Korku sinemasında iyi bir fikir, başarıya giden yolu yarılamanızı sağlıyor. Tabii ki orijinal bir konsept, her türden filmde önemli bir etken. Ama genelde dram, aksiyon ya da bilim kurgu gibi gişe beklentisi daha yüksek türlere sağlanan bütçeleri bulamayan korku filmlerinde, izleyiciyi konseptle etkileyebilmek çok daha büyük bir öneme sahip. Good Boy da tam olarak böyle bir fikir etrafında şekilleniyor. “Bir köpeğin bakış açısından anlatılan lanetli ev filmi” o kadar iyi bir fikir ki, bunca zaman böyle bir filmin neden çekilmediğini sorguluyorsunuz. Eh, cevabınız da filmin yapım sürecinde yatıyor aslında.
Alışılmadık Bir Başrol
Good Boy’un başrolü Indy adında dünya tatlısı bir köpek. Nova Scotia Duck Tolling Retriever cinsi bu uslu çocuğun öyle ifade dolu bir yüzü var ki, filmin dramatik yükünü tek başına sırtlanabiliyor. Bunu başarabilmesi de önemli, çünkü filmdeki neredeyse tek karakter kendisi. Film boyunca “gördüğümüz” karakterlerin sayısı bir elin parmaklarını aşmıyor. O karakterler de, filmin benimsediği bakış açısı yaklaşımı nedeniyle çoğunlukla Tom ve Jerry’deki hanımefendi gibi görünüyor yalnızca. Filmin çoğunun da tek mekanda geçtiği düşünülürse “Ne zorluğu var ki böyle bir filmi yapmanın?” diyebilirsiniz, o yüzden biraz detaylara göz atalım.
Good Boy, 750 bin dolar gibi fazlasıyla mütevazı bir bütçeyle çekiliyor. Bu bütçenin pek çok büyük aktörün tek filmden kazandıkları paranın bile yanında komik kaldığı düşünüldüğünde, filmin 400 günlük çekim süreci iyice korkunç görünüyor. Uzun metraj filmlerin genelde 30-90 gün arasında çekildiğini belirtirsek, bir yılı aşkın bu sürecin ne kadar korkunç olduğu netleşecektir. Burada projeyi uygulanabilir kılan tek etmen, başrol Indy’nin yönetmen Ben Leonberg’in kendi köpeği olması. Ekip bu süre boyunca çekebildikleri her an bir şeyler çekmişler, bu da filmin basitliğine rağmen savruk olay örgüsünü bir yere kadar açıklıyor.
Fikrin Orijinalliği Kaybolmuş
Good Boy, basit bir film. Fikri duyduğunuzda aklınızda ne canlanıyorsa, üç aşağı beş yukarı onu izliyorsunuz. Birkaç jumpscare, ve bazı ilginç sahneler dışında, fazlasıyla durağan bir film var karşınızda. Indy’nin bakışlarındaki masumiyet filmi izlenebilir kılıyor ama fikrin çok daha iyi kullanılabileceğini düşünmekten de alamıyorsunuz kendinizi. Köpeğin bakış açısına hapsolmak, anlatı olanaklarını kısıtlamış, yaratıcı ekip de bu kısıtlamaların etrafından nasıl dolanacaklarını çözememiş gibi sanki. Basit bir lanetli ev filmi izlemekle sorununuz yoksa, keyif alabilirsiniz. Ama fikirdeki orijinalliğin filmin çoğunda bulunmadığını belirtmek gerek.
Kısıtlı algılama ve dolayısıyla anlatma kapasitesi, hikayeyi basitleştirmiş, tamam. Ama en azından işlerin çığırından çıktığı, kanın gövdeyi götürdüğü çarpıcı bir üçüncü perdeyle çok daha iyi bir film olabilirmiş Good Boy. Bu eleştiriyi getirirken, filme sağlanan bütçeyle böyle bir etkinin imkansız olduğunun altını çizmeliyiz, ama izleyici olarak filmin yapmadıklarının bahanesini bulmak da bizim işimiz değil. İzlerken sizi belki de en çok rahatsız edecek şey, doruk noktası eksikliği. Yönetmen de bunun farkında olacak ki, fazla uzatmadan, duygusal etkiye odaklanmaya çalışarak sonlandırıyor filmi. Ha, sahibinin köpeği kesinlikle hak etmediğine inandığınız bir noktada, başına gelenlere ne kadar üzülebilirsiniz, orası size kalmış.
Dürüst olmak gerekirse, yine konsepti üzerinden yürütülen başarılı pazarlama kampanyası olmasa haberimiz bile olmayacak bir film Good Boy. Ekip, bu rekabetçi sektörde ellerindeki tüm imkanları kullanarak yapılabilecek en iyi işi yapmaya çalışmış ama hedeflediklerine erişemedikleri yerler de olmuş. Yine de, izlediğinize pişman olacağınız bir film değil. Sadece Indy için bile bir buçuk saatinizi ayırabilirsiniz.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar