Game of Thrones evreni büyümeye devam ediyor. A Knight of the Seven Kingdoms, 19 Ocak’ta ilk bölümüyle HBO Max kütüphanesine ekleniyor. George R.R. Martin, kendi yazdığı eserler arasında en çok Dunk ve Egg’in hikayelerini sevdiğini daha önce birçok kez dile getirmişti. Bu projenin içinde bulunması da her zaman olduğu gibi hayranların diziye dair umutlarını yeşerten faktörlerden biriydi. Lakin House of the Dragon‘dan sonra HBO, George‘un projelere dahil edilmesi konusunda hayranlar kadar memnun mudur emin değilim.
İlk bölümü 19 Ocak’ta yayınlanacak olan A Knight of the Seven Kingdoms’un tüm bölümlerini HBO tarafından erişime açılan eleştirmen kopyası ile birlikte izleme şansına eriştik. Yazının genelinde ağır spoiler bulundurmadan sezona dair görüşlerimi paylaşacağım. Bu konuda hassas bir izleyiciyseniz, değerlendirmemi sezonu bitirdikten sonra okumanızı tavsiye ederim.

Westeros’a Dönüş
A Knight of the Seven Kingdoms, hikâyesi açısından ne Game of Thrones ne de House of the Dragon kadar büyük çaplı bir yapım. Aslında hikâyeyi özel kılan nokta da tam olarak burada saklı. Evrene dair son yapım olan House of the Dragon, daha çok aile içi saray dramasına odaklanırken, Game of Thrones zamanlarında yer yer gördüğümüz alt tabaka insanlara burada daha çok yer veriliyor. Bu da aslında evrene dair özlediğimiz taraflardan biri. Evet, devasa büyüklükte bir hikâyenin çapı ve gideceği noktalar çok daha geniş olabilir; ama belli noktalarda bir izleyici olarak gündelik problemleri görmek çok daha iyi hissettirebiliyor.
A Knight of the Seven Kingdoms, tam olarak bu tanıma uyan bir dizi. Dunk ve Egg’in hikayesi, House of the Dragon’dan 75-80 yıl sonra başlarken, Game of Thrones’tan ise yaklaşık 90 yıl önce gerçekleşiyor. Zamanlama olarak aslında iki büyük yapım arasında neredeyse eşit bir aralıkta durduğunu söylemek mümkün. Hikâye, adını diğer eserlerden de bildiğimiz Sör Uzun Duncan’a odaklanırken, bu lakabı nasıl aldığına da ışık tutuyor. Dizinin devamının planlandığı ise çoktan açıklandı, ayrıca George R.R. Martin de daha yeni yaptığı bir açıklama ile bu seriyi kitaplarda da devam ettirmek istediğini söyledi. Yani önümüzdeki yıllarda farklı farklı Game of Thrones içerikleri karşımıza çıkacak olsa da, Dunk ve Egg’in yüzlerine bir süre alışacağız gibi duruyor.

Tanıdık Flamalar, Farklı Yüzler
A Knight of the Seven Kingdoms, tıpkı kitaplardaki gibi Dunk’un yaverliğini yaptığı Sör Arlan’ın cenaze merasimiyle başlıyor. Sör Arlan’ın ölümü, aslında bir yandan Dunk’ın hayatı açısından başka bir kırılma noktası olma özelliğini taşıyor. Bundan sonra kendi başına ve onun yerine karar verecek birisi artık olmayacak. Dizi ve kitaplar da bu yönüyle aslında karakterin olgunlaşma sürecini anlatıyor.
Dunk’ın hayatının değişmeye başlaması, Sör Arlan’ın ölümünün hemen sonrasında gerçekleşmeye başlıyor. Zamanın Ashford Lordu’nun kızının 13. yaş günü kutlaması var ve bunun şerefine büyük bir turnuva düzenleniyor. Bunun küçük çaplı bir turnuva olduğu söylenemez, diyarın neredeyse bütün ağır isimleri burada boy gösteriyor. En kritik detay ise dönemin Kraliyet ailesi olan Targaryenlar’ın, -istisnai bir dönem dışında olduğu gibi- bu turnuvaya yine ailecek katılıyor olması.
A Knight of the Seven Kingdoms‘ın ilk sezonu, her biri ortalama otuz beşer dakikadan oluşan 6 bölüm içeriyor. Dolayısıyla bir mini dizi olduğunu söylemek mümkün. Ama dizinin iyi yaptığı şey, aslında bu limitli süresinde karakterler ile bağ kurmanızı sağlayabiliyor olması. Bu tercih, hikâye için şüphesiz en önemli faktör. Dizide ne yaşandığı elbette önemli ama karakterlerdeki samimiyet, bu dizinin her şeyini oluşturuyor ve yazarlar bu duyguyu neredeyse bütün anlarda yaratmayı başarıyor. Her karakter, yer aldığı ekran süresini sonuna kadar kullanarak asla bir boşluk yaratmıyor. Elbette dizide benim için gereksiz olan birkaç sahne var, ama bunun tamamen kişisel bir değerlendirme olduğunu eklemeliyim.

Öncesi Ve Sonrası
Dunk’ın tanıştığı Egg karakteri, dizimizin ikinci önemli rolünü oluşturuyor. Dunk ve Egg arasındaki kimya gerçekten çok iyi. İkilinin dinamikleri, ilk tanıştıkları andan itibaren uyumlu bir biçimde ilerliyor. Odak bu iki karakterde olduğu zaman dizi gerçekten sizi ekran başına kilitlemeyi başarıyor. Egg karakterine hayat veren Dexter Sol Ansell, 2014 doğumlu bir aktör ve dizide gerçekten muazzam oynuyor. Öte yandan, karakterler arasında yaşanan tatlı-sert hâller de izleyiciye oldukça iyi aktarılıyor.
A Knight of the Seven Kingdoms‘da bulunan yan karakterlerin neredeyse tamamının hikâye içerisinde önemli bir rolü bulunuyor. En az görünenden en çok görünene kadar bu rol her birine dengeli bir şekilde dağıtılmış. Dediğim gibi, bu kısa ve öz bir dizi; dolayısıyla yer verilen her sahne büyük bir önem taşıyor. Karakterler, bu önemler doğrultusunda adımlar atarak gerek oldukları sahneyi yükseltiyor gerek ise hikâyenin sonraki adımlarını ilgi çekici hâle getiriyorlar. Yan karakterlerden muhtemelen benim gibi birçoğunuzun favorisi, Daniel Ings’in canlandırdığı “Gülen Fırtına” Lyonel Baratheon olacaktır. Karakterin uyarlanma biçimini ben oldukça beğendim, oldukça sempatik bir şekilde resmedilmiş. Dizinin ilerleyen sezonlarında kendisini önemli olayların içerisinde görmemiz son derece mümkün.
A Knight of the Seven Kingdoms, evren içerisinde siyasi olarak karmaşık bir dönemde geçiyor. Dunk ve Egg’in öyküsü, Birinci Blackfyre İsyanı’ndan 13 yıl sonra başlıyor. Zaten dizinin içerisinde de buna birden fazla atıf yapıldığını görmek mümkün. Buz ve Ateşin Dünyası‘na dair foreshadow’lar, dizinin içerisinde sıklıkla yer alıyor. İsyandan pek de uzun bir süre geçmemesi hikayedeki politik atmosferi şekillendirirken, İkinci Blackfyre İsyanı’nın da hemen öncesinde konumlanıyor olması, dizinin zamanlama olarak iki önemli olayın tam ortasında bulunmasına sebep oluyor.
Dizinin burada gideceği yön, aslında son derece kritik. Muhtemelen sonraki sezonlar ile birlikte İkinci Blackfyre İsyanı’nı Dunk ve Egg üzerinden işleyerek anlatmaya çalışacaklar. Bu tercih, dizinin anlatım sertliğinin de artmasına sebep olacaktır. Game of Thrones ölçeğinde tatlı bir tonda ilerleyen dizimizin, bu nedenle önümüzdeki sezonlarda gittikçe sertleşeceğini düşünüyorum. Bloodraven, yani Brynden Rivers gibi karakterlerin hikâyeye dâhil oluşuyla birlikte ileriki sezonlarda hikâyenin mistik tarafları da artacaktır. Keza yine bu sezonda da Daeron Targaryen’in varlığı ile bu konuya pek derinlemesine olmasa da dâhil oldular. Şahsen A Knight of the Seven Kingdoms’un ilk sezonunu oldukça beğendim. Evreni sevenlerin kesinlikle kaçırmamasını tavsiye etmekle birlikte, Game of Thrones külliyatına pek yakın olmayanların bile diziden oldukça keyif alabileceğini düşünüyorum.
Ali Can Bartu Sakarya‘nın tüm yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
It: Welcome to Derry 1. Sezon Finali: Zamanın Sonsuz Döngüsü























Yorumlar