Cannes’dan Altın Palmiye ödülü ile dönen It Was Just an Accident, birçok açıdan önemli bir film. Jafar Panahi’nin kurmaca odaklı ve daha geleneksel hikaye anlatımına dönüşünü müjdelemesinin yanı sıra, yönetmenin kariyeri boyu baskıcı İran hükümeti ile sürdürdüğü mücadelesinin en saf formlarından biri. Her filminde geleceği adına umutla bakmaya çalıştığı ülkesi tarafından “hükümet karşıtı propaganda” suçlamasıyla yıllarca sayısız cezaya çarptırılan Panahi, bu kısıtlamaların üstesinden gelip bir şekilde film yapmaya devam etti.
Son dönem işleri, onu kameranın karşısına koyan ve kurmaca belgesel gibi işleyen, anlatının ne olduğunu ve sanatın dünyadaki yerini sorgulayan birer yapıya sahipti. 2023 yılında yaklaşık yedi aylık bir tutukluluğun ardından hapisten çıkınca, bir sinemacı olarak daha cesur ve sözünü esirgemeyen bir sinema yapmanın aciliyetini fark etmiş olacak ki, son filmi It Was Just an Accident onun tüm öfkesini ve umudunu aynı anda ekrana taşıyor.

Masum Kazalar
Film, bir ailenin yola atladığı iddia edilen bir köpeği arabayla ezmesiyle başlıyor. Bu “masum” cinayeti -cesedi kontrol edip elini mendile sildikten hemen sonra- atlatan ailenin babası Eghbal, kısa bir süre sonra arabaları yolda kalınca eşi ve kızıyla bir tamirhaneye sığınıyor. Ancak Panahi, burada ilginç bir hamle yaparak bizi yolda kalan ailenin perspektifinden çıkarıp tamirhanede çalışan Vahid’e odaklıyor. Bir süre sıradan iş rutinini seyrettiğimiz, ancak tamirhaneye gelen aileyi fark edince ne yapacağını bilemediğini gördüğümüz Vahid’in sakladığı bir şeyler var.
Uzun bir takip sekansı ve birkaç başarısız cinayet girişimi sonucunda ailenin babası Eghbal’ı kaçırıp kamyonunun arkasına atan karakter, yıllardır beklediği bir hesaplaşmayı yaşayabileceğini anlıyor. Adamı teşhis etmek için görüşülen sayısız kişiden sonra öğreniyoruz ki, Eghbal eski siyasi tutuklular olan Vahid’in ve yakını olduğu birkaç kişinin işkencecisi olabilir. Ancak karakterlerin bunu tam anlamıyla doğrulamak için yorgun hafızalarından başka bir dayanakları yok. “Topal” ve “Aksak” gibi lakapları olan faili, kimisi bacağındaki yara izinden kimisi ise protez bacağının çıkardığı sesten hatırlıyor. It Was Just an Accident, yılların birikmişliğiyle geri dönüşü zor olan bir yola girişen karakterleri ve aralarındaki sonsuz kararsızlık anlarını konu alıyor.
Panahi, filmi birlikte yattığı diğer tutuklular için yaptığını söylüyor. Aylarca dostu, sırdaşı ve en büyük destekçileri olan bu insanlara bir vefa borcu olduğunu ifade ediyor. Ancak It Was Just an Accident, eski siyasi tutuklular olan ve Panahi’ye yapılan suçlamalarla benzer nedenlerle hapis yatmış karakterlerini romantik bir yaklaşımla resmetmeye çalışmıyor. Panahi, eline böyle bir fırsat geçen insanların yaşayabilecekleri her türden kafa karışıklığını, öfke nöbetini, kontrolsüz nefreti biliyor. Zira film ekibi, senaryo hazırlıkları sırasında diyalogları ve karakterleri gerçek tutukluların ifadelerinden yararlanarak oluşturmuş. Bu son derece doğal ve insani senaryo yazarlığını filmin her anında hissediyorsunuz.
Yönetmen bu çıkış fikrini absürt ve acı-tatlı bir yol hikayesine dönüştürse de, kodları az çok belli olan bu alt türün içinde beklenmedik ancak bir o kadar da öngörülebilir kırılma anları yaşanıyor. Yakın zamanda yine İran sinemasından büyük izler taşıyan yerli yapım Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’nde gördüğümüz gibi, It Was Just an Accident da koşulsuz empatiye ve daima insan kalmaya dair bir anti-intikam filmi. Karakterler, bir türlü yaşayamadıkları hesaplaşmaya ulaşana dek karşılaştıkları olaylar üzerinden asıl amaçlarını yitiriyor, kendi içlerinde bir çözülme geçiriyorlar.

Aşılamayan Meseleler
Panahi, bu kaotik çaresizliği son derece dolaysız bir gerilim duygusuyla donatıyor. Her an zıvanadan çıkıp hayatlarının hatasını yapabilecek olan karakterler, seyircinin sürekli diken üstünde kalmasını sağlıyor. Burada özellikle her ne kadar sinematik ve görsel bir anlatı kurmasa da, Panahi’nin yazarlığını es geçmemek gerek. Sade bir sinema duygusuyla kamerayı hep en efektif şekillerde kontrol eden yönetmen, sizin de o minibüsün bir yolcusu olmanıza alan açıyor.
It Was Just an Accident’ın klasik eleştiri yöntemleri ile rahatlıkla üst sınıfa yerleştirilebilecek “mesele sinemacılığı” metotlarının arkasında bazı eksikler de yok değil. Panahi, filmin konu edindiği kaçırılma olayını bir mikrokozmos olarak alıp daha can alıcı fikirlerle genişletmek yerine çıkış noktasını muhafaza etmeyi tercih ediyor. Film, “faile benzemek ya da benzememek” veya “intikamın tam olarak ne olduğu” gibi alışılmış soruların etrafında geziniyor ve karşımıza o kadar da gri olmayan karakter aksları çıkarıyor.
Failin teşhisini uzun bir süre geciktiren Panahi, politik olarak riskli sularda gezinip yeni sorular sormaktansa en bilindik olanları deşmeye devam ediyor. Filmin uluslararası festivallerde sıkça öne çıkarılması bir tesadüf değilken, bu kadar yankı uyandırmasının Batılı seyirciye vicdani rahatlama imkanı sunmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Panahi’nin filmi fırsatçı bir sinemacılık anlayışıyla tasarladığını öne sürmemekle birlikte, It Was Just an Accident’ın beklenmedik başarısını temsili bir cesaret örneği göstermesine borçlu olduğunun sıklıkla akla geldiğini söylemeliyim.

Dolaysız Bir Tartışma Alanı
Her şeye rağmen, Panahi’nin “faille veya sistemle yüzleşmek hakkında” ünlü örneklerden Incendies’inki gibi şok etkisi üzerine tasarlanmış bir senaryoyla veya -geçtiğimiz sene yine benzer sebeplerle el üstünde tutulan- The Seed of the Sacred Fig’inki gibi münazara kılığındaki didaktik bir anlatıyla aynı yolu izlememesi mutluluk verici. Bu nedenle, It Was Just an Accident’ın tüm tansiyonu ve reji başarısı ile parlattığı etkileyici sahnelerde dahi manipülatif bir anlatıcılığa giriştiğini düşünmüyorum. Zira Panahi, İran’da böyle bir film yapmanın zorluğunu seyirciye nutuk çeker gibi kanıtlamak yerine saf ve acelesiz bir gerilime imza atarak bu sorunlu yaklaşımlardan sıyrılıyor.
Karşımıza çıkan film özellikle ilk dakikalarında bir hayli güçlü, ancak zaman ilerledikçe katmansızlığı bir o kadar göze batmaya başlıyor. Bu açıdan It Was Just an Accident düşündüren değil, onaylayan bir film. Tüm endişelerimizi, korkularımızı, güvensizliğimizi ve birlikte gelen her şeyi… Bunun bir rahatlama kadar üzüntü yarattığı da bir gerçek. Türkiye’de de benzer bir baskı kültürüyle mücadele ederken –yerli sinemamızın aksine- böyle bir yüzleşme imkanı sunduğu için bile filmi bağrına basanlar olacaktır.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ndeki gösterim sonrasında salona filmin kurgucusu Amir Etminan geldi. Çekim sürecine dair anlattığı her türden zorluk ve tüm bunlara rağmen üretmeye devam etme uğraşları, filmin etkisini salondaki herkes için büyüttü. Ancak seyirci olarak takdirimizi besleyen bu tür detayları anlatarak filme karşı koşulsuz bir teslimiyet ortamı yaratmak istemiyorum. Bence herkes kendi birikimiyle filmi seyrederek özgün bakış açıları geliştirmeli. Filmin meselesini sadece böyle yayabilir ve çeşitlendirebiliriz. Dediğim gibi, It Was Just an Accident önemli bir yapım. Yarattığı bu değeri sahiplenenler kadar önemsemeyenler de çıkacak, ki doğal olan da bu. Sinematik olarak doygun ve güçlü bir yapım izleyememiş olsak da, bu tartışma alanı bile başlı başına değerli bir kazanım.
Tunahan İbiş‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar