. Söylediği şey matematiksel olarak çok da yanlış değil gibi ama yaşlı işçi zaten daha çok bunun kişiye verdiği zarardan bahsediyor. Bunu da filmin özellikle ikinci yarısında daha net görüyoruz.

Robert’ın tekrar evine dönmek için yola çıktığında evinin olduğu bölgenin yandığını görürüz. Büyük ateşlerin içinden geçip evine vardığında evini yanarken görürüz. Kızını ve karısını bulamaz. Tam bu sırada ölümüne şahit olduğu Çinli işçi yine belirir. Robert ağlayarak “Çok ileri gitmediler mi?” diye sorar. Doğa Robert’tan bir çeşit intikam alıyor gibidir.

Yangının olduğu akşamın sabahında Robert’ın kare şeklinde bir yerde küller içinde oturduğunu görürüz. Filmin ilk çeyreğinde Gladys ile çevresini taşlarla çevirdikleri karedir bu kare. Taşların aralarını ve üstünü dolduran odunlardan artık geriye sadece külleri kalmıştır. Ancak evin içindeki Gladys ve kızı yoktur. Filmde yasın en somut hali bu sahne bana kalırsa. Giden (o her ne ise) gider ve arkasında hiçbir şey bırakmaz. Cansız olduğu düşünülen odunlar bile ardında kül bırakırken Robert’a ne karısından ne de kızından hiçbir şey kalmamıştır. Yasın tarifi sanırım bu olsa gerek: Gidenin arkasında hiçbir şey bırakmadan gitmesi hali.Train Dreams Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Clint Bentley Joel Edgerton lifton Collins Jr Felicity Jones Netflix Türkiye

Çiçek Açan Botlar ve Tutunacak Şeyler

Bir sinema filminde insanları duygusal açıdan yakalayabilmenin bir formülü var mı bilemiyorum. Ancak benim için bunun az çok bir formülü var. Eğer bir film hikayesini aceleye getirmeden ve büyük laflar etme iddiasında bulunmadan yapabiliyorsa muhtemelen o filmi çok beğeniyorum. Hele bir de hikayesi yeteri kadar iyiyse zaten en sevdiğim filmler arasına giriyor. Train Dreams işte bunların hepsini birlikte yapabilen bir film.

Yukarıda hikayesini elimden geldiğimce uzun uzun çözümlemeye çalıştığım filmde kendi başına çok şey anlatan “an”larla dolu. Örneğin iş kazası sonucu ölen işçilerin gömülüp başlarındaki ağaçlara botlarının asıldığı sahne benim açımdan inanılmaz iyi düşünülmüş bir detay. Uyarlandığı kitabı okumuş değilim. Kitapta mı var yoksa yönetmenin ve senaryo ekibinin mi düşüncesi bilmiyorum ama film bu sahnesiyle gerçekten iyi düşünülmüş bir fotoğraf bırakıyor arkasında. Özellikle Robert’ın uzun zaman sonra aynı ağaçların yanına geldiğinde botların otlar ve çiçeklerle dolmuş olması ise yine film boyunca devam eden “hayat-ölüm-hayat” döngüsünü çok iyi somutlaştırmış.

Böyle başka bir an da filmin son sahnesinde var. Robert bir kez uçmayı deneyimlemek için bir çift kanatlı uçağa binince arkasındaki pilotun uçuş sırasında “Bir leyetutunsan iyi olur.” dediğini duyarız. O anda film boyunca gördüğümüz bir dizi sahne hızla Robert’ın gözü önünden geçer. Bu sahneler onun hayatındaki önemli kırılma noktalarıdır. Robert’ın düşmemesi için bu kırılma noktalarına tutunması gerekmektedir. Buna benzer başka sahnelerin de olduğu bir film Train Dreams. Bu açıdan sadece iyi hikayesi olan değil incelikle de anlatılan hikayesi olan bir film.Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Clint Bentley Joel Edgerton lifton Collins Jr Felicity Jones Netflix Türkiye

Sakin ve Huzurlu Bir Filme Götüren Teknik

Yazının başından buraya kadar hep hikayesini ve hikayesini anlatma biçiminden bahsetsem de Train Dreams’in tek iyi yanı bu değil. Film aynı zamanda çok da iyi bir teknik yapıya sahip. Bu konuda en dikkat çeken yanı şüphesiz sinematografisi. Filmin görüntü yönetmenliğini Clint Bentley’in ilk filmi Jockey’de de birlikte çalıştığı Adolpho Veloso yapıyor. Veloso daha çok az hareket eden bir kamera kullanıyor. Takip sahnelerinin azlığı, karakterlere olan mesafesi ve hikayeyi dışarıdan bir göz olarak anlatması bir kitap uyarlaması olmasının da etkisi diye düşünüyorum. Bu etkiyi bir de dış ses kullanımında görmek mümkün. Birçok kitap uyarlaması filmde kullanılan bir anlatıcıya bu filmde de ihtiyaç duyulmuş ve anlatıcı devamlı Robert’ın hikayesini anlatıyor. Yani dış ses Robert’ı, kamera tüm ormanı anlatıyor.

Bir diğer önemli teknik unsur ise renk kullanımı. Filmin ilk sahnelerinde ve orman sahnelerinde daha çok mavi ve tonlarını görmek mümkün. Bu Robert’ın genel ruh halini anlatan renkler. Ancak Robert’ın aşık olması sonrası özellikle Gladys ile birlikte olduğu sahnelerde sarı ve tonlarını görüyoruz. Özellikle eşi ve çocuğuyla evinde geçirdiği kısa zaman dilimlerinde aile üyeleri hep loş bir ışık etrafında konumlanıyorlar. Bu açıdan filmin renk kullanımı daha çok hikayenin merkezindeki Robert’ın değişen ruh haline göre değişiyor.

Train Dreams her ne kadar lineer bir akışta hikayesini anlatsa da zaman zaman küçük sahnelerle geçmişe dönüşler yapan bir film. Bu sahnelerin uzun tutulmamasını doğru buluyorum. Öyle ki seyircinin görmesi ve bilmesi gereken sadece Robert’ın “şu anki” hali. Bu açıdan sadece filmin başlarında birkaç kez yapılan bu geçmişe dönüş sahneleri yeterli uzunlukta kullanılmış. Bu da filmin kurgusunun iyi olmasıyla ilgili bir durum. Özellikle sahne geçişlerinde kullanılan fade in fade out geçişleri de yerli yerinde buldum. Her şeyin yavaş ve sakin bir şekilde ilerlediği filmde kısa sahnelerin peş peşe kesme ile geçmesi doğru olmazdı. Bunun yerine uzun plan sekanslar ve çoğu zaman silinerek değişen sahnelerin kullanılması doğru tercih diye düşünüyorum.

İlk sahnesinden son sahnesine kadar ustalıkla kullanılmış bir teknik unsur da ses kullanımı. Bu sinema seyircisi tarafından ne kadar fark ediliyor bilemem ama filmin çok önemli bir unsuru olduğunu düşünüyorum. Özellikle duygu yoğunluğunun yüksek olduğu sahnelerde fonda duyduğumuz keman seslerinin sahneleri doğrudan beslediğini göz ardı edemeyiz. Filmin setinde iyi ve kalabalık bir ses ekibinin çalıştığını belirtmem gerek. Aynı kalabalık sanat departmanı ve görsel efekt departmanında da var. Bu açıdan Train Dreams‘in büyük bir set ortamında çekildiğini anlamak mümkün.

Büyük set ekibine muhakkak ihtiyaç var, çünkü bu her şeyden önce bir dönem filmi. Bunun için de ciddi bir prodüksiyon tasarımına ihtiyaç var. Her ne kadar doğal ortamlarda geçen bir film olduğu için dönem filmi olduğu belli olmuyor gibi düşünülecek olsa da elbette öyle değil. Hikayede kullanılan teknolojiden kıyafet tasarımına kadar birçok açıdan ciddi bir prodüksiyona ihtiyaç duyulan bir film Train Dreams. Bu açıdan hemen hemen tüm teknik unsurlarda titiz çalışılmış bir film olarak öne çıkıyor.Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Clint Bentley Joel Edgerton lifton Collins Jr Felicity Jones Netflix Türkiye

Bu Yılın Sürprizlerinden

Train Dreams, izleyicisini tarihin belirli bir dönemine götürmekten çok daha fazlasını yapan; onun yerine kişisel hafızanın, kaybın ve sessizce büyüyen yalnızlığın içinden geçen bir yolculuğa davet eden bir film. Yüzeyde basit görünen bir yaşamın arka planında saklı derinlikleri açığa çıkarırken, modern sinemanın giderek hızlanan temposuna karşı bilinçli bir yavaşlıkla direniyor. Film, hem anlatısında hem görsel dilinde insanın hayata tutunma biçimlerini, doğanın kaotik sürekliliğini ve zamanın insanı içten içe aşındıran etkilerini sakin ama sarsıcı bir dille kayıt altına alıyor.

İnceleme boyunca uzun uzun anlatmaya çalıştığım tüm bu bileşenler bir araya geldiğinde Train Dreams, hikâyesini büyütmeye çalışmadan büyüyen, iddiasını bağırmadan kuran, sakinliğiyle sarsan bir film olarak karşımıza çıkıyor. Robert Grainier’ın yaşamı sıradan bir hayat olabilir, ancak film bu sıradanlığın içindeki şiiri, kırılganlığı ve insan olmanın en çıplak hâlini seyirciye incelikle hissettiriyor. Bu yüzden Train Dreams, yalnızca bir karakter portresi değil aynı zamanda insanın kendi varlığıyla hesaplaşmasının da filmi diyebilirim. Bunun yanında insanın geçmişte kalan gölgelerle yaşamaya çalışmasının ve kaybın getirdiği yasın hayatı nasıl yeniden şekillendirdiğinin de naif ve özenli bir sinemasal anlatımıdır.

Kimin ne kadar seveceğini, popüler olup olmayacağını bilemem ama kişisel serüvenimde en beğendiğim filmler arasında yer alacak Train Dreams. Sinemanın korkunç bir endüstriye dönüştüğü böylesine bir zamanda bu kadar yalın bir hikayeyi özenle ve kaygısızca anlatabilmek kolay değil. Kitabı okumadığım için kitap ve film kıyası yapamıyorum ama Train Dreams’in her şeyiyle bir yönetmen filmi olduğunu söylemekten de geri durmak istemem.

Ölüm, yalnızlık, yas, doğa ve zaman gibi temaları incelikle işleyen, bunun sonucunda da iyi bir atmosfer yaratabilen Train Dreams’i içten bir film izlemek isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Keeper: Aşk, Paranoya ve Bedensel Dehşet

The Running Man: Mermileri Manipüle Ederken

 

Can Ahmet Çelik
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

Hasan Tolga Pulat ile Parçalı Yıllar Filmi Üzerine Röportaj

önceki yazı

Seyfettin Tokmak ile Tavşan İmparatorluğu Filmi Üzerine Röportaj

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir