Ragıp Ergün’ün yönetmenliğini üstlendiği Noir, orta yaş bunalımıyla yüzleşen bir sinema yönetmeni olan Kerem’in içsel bulanıklığına odaklanır. Kozmopolit İstanbul’un kaosundan kaçarak ıssız ve küçük bir adada metruk bir yel değirmenine yerleşen Kerem, burada varoluşsal bir hesaplaşma sürecine girer. Tüm tükenmişlik sancıları ile yaşamaya çalışırken hiç alakası olmadığı bir kadının cenazesinde toplumun deyimi ile “kadın gibi” yüksek sesle ağlaması nedeni ile toplumsal linçin odağına yerleşir.

Yönetmen, filmin gerçeklik algısını bu dramatik unsurlar ile kırarken, izleyiciyi Kerem’in bulanık zihin algısının içine sinemasal bir dil kullanarak çekmeyi başarıyor. Senaristliğini Samet Doğan ile beraber yapan yönetmen Ragıp Ergün’ün Noir filmi, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj yarışmasında yer aldı ve festivalden En İyi Kurgu Ödülü ile ayrıldı.

Film, adının da ima ettiği üzere “film noir” estetiğinden ve modern sanat sineması akımından besleniyor olsa da, klasik anlamda bir “noir tür filmi” değil. Yani biçimsel olarak “neo-noir/yavaş sinema/sanat sineması” çizgisinde durmaktadır. Ergün, bu filmi ile aslında 1940’ların kara film geleneğini modern, içsel ve metaforik bir anlatıyla yeniden yorumluyor. Film; semboller, boşluk hissi veren gri tonlar, karanlık atmosfer, suç ve vicdan temaları ile şekillenirken gerçeklik ve yanılsama arasındaki sınırın silikleşmesiyle ilerliyor. Biçimsel olarak film boyunca karşımıza çıkan uzun planlar, sessiz sekanslar, karakterin iç monologları; izleyicide Antonioni, Tarkovski ve Bergman benzeri bir yönetmen algısı oluşturuyor.Noir Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Ragıp Ergün Cansel Elçin Samet Doğan

Yönetmenin Sözleri ve Niyetleri

Yönetmen Ragıp Ergün’ün Noir filmi, sanata ve kadın cinayetlerine dair özgün bir söylem üretiyor. Yönetmen, bir gösterim sonrası söyleşisinde film ve çekim süreci hakkında şunları dile getirmiştir: “Tek amacım, zamana bir çentik atabilmekti.” Yönetmen, aslında bu sözüyle sanat anlayışının özünü tanımlamıştır. Ergün’e göre sanat; yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda yaşanılan döneme bir iz bırakma çabasıdır. Yönetmen, Noir ile bu ifade biçimini somutlaştırmıştır.

Ergün; bir eğlence ürünü yapmaktan ziyade zamana bir kırmızı renk bırakmak istemiş olacak ki, filmin merkezine bir kadın cinayetini almış. Fakat kadın cinayetleri gibi derin toplumsal yaraları estetikle yumuşatılacak ya da stilize edilecek kadar basit meseleler olarak da görmemiş. Filmi izlerken izleyicinin zihninde oluşan “gündüz kuşağında herhangi bir haber izleme” hissi, yönetmenin çıkış noktasının bir kadın cinayeti haberinin olduğunu belirtmesi üzerine sağlam bir zemine oturmaktadır.

Ergün, haberdeki olayı birebir aktarmayı fazla biçimsel ve yüzeysel bulduğunu söyleyerek “Eğer öyle yapsaydım huzur bulamayacaktım.” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Hikâyeyi belli bir coğrafyaya veya kültüre indirgemek istemediğini de açıkça ifade eden yönetmen, “Bu acıların yalnızca Türkiye’ye aitmiş gibi görünmesi beni rahatsız ediyordu.” diyor. Bu nedenle filmin açılışındaki İngilizce Shakespeare metnini korumayı tercih ettiğini belirterek, anlatısına evrensel bir yankı kazandırmak istediğini vurguluyor.Noir Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Ragıp Ergün Cansel Elçin Samet Doğan

Bir Kadının Yokluğundan Doğan Metasinematik Anlatı

Noir, tüm anlatıya ara sıra hükmeden Shakespeare’in Hamlet oyunundaki ünlü “olmak ya da olmamak” monoloğunun “kırmızı” fondaki bir bölümü ile başlar:

…Ölmek-uyumak,
Hepsi bu kadar. Bir uyku ile bitiririz deriz yürek sızısını
ve insan bedeninin mirasçısı olduğu bin türlü doğal sarsıntıyı.
Bu, içtenlikle istenmesi gereken bir son olurdu.
Ölmek, uyumak…

Yönetmen, varoluşsal sancıların temel dinamiği olan bu monolog alıntısıyla yaşam ile ölüm arasında insanın maruz kaldığı hayal kırıklığı, ruhsal yaralar ve acılara atıf yapıyor. Ayrıca “ölmek-uyumak” dizeleri ile bu topraklarda kadına yönelik bitmek bilmeyen şiddetin artık son bulmasına dair arzuyu simgeliyor. Ölüm tasviri; bu monolog ile bir bitiş olarak değil, toplumsal uyanışın başlangıcı olarak işleniyor.

Bu sahnenin ardından deniz kenarında bekleyen meraklı bir kalabalık görürüz, arka fonda ise ölümün habercisi olan sela sesi duyulur. Sudan bir kadın cesedi çıkarıldığını bir karakterin “Emine!” diye bağırmasından anlarız. Cesedin sahneye dahil olması ile sela sesine karışan ve doğumu simgeleyen bir bebek ağlaması duyulur. Shakespeare’in kırmızı fonda gördüğümüz monoloğunda ölüm bir uyanış, göç ise direnişe bir çağrıdır. Ceset, cinayete kurban gitmiş bir kadına aittir ve bu ölüm, toplumu kadına şiddete karşı uyumaya değil, yeni bir dirence yol bulmaya çağırmaktadır.

Yönetmen, henüz ilk beş dakikada okunması gereken o gizli mesajı derin bir çentik atarak aktarmıştır. Çekim açısında değişiklik yapmadan kamerayı cesede çevirmek yerine cesedi duran kadraja alması; kadın cinayetlerini dönülüp bakılması gereken bir şey olarak değil, daha görünür olması gereken bilinçli bir farkındalık yaratarak sunmuştur. Kendi deyimi ile “kadın cinayetini stilize etmeden” etik bir bakış çabası ile anlatmıştır.Noir Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Ragıp Ergün Cansel Elçin Samet Doğan

Intro (Giriş)

Kırmızı intro yazısı ve kayıt komutu sayesinde “film içinde filme” giriş yapıldığını anlıyoruz. Yönetmen, izleyiciyi gerçek hayatın renklerinden uzak gri tonlarda zihinsel olarak zorlayan ikinci bir anlatıya çekiyor. Kerem’in yönetmen olması, filmin içinde bir film yazıyor olması, kurmaca ile gerçek arasındaki bulanıklığın artması ile Noir metasinematik bir örnek hâline geliyor. Bu tarz anlatı, aslında Yeni Dalga akımının getirdiği öz bilinçli sinema geleneğinden beslenmektedir. Ragıp Ergün de bu anlatı tekniği ile sinemayı sorgulayan bir sinema örneği sunuyor. Aynı zamanda film içinde film yapısıyla metasinematik bir anlam taşıyan film; konu olarak suç, vicdan ve toplumsal şiddet ekseninde çağdaş Türkiye sinemasında etik bir sorgulama alanı açıyor.

İzleyici, film boyunca siyah-beyaz sahnelerin sorgusu ile karşı karşıya kalıyor. Yönetmen, ilk dakikalarda Kerem karakterinin siyah-beyaz sahnelerini estetik bir tercih olarak kullanarak, bireyin huzur arayışını ve yalnızlığını derinlemesine yansıtıyor. Bu yalnızlık yansımasının ardından gri bir sahnede kırmızı renkli bir koltuk görürüz, yine yönetmenin farkındalık yaratma arzusu ile karşı karşıyayızdır. Kerem karakterini yalnız ve düşüncelere dalmış bir şekilde izledikten sonra kırmızı bir koltuk görmek, karakterin iç dünyasında henüz açığa çıkmamış ancak varlığı hissedilen bir duygusal patlamanın önsezisini çağrıştırır.

Baş karakterin hikayeye hükmeden ancak kendi hikayesinde kaybolan bir yönetmen olması, kırmızı koltuğun aslında yaratıcı iktidarın bir simgesi olduğu paradoksunu sembolize eder. Öte yandan suç, kan ve vicdan temalarının habercisi niteliğindeki kırmızı renk, izleyicide bilinçaltı düzeyde “yakında bir şey olacağı” hissini uyandırır. Siyah-beyaz çekilmiş bir sahnede kırmızı bir nesnenin yer alması, izleyicide Schindler’s List’teki kırmızı paltolu kızı hatırlatan bir etki yaratır. Yönetmenin bu bilinçli tercihi, sahneye adeta bir kan sızacağını hissettirir; böylece kırmızı, hem vicdanın uyanışı hem de yaklaşan şiddetin sembolü hâline gelir.Noir Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Ragıp Ergün Cansel Elçin Samet Doğan

Noir & Noir

Kırmızı bir ekranın ardından siyah-beyaz çekimde gördüğümüz ana karakter, yani yönetmen, uyurken ekranda “Noir” yazısı belirir. Bu an, aslında filmin -daha doğrusu film içinde anlatılan filmin- başlangıcına işaret eder. Bu esnada arka planda bir imamın sesi duyulur ve yönetmenin ismi ekrana yansır. Böylece, ikinci film de bu sahneyle birlikte başlamış olur. İmamın alttan çekimle kadraja alınması, sahnede Tanrı’nın yüceliğini ve aşkınlığını vurgulamaktadır. Buna karşılık, bir önceki siyah-beyaz sahnede yer alan Kerem’in duş alırken tepeden çekilmesi ise insanın acziyetini ve Tanrı karşısındaki kırılgan konumunu sembolize eder.

İmamın ölen kişi Emine için helallik aldığı anda ikinci filme ait görüntüler belirir. Siyah-beyaz bir çekim içinde Kerem görünür, hıçkırarak ağlamaya başlar ve yumruğunu sıkar. Bu sahne, Kerem’in içinde bulunduğu yoğun duygusal çatışmayı yansıtır. Suçluluk, hırs ya da elinden geleni yapamamanın yarattığı öfke, beden diliyle görünür hâle gelir. Zaten Kerem, bu ağlama sahnesinin ardından tüm dikkatleri üzerine çeker. Bir kadın cenazesinde bir erkeğin bu denli yoğun bir şekilde ağlaması, toplumun kuşkularını Kerem’in üzerine yöneltir ve toplumsal bir linç sürecinin başlamasına neden olur. Emine’nin nişanlısı da daha sonra Kerem’in peşine düşer, çünkü onun cenazede neden bu kadar yüksek sesle ağladığını sorgulamaktadır.

Filmin gerçek olay örgüsünde cenaze sonrası yapılması gerekenler (örneğin ölen kızın düğün sonrası yaşayacağı evin satışıyla ilgili işlemler) anlatılırken, bu sahnelerin arasında ikinci filme ait siyah-beyaz bir çekimde The Shining yazılı bir sweatshirt ile Kerem kadraja girer. Bu geçiş, Kerem’in zihinsel çözülüşüne ve içsel çöküşüne sinemasal bir karşılıktır. Ortada bir kadın cinayeti vardır ve bu cinayetin ardından aslında cinnet geçirilmesi ya da bir şeyler yapılması gerekirken, biz yaşamın normal döngüsüne devam etmekteyiz. Yaşanan trajedinin fark edilmesi ve vicdani sorgulamanın hatırlatılması amacıyla Stanley Kubrick‘in The Shining filmine metinler arası bir gönderme yapılmıştır. Zaten filmin çözülme noktalarının birinde bu kıyafeti kanlı bir şekilde yerde görürüz.Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Ragıp Ergün Cansel Elçin Samet Doğan

Kadın Cinayeti ve Eril Sessizlik

Film; Emine’nin intihar etmediği, aksine bir cinayete kurban gittiği gerçeği üzerinden kuruluyor. Hikâye, cinayetin failinin kim olduğunun sorgulanmasıyla ilerliyor. İlk bölümde aile, yaşanan durumu resmî makamlara taşımak için şikayet dilekçesi yazarak Orhan’ın ailesini ve Orhan’ı suçlar. Cinayet eylemi öncesi Emine ve Orhan kavga etmiştir, bu da iddaları güçlü bir zemine oturtmaktadır. Bu süreçte izleyici, bir kadının ölümü sonrasında toplumda oluşan kaos ve kargaşayı yakından gözlemliyor. Ancak film boyunca cinayetin failinin kim olduğu konusunda kesin bir bilgi verilmez. İzleyicinin şüpheleri, genellikle bir erkek karakter üzerine yoğunlaşır: Nişanlısı Orhan, adaya yeni gelen gizemli yönetmen Kerem ya da -altınlar için bu suçu işlemiş olabileceği ihtimaliyle- Emine’nin babası şüpheleri çeker. Film, izleyiciye net bir katil belirlemez; belirsizlik ve şüphe atmosferi, anlatının temel gerilimini oluşturur. Ragıp Ergün bilinçli olarak faili açık bırakır; çünkü Noir bir polisiye değil, bir toplumsal vicdan filmidir. Kadının ölümü kimin eliyle olursa olsun, o ölümün kökeni patriarkal düzendedir.

Ailenin şikayeti üzerine olay jandarmaya intikal eder ve jandarma, cinayetin gerçekleştiği yeri tespit etmek için araştırma başlatır. Film, bu noktadan itibaren jandarmanın soruşturma süreci üzerinden izleyiciye aktarılır. Mezarı açma kararı alınır, ancak aile bu karara itiraz eder. Yine de, olay resmî mercilere intikal ettiği için mezarın açılması kaçınılmaz olur. Bu süreçte jandarmayı ve komutanını gözlemleriz. Komutanın yoğun iş temposu, eşiyle yaptığı telefon görüşmeleri üzerinden aktarılır ve izleyici, onun düzensiz aile hayatını ve eşinin boşanma isteğini fark eder. Böylece, karakterin kişisel hayatındaki karmaşa ve çatışmalar filme entegre edilir. Mezar açıldığında -cinsiyet kodlarının alt üst edilişini temsilen- Orhan’ı gelinlikle mezarda görürüz. Bu sahne, cinnet ve psikolojik çöküşün eşiğini sembolize eder. Daha önce de Orhan’ın gelinlik ile mastürbasyon çağrışımına kapıldığını görmüştük, fakat Ragıp Ergün orada açık bir mastürbasyon sahnesi göstermez. Görsel dil, beden jestleri ve nesne kullanımıyla cinsel çağrışım üzerinden bir psikolojik mastürbasyon veya kimlik kırılması anlatısı kurar. Karakterin gelinliği giyip mezar açılımına gelmesi ile oluşan bu tekrar, karakterin içsel çözülmesini ve filmin gerilimini pekiştirir.

Mezar açıldığında izleyici şok etkisi yaşasa da mezar boştur; cesede dair hiçbir görüntü film boyunca verilmez. Bu bilinçli bir tercihtir. İzleyici, birinin gömülü olduğunu düşündüğü yerde hiçbir şey olmadığını görür. Bu sahne, zihinde bir kırılma noktası yaratır: Ne ölüm vardır ne de beden, her şey bir boşluktan ibarettir. Ancak bu boşluk; yokluğu değil, hakikatin görünmezliğini simgeler. Boş mezar, suçun maddi bir karşılığına vurgu yaparken, ataerkil suç döngüsünün aynı zamanda bir boşluğa işaret ettiğini de gösterir: “Ceset yoksa suç da yoktur.” Patriarkal anlatı, kadın bedenini bir kez daha siler; görünmez kılar. Kadın, boş mezar ile birlikte erkeğin anlatısından çıkar ve kendi sessizliğine döner. Bu sessizlik, feminist ve etik bir arınmadır.Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Ragıp Ergün Cansel Elçin Samet Doğan

Yönetmenin Duruşu ve Sonuç

Noir’ın son on dakikası klasik anlamda bir “final” değil, bir anti-finaldir. Hikâyenin çözülmesi değil, anlatının kendi etik çöküşünü izleriz. Erkek özne eylemden vazgeçer, kadın artık tamamen görünmezdir. Film boyunca işlenen cinayet eyleminin faili yoktur. Failin silinmesi yalnızca anlatısal bir boşluk yaratmakla kalmaz; aynı zamanda feminist bakış açısıyla, kadın cinayetlerinin toplumsal ve kültürel temsiline dair eleştirel bir mercek sunar.

Boşluk ve sessizlik stratejisi, izleyiciyi hem rahatsız eden hem de düşünmeye sevk eden bir estetik ve politik işlev taşır. Failin yokluğu, erilliğin sessiz ama etkili bir biçimde dayatıldığı bir anlatı pratiğine işaret eder. Filmin son bölümü, neredeyse Nietzscheci bir sessizlikle biter: “Artık söz kalmadı” Bu ise suçun, temsilin ve eylemin aynı anda tükendiği bir anlamdır. Bu yüzden film bitmez, sadece susar.

Kadının ölümü karşısında susmak da suçun parçasıdır. Bu nedenle film, “Fail kim?” sorusundan çok, “Hepimiz mi failiz?” sorusuna yönelir. Film, gerçek ile içsel çözülmelerin iç içe geçtiği, karanlık ve vicdan sorgulatan atmosferiyle izleyiciye yoğun bir seyir deneyimi sunar. Patriarkal düzenin kadın üzerindeki etkilerini çarpıcı bir biçimde ortaya koyan Noir, izleyicide hem duygusal hem de düşünsel bir etki bırakmaktadır.


Zehra Çelik’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Twitter, Instagram, Discord ve Letterboxd aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Tavşan İmparatorluğu: Sistemin Gölgesinde Bir Masal

Kanto: Vicdan, Suçluluk ve Bir Aile Dramının Çatlakları

Zehra Çelik
Akademisyen/ R-Tv-Cinema

    Pluribus 1. & 2. Bölüm İncelemesi: Mutluluk Bir Hastalık Olsaydı

    önceki yazı

    Parçalı Yıllar: Utanç, Onur ve Sinema

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir