Antalya Film Festivali’nin bu yılki “Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması” seçkisinde yer alan Parçalı Yıllar, anlattığı hikaye bakımından festivalin en çok dikkat çeken filmlerden biri oldu. Hasan Tolga Pulat’ın yönetmenliğini üstlendiği Parçalı Yıllar filminin başrollerinde Yetkin Dikinciler, Mine Çayıroğlu ve Levent Özdilek yer alıyor. Filmde özellikle Yetkin Dikinciler’in “Aytekin” karakteri üzerinden sergilediği oyunculuk performansı dikkat çekiyor, keza Antalya Film Festivali’nde de bu performansı “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü ile taçlandırıldı. Bir tiyatro sahnesinde Aytekin’in, Cüneyt Bey’in salona gelmesiyle gerçekleştirdiği solo performans dahi Yetkin Dikinciler’in nasıl en iyi erkek oyuncu ödülüne uzandığını anlamak için yeter de artar bile. Kendisinin iyi bir tiyatro oyuncusu olduğu kadar iyi bir sinema oyuncusu olduğunu da görüyoruz Parçalı Yıllar ile birlikte.
1975-1980 Türkiye’sinde geçen film, tiyatro oyuncusu “Aytekin” adlı karakteri merkezine alıyor. Aytekin, hasta eşi Asuman ve siyasal olaylara karışan oğlu Mahir’in geleceği sebebiyle, çektiği ekonomik sıkıntılardan kurtulmak için ideallerinden ödün vererek erotik filmlerde oynamaya başlıyor. Kısa sürede ün ve para kazanıyor ama ailesini koruyamıyor. Bu süreç, karakterin kişisel yıkımıyla birlikte bir ülke kültürünün çöküşünün metaforuna da dönüşüyor. Bir aile trajedisinin yanında o dönemki ülkenin bir portresine de tanıklık ediyoruz.
Yönetmen Pulat verdiği bir demeçte, film fikrinin üniversite yıllarından beri kafasında olduğunu söylüyor; “Sadece bir dönemi anlatmak değil, ideallerle gerçekler arasında sıkışmış bir karakteri” göstermeyi amaçladığını belirtiyor. Parçalı Yıllar etkili bir hikaye anlatmasının yanı sıra dönemin toplumsal ve sinematik atmosferine dair sinemasal bir döküman olarak da değerlendirilebilir. Özellikle 1970’ler Türkiye’sinde “erotik film furyası” gibi az işlenen bir konuya yönelmesi açısından da değerli bir yere sahip.
Bu inceleme yazısı Parçalı Yıllar filmi hakkında spoiler içerebilir.
Sinemamızın “Parçalı” Dönemi
Parçalı Yıllar, 1975 yılında geçiyor ve bu dönem gerçekten de Türk Sineması’nın dağılma ve dönüşüm yılları olarak kabul edilir ama “parçalı yıllar” ifadesi yerine, genelde şu terimler kullanılır: Erotik Film Furyası (1974–1980), Yeşilçam’ın Çöküş Yılları, Televizyonun Yükselişi ve Endüstriyel Kriz Dönemi. 1970’lerin ortasında ekonomik kriz, sansür, televizyonun yaygınlaşması ve sinema salonlarının kapanmasıyla Yeşilçam sistemi de çökmeye başlar ve yapımcılar hızlı kazanç uğruna erotik komedilere yönelir. Politik kutuplaşma ve sansür, özgün sinemayı zorlaştırır. Sanat sinemasıyla popüler sinema birbirinden kopar ve bu da dönemi hem estetik hem üretim açısından parçalanmış hale getirir.
Örneğin filmin bir sahnesinde sansür kurulunu ve bu kurulda işlerin o zamanlar ne kadar alengirli işlediğini görürüz, kontrol edilen senaryolara erotik sahnelerin konulmadığını ve memurları nasıl atlattıklarını. Bu bizlere, filmin yalnızca bir karakter hikayesi değil, yerli sinemamızın yapısal çöküşüne dair de bir eleştiri sunduğunu gösterir. Dolayısıyla “Parçalı Yıllar” ismi hem o dönemin kaotik ruhuna hem de bireylerin parçalanmış hayatlarına atıf yapan şiirsel bir isim seçimi. Yani tarihsel olarak doğru bir tanım olmasa da çok doğru bir metafor.
Yönetmen Hasan Tolga Pulat verdiği röportajlarda “parçalı” ifadesini şu şekilde açıklar: “O yıllarda herkes bir şekilde bölünmüştü: sanatla ticaret arasında, inançla hayatta kalma arasında, özgürlükle korku arasında… O yüzden bu filmi ‘parçalı yıllar’ olarak adlandırdım.” Yani yönetmen filmine verdiği bu ismi duygusal bir tarihsel başlık olarak kullanır.
Aytekin karakteri de bu parçalanmanın bir temsili olarak idealist bir tiyatro sanatçısıyken, geçim uğruna erotik filmlere yönelmek zorunda kalır. Hem ailesiyle hem de idealleriyle bağlarını koparmak zorunda kalır. Film o dönemki yaşananları ve sinemanın nasıl adamların eline düştüğünü çok güzel aktarır seyirciye. Gerçekçi bir bakış açısıyla izleriz Parçalı Yıllar‘ı, tabii aynı zamanda eleştirel bir dille. O dönem sektör içinde yapılan yanlışları ve haksızlıkları sert bir biçimde yüzümüze çarpar film.
Yetkin Dikinciler ve “Aytekin” Performansı
Yetkin Dikinciler’in rolüne çok iyi hazırlandığı belli oluyor, şiir gibi oynamış desek herhalde abartmış olmayız. Zaman zaman karakterin diyalogları teatralvari bir havaya bürünse de Dikinciler bu dengeyi çok iyi sağlamış. Aytekin utangaç, kibar ve bir o kadar saygılı bir adam, oyuncu bunu seyirciye çok iyi yansıtmış. Karakterinden zamanla ödün verip erotik film furyasına kendini kaptırmasını, yavaş yavaş bu sürece dahil olurken yaşadığı çaresizliği, zor seçimler arasındaki kararsızlığını başarılı bir şekilde aktarıyor.
Bunun yanında uzun süre müziksiz durgun bir şekilde ilerlerken bir anda ağır dramatik müziğin girdiği sahneler seyir zevkini bir miktar azaltıyor ve bu tarz durumlar filmin inandırıcılık seviyesini de etkilemiş oluyor. Kamera açılarının çeşitliliği, akordiyon ve birçok farklı enstrüman duyduğumuz müzikler çok güzel fakat kameranın bazı sahnelerde sallanması dikkat dağınıklığına sebep oluyor.
Yetkin Dikinciler’in birkaç oyuncu ile olan karşılıklı diyaloglarında da benzer bir durum hissettim. Dikinciler şiir gibi konuşurken, karakteri içselleştirmişken karşısında düz konuşan ve role hiç gitmemiş karakterler gördüğümüz oluyor zaman zaman. Özellikle Aytekin’in evinin kapısının önünde oğlu Mahir’le konuştuğu sahne çok dikkatimi çekti. Aytekin’in söylediklerine karşı Mahir’in verdiği cevaplar ve sergilediği oyunculuk yapay ve havada kalıyor.
Sektörün Karanlık Yüzü ve Kadın Temsili
“Yeşilçam dediğin 4 tane jönle dönüyor. Ben şimdi o filmlerde üstüm giyinik biçimde beşinci oyuncu olacağıma, böyle soyunurum. Bu filmlerde birinci sınıf oyuncu olurum daha iyi.”
Filmdeki karakterlerin birçoğu kurgusal ama bir o kadar da gerçek, her birini o dönemin oyuncuları veya sinemacılarıyla paralel biçimde karşılaştırabiliriz. İyi bir senarist olan ve toplumcu filmler yazan Vefa Orhan’ın yazdığı yeni “4 Erotik Avantür Komedi Filmi” için Aytekin’e başrol teklifi gidiyor ve sektörde isim yapmış bu senarist üzerinden ikna edilmeye çalışılıyor. Kendisi imzayı bir şekilde atıyor ama posterlerde resmi dahi gözüksün istemiyor. Çünkü hala bazı öncelikleri ve değerleri var hayatında. Bunların kolay kolay çiğnenmesini istemiyor.
Daha sonra film içinde başka bir filmin çekimlerini izlemeye başlıyoruz ve çekim arasında Aytekin ile başrol oynayan Alev, Aytekin’in odasına gelip ona içini döküyor ve burada filmin duygusal tonu bir anda yükseliyor. Alev’in buralara gelene kadar ne sıkıntılar çektiğini, uğradığı tacizleri yani kısaca kadın olarak sektörün içinde yaşadığı haksızlıkları dinliyoruz.
İlkin Tüfekçi’nin hayat verdiği Alev’in kızını yanına alarak, striptiz kulübünden ayrılıp sinemaya adım attığını ve bu filmin kendisi için çok büyük önem taşıdığını öğreniyoruz. Alev’in “Ben sadece soyunacağım ve zevk alıyor gibi yapacağım. Her zaman yaptığım gibi.” sözleri sektörün içinde yaşadığı sıkıntıları da gözler önüne seriyor. Bu replik, o dönemin setlerinde kadın oyuncuların yaşadığı sistematik istismarı çok sade ama yıkıcı bir şekilde aktarıyor bizlere.
Finalin Tonu ve Yönetmen Yorumu
Karakterlerimizin filmin başında hakaret ettikleri ve beğenmedikleri o insanlara nasıl dönüştüklerini görüyoruz yavaş yavaş, özellikle de Aslan Abi’nin karakteri üzerinden. Erotik filmler yüzünden kendine sinema salonu dahi bulamayan bu adam bir anda erotik filmler çekip çılgın paralar kazanan birine dönüşüyor. Ama Aytekin’in bu şöhretten ve tanınırlıktan bir an dahi hoşlanmadığını görüyoruz, çünkü tacize kadar varan can sıkıcı bazı olaylar başına geliyor. Günümüzde de olduğu gibi halkın büyük bir kesimi, dizilerde ve filmlerde izledikleri oyuncuları oynadıkları karakterlerden ibaret sanıyorlar ve onlarla yüz yüze geldiklerinde sanki karşılarında o karakter varmış gibi davranıyorlar. Bu açıdan Parçalı Yıllar‘ın burada anlatmak istedikleri çok anlamlı geldi bana.
Finalde Asuman’ın mezarına gidip uzun bir konuşma yapan Aytekin’in söyledikleri o dönem filmlerde oynayıp daha sonra bir kenara atılan pek çok oyuncunun yaşadıklarını çok güzel özetliyor. Aytekin’in artık kimsenin arayıp sormadığı bir adam haline gelmesi ve ”Başladığım noktada dahi değilim.” demesi, birçok oyuncunun sesi oluyor ve aslında sessiz ama güçlü bir eleştiriye tanıklık ediyoruz. Filmin hemen bu sahneyle bitmesini çok isterdim ama sonrasında Aytekin’in intihara kalkışması ve aldığı iyi bir haberle bir anda intihardan vazgeçmesi, yönetmenin filmi pozitif ve mutlu bir sonla bitirmek için zorlamış gibi hissettirmesine sebep oluyor.
Gerçek hayatta özellikle bu dönem sinemasında yer almış oyuncular arasında sonu mutlu biten hikayelere fazla şahit olmuyoruz, birçok oyuncuyu ölüm haberini dahi duymadan kaybediyoruz, böylece sessiz sedasız göçüp gidiyorlar bu dünyadan. Nasıl bir final izlersek izleyelim Parçalı Yıllar, genel anlamda dönemini çok iyi yansıtan ve sinemamızda az işlenen bir konuyu dile getiren cesur bir iş.
Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar