Film festivallerinin en güzel yanı, hiç tanımadığım bir yönetmenin filmini izleyip sevmek ve o yönetmeni keşfetmek olabilir. Daha sonra o yönetmenin diğer filmlerini merak edersin ve takip etmeye başlarsın. Bu yönüyle, İspanyol yönetmen José Ángel Alayón Dévora’nın ikinci uzun metrajı Dance of the Living, orijinal adıyla La Lucha benim için tam bir keşif filmi oldu. Normalde uzun yıllar yapımcılıkla uğraşan José Ángel, 2013 yılında çektiği Slimane ile yönetmenliğe atılıyor ve bu filmden yaklaşık 10 yıl sonra ikinci uzun metrajını çekiyor. Dünya prömiyerini San Sebastian Film Festivali’nde yapan Dance of the Living, festivalde seyircinin dikkatini çekmeyi başaran yapımlardan biri oldu.

İspanya-Kolombiya ortak yapımı olan film, Kanarya Adaları’nda geçen sakin ama derinlikli bir baba-kız hikâyesi anlatıyor. Film, bir yandan yas tutan iki insanın birbirine tutunma çabasını işlerken, diğer yandan yerel bir spor olan lucha canaria (Kanarya güreşi) aracılığıyla dayanıklılık, sınırlar ve aidiyet temalarını araştırıyor. Filmin en güzel yanlarından biri, yalnızca bir spor hikâyesi anlatmakla kalmayıp baba ve kızın yaşadıkları kayba nasıl tepki verdiklerini ve bununla nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını da göstermesi.

Dance of the Living Film İncelemesi 2025 Arakat Mag Vancouver Film Festivali Jose Angel Alayon Yazmina Estupinan Aridany Perez Tomasin Padron

Kırılgan Bir Sessizlik

Eşini kaybeden Miguel, eski bir güreşçidir. Kızı Mariana ile birlikte küçük bir adada yaşamaktadır. Miguel hâlâ eski alışkanlıklarını sürdürmeye çalışırken, Mariana ise babasının sessizliğine ve kasvetine karşı kendi bedeni ve gücüyle var olmaya çalışır. Film, bu iki karakterin birbirine yaklaşma ve uzaklaşma anlarını büyük olaylara değil, küçük jestlere dayandırarak anlatıyor.

Karakterler yaslarını birbirinden o kadar farklı şekilde yaşıyor ki, Miguel içine kapanıp sessizleşirken, Mariana ise tam tersine her şeyi içine atıp dışarıya bambaşka bir kimlikle çıkıyor. Bu farklılık da aslında ikisini birbirinden uzaklaştırıyor, baba sürekli kendini kızından geri çekiyor. Kızı ise bir yandan ergenlik çağının getirdiği sorunlarla boğuşurken, bir yandan babasının elinden kayıp gitmesine engel olmaya çalışıyor.

Mariana’nın babası Miguel ile ilişkisi, filmin en dokunaklı ama gerilimli tarafı. Aralarındaki iletişimsizlik, birbirlerine söyleyemedikleriyle örülü. Miguel geçmişe tutunmaya çalışırken, Mariana geleceğe doğru bir çıkış arıyor. Bu iki yön arasındaki çatışma, filmin duygusal eksenini oluşturuyor. Mariana, babasının sessizliğini kırmak istiyor ama bunu kelimelerle değil, eylemleriyle yapıyor; bu da filmi sözcüklerden ziyade hareketlerin diliyle anlatılan bir öyküye dönüştürüyor.

Mariana için yas, duygusal bir süreçten çok fiziksel bir hal. Kendisini sürekli hareket halinde tutup güreşerek, koşarak, bedenini zorlayarak kaybın ağırlığını taşımaya çalışıyor. Mariana her adımında bedenini yeniden tanımaya çalışıyor; sanki güreşin sert kuralları, içindeki karmaşayı kontrol altına almanın bir yolu. Babası veya yaşıtları gibi güreşe uygun ölçüde güçlü ve çevik olmamasına rağmen, yaşadıklarına ve yüzleştiği kayba bir başkaldırı niteliğinde olan mücadelesini hiç bırakmıyor. Annesi ünlü bir güreşçi olduğu için, Mariana ona olan borcunu ödemek amacıyla onun seviyesinde bir güreşçi olmaya çabalıyor.

Dance of the Living Film İncelemesi 2025 Arakat Mag Vancouver Film Festivali Jose Angel Alayon Yazmina Estupinan Aridany Perez Tomasin Padron

Görsel Bir Şiir

Filmde Mariana karakterine hayat veren Yazmina Estupiñán, profesyonel oyunculuk geçmişi olmayan, Kanarya Adaları’ndan yerel bir isim. Yönetmen Alayón’un da özellikle “doğal oyunculuk” hissini yakalamak için amatör oyuncularla çalıştığı belirtilmiş. Bu seçim, onun duygularını “anlatmak” yerine “yaşayarak” sahnelemesine olanak tanıyor.

Yazmina Estupiñán, kayıpla savaşan bir genç kadını sessizlikle değil, eylemlerle ifade eden bir performans sergiliyor. Karakterin babasının sessizliğine karşı kendini hareketle ifade etme arzusu, Estupiñán‘ın oyunculuğunu güçlü bir şekilde yansıtıyor. Film aynı zamanda gerçek güreşçilerden oluşan bir kadro kullandığı için karakterlerin fizikselliği ve beden dili oldukça inandırıcı hâle geliyor.

Filmin güçlü hikayesini destekleyen en büyük unsurlardan biri de görüntü yönetmenliği. Görüntü yönetmeni Mauro Herce, Fuerteventura’nın sert doğasını güçlü bir atmosferle yakalamış. Açık renkler, geniş planlar ve doğal ışık kullanımı, karakterlerin içsel yalnızlığını dış mekânla bütünleştiriyor. Güreş sahnelerinde ise bedenlerin çarpışması, tozun havaya karışması ve sessizliğin ortasındaki nefes sesleri, şiirsel bir yoğunluk yaratıyor. Böylece Kanarya Adaları’nın o muhteşem coğrafyasını iliklerinize kadar hissediyor ve bambaşka bir sinema tecrübesi yaşıyorsunuz.


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Splitsville: Ayrılanlar Hala Sevgili

Nouvelle Vague: Sadık Bir Taklit

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    OBEX: Retro Bir Alacakaranlık Kuşağı Denemesi

    önceki yazı

    EA SPORTS FC 26: Benzer Oyunun Yeni Sahası

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir