Hollywood’un son yıllarda yaratıcılık sorunları yaşayıp tekrara fazlaca düştüğü aşikar. Özellikle romantik komedi anlamında benzer film üretimi iyice kabak tadı vermeye başladı. Ancak zaman zaman karşımıza kendi çapında oldukça yaratıcı işler çıkabiliyor. Eternity de bu yapımlardan biri.
Eternity, öbür dünyada daha genç ve mutlu hallerine geri dönen üç ölü karakterin arafta bir aşk üçgenine sıkışıp kalmaları üzerinden oldukça absürt bir romantik komedi yaratıyor ve yüzlerde tebessüm bırakmayı başarıyor. Komedi filmlerinde genelde araf meselesi farklı bakış açılarıyla irdelenirken aklımıza çeşitli örnekler geliyor. Dünya ile araf arasında sıkışıp kalanlar hakkında Beetlejuice (1988), Chances Are (1989), Ghost (1990) ve Defending Your Life (1991) ilk akla gelen filmler olurken, bir de romantik tonu ağır basan ve öteki dünyada geçen What Dreams May Come (1998) ve Wristcutters: A Love Story (2006) örnek olarak gösterilebilir. Hatta 2002 çıkışlı yerli bir romantik komedi olan Yeşil Işık‘ı da bu listeye dahil edebiliriz.
Bu ve bunun gibi onlarca öteki dünya ile bağlantılı gerek komedi gerekse romantik komedi filmlerini çeşitlendirmek mümkün. Ne de olsa, bu konsept 80’ler ve 90’ların tercih edilen popüler temalarından biriydi. Günümüzde ise değişen çağ ve bakış açılarıyla beraber bu tür filmlerin karşımıza çıkma sıklığı epeyce seyrekleşti. Eternity, neredeyse çoğunluğu öteki dünyada geçen filmleri düşündüğümüzde resmen ilaç niteliği taşıyor.

80’lerin Popüler Teması Günümüze Işınlanıyor
Esprili ve iyi kurgulanmış yapısıyla dikkat çeken Eternity, kesinlikle ölümün bir son olmadığı mesajı vererek seyirciyi konforlu alanında tutmayı başaran bir film. Genelde filmlerde ölümden sonra sevgiliye özlem ve yapılamayanlar üzerinden yarım kalmışlık konuları işlenirken, bu filmde bir aşk üçgeni yaratmak son derece yaratıcı bir fikir olarak iyi bir izlenim bırakıyor.
Hikaye ilerledikçe senaryodaki tutarsızlıklar dikkat çekse de, filmin tapılası tatlılığı sayesinde seyirci bu defoları görmezden gelecektir. Özellikle senaryodaki ayrıntıcı tutum ve nostaljik tatlar içeren set tasarımı, izleyiciyi farklı bir dünyada tutmanın parlak noktasına parmak basması itibarıyla kayda değer bir iş çıkarıyor.
Elizabeth Olsen’in canlandırdığı Joan karakteri eski ve yeni kocası arasında sıkışırken, hayatın ve ilişkilerin anlamını sorgulamamızı sağlıyor. Gençken kıvılcımlanan, tutkuyla örülü ancak doyuma ulaşamamış ilk aşkınızla mı, yoksa hayatınızı size adayan ve 60 küsür yıl yanınızda olmuş kocanızla mı öteki dünyada buluşmak istersiniz? Bu ikilem, filmin odağında güçlü bir çatışma yaratarak bir romantik komedi için doğru hikaye akışını sağlıyor.
Her komedide olduğu gibi abartılı ama sevimli yardımcı karakterlerin kaosu andıran gevezeliğiyle beraber, film dramatik çelişkilerin geri planda kalmasını sağlıyor. Başarılı romantik komedilerin biraz düşündürmesi ve bazen de kafa yormadan seyirciye ulaşması gerekir. Eternity, bunun altından kalkmayı kolaylıkla başarıyor.

Kendinizi İyi Hissetmeniz İçin Her Tür Koşul Sağlanıyor
Eternity, tuhaflıklardan arındırılmış bir Charlie Kaufman filmi gibi hissettiriyor. Yönetmen ve ortak yazar David Freyne, düz renkler ve özenle çerçevelenmiş kadrajlar kullanarak seyircinin hayal gücüne hitap eden alanlar yaratıyor. Senaryo ise kendi cennetinizi seçebileceğiniz bir ahiret konseptiyle ilerliyor.
Film o kadar naif bir öteki dünya tasviri sunuyor ki, cehennem konusunu açmaktan çekinerek en kötü ihtimalde hiçliğin içinde kalabileceğiniz bir mekanın varlığına dikkat çekiyor. Anlayacağınız yönetmen Freyne, “Aman ağzımızın tadı bozulmasın.” minvalinde bir film yapmayı tercih ediyor. “Ölüm, en fazla yanlış tercih yaptığınız bir cennettir.” diyor.
Miles Teller’ın karakteri Larry negatif bir rol gibi görünse de, hayatımızın bir köşesinde karşımıza çıkabilecek, zamanla huysuz bir ihtiyara dönüşebilecek gerçek bir karakteri temsil ediyor. Callum Turner’in canlandırdığı Luke ise fanteziden ibaret bir karakter olarak filmdeki hikayeye katkıda bulunuyor. Bu karakterin fantezi olmasının genel nedenleri, ufak bağımlılıklarına rağmen fiziksel yönden mükemmel olması. İşte bu noktada toplumun çoğunlukla kadınlara dayattığı o kalıp, bu sefer erkeklerin üzerinde kullanılıyor: Evlenilecek erkek mi, yoksa eğlenilecek erkek mi?

Yaratıcılık ve Klişeler Arasında İnce Bir Çizgi
Romantik komedilerde senaryo ne kadar yaratıcı olsa da, en sonunda klişelere mahkum olma sorunu baş gösterir. Eternity de bu kapsamda aynı sorunları yaşıyor. Bu kadar karmaşık bir dünyada doğru seçimin belirgin bir şekilde yapılma zorunluluğu ve kuralların her ne kadar esnetilebilir olmasına rağmen otoriter bir düzlemde vuku bulması, romantik komedi sınırları içinde de olsa inandırıcılık problemlerine neden olabiliyor.
Sonuç olarak, film boyunca hikâyenin nereye gitmesi gerektiğini içten içe biliyoruz. Bu durum, çoğu romantik komedide de böyledir. Bir yere varmayan uydurulmuş karmaşıklıklar komedisi, içi boş ve tekrarlayıcı hale gelmeye başlar. Ancak görmezden gelmememiz gereken konu ise romantik komedi seyircisidir. Zaten mevzubahis kitle, bu klişeleri izlemek için filmin başında yerini alır. Bu yüzden de seyirciyi memnun etmek önceliklidir.
Eternity neredeyse iki saat olduğundan, seyircisine daha fazla yaratıcılık vadedecek hissi oluşturuyor. Ancak bu enerjiyi tüm film boyunca zirvede tutamıyor. Buna rağmen filmin, bu fantezinin içinde yaşamak isteyen tonla seyirciye hitap ettiğinden dolayı, romantik komediye aç insanlar için velinimet niteliği taşıdığını söyleyebiliriz.
Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar