Çocuk doktoru olarak çalışırken senaryo eğitimi alarak sinemaya yönelen Alissa Jung, ilk uzun metrajı Paternal Leave ile 44. İstanbul Film Festivali’nin Genç Ustalar seçkisinde yerini aldı. İlk gösterimini Berlin Film Festivali’nin Generation 14plus bölümünde gerçekleştiren Paternal Leave, Cinema Vision 14 Plus ödülünü kazandı. Paternal Leave, babasıyla tanışmak üzere Almanya’dan İtalya’ya tek başına giden 15 yaşındaki Leo’nun hikâyesine odaklanıyor. Aynı zamanda Leo’yu canlandıran Juli Grabenhenrich için heyecan verici bir kariyer vadediyor.
Annesiyle Almanya’da yaşayan Leo (Juli Grabenhenrich), babasının kim olduğunu bilmeden büyüyor. Öğrendiğinde ise onunla tanışma ve yüzleşme ihtiyacı ağır basıyor. Bu dürtüyle yola çıkan 15 yaşındaki karakter, birkaç aktarmanın ardından kendini İtalya’nın Riviera şehrinde buluyor. Merkeze uzak bir kasabada yaşayan babasının karşısına çıktığında her ikisini de zor birkaç gün bekliyor. Hayatına, geçmişteki ilişkisini ve kızını unutarak devam eden Paolo, hiç de Leo’nun umduğu gibi çıkmıyor. Leo, ergenliğin getirdiği asiliği, merakını ve hissettiği hayal kırıklığını beyaz perdeye duru bir oyunculukla yansıtıyor. Babası Paolo (Luca Marinelli) ise Leo’yu tanımakla, bu defa işleri batırmak istemediği kızı Emilia ve eski eşi Valeria arasında kalıyor. Babasının çabası kendi hayatı açısından anlaşılır olsa da ne yazık ki Leo’nun yaşadığı yıkımı engelleyemiyor. Nihayetinde geciken tanışma ve her evladın hayatının bir noktasında ebeveynleriyle yaşaması gereken yüzleşme gerçekleşiyor.
Her Şey Farklı Olabilir Miydi?
Psikoloji, bağlanma stilleri başta olmak üzere pek çok kuramı ebeveynlerle ilişkiler üzerinden açıklar. Ebeveynin yokluğu kişide kaygılı ya da kaçıngan bağlanma dürtüsünü ortaya çıkarabilir. Yani bağımlılık eğilimi ile bağlılıktan kaçınma biçiminde kendini gösterebilir. Kişi bunu fark ederse yaşadığı yokluğun neden olduklarını kavrayabilir. Ancak Leo, böyle bir farkındalık yaşamak için çok genç. Neden terk edildiğine cevaplar bulmak, her şey farklı olsaydı hayatında nelerin değişeceğini öğrenmek istiyor. Babasının karşısına çıktığında defterindeki soruları sormak, ses kaydı alarak duyduğu cevapları değiştirilemez kılmaya çalışıyor. Örneğin, babasına ismini o koysaydı ne koyardı diye soruyor. Bu sorunun cevabı, babası yanında olmasa da onunla ilgili düşündüğüne delil niteliğinde. Paolo kızını tanımayı reddetmiyor ancak çoğunlukla sorularını geçiştiriyor. Ayrıca Leo’nun peşine düştüğü her sevgi kırıntısını Emilia’ya veriyor.
Leo, Paolo’nun karşısına çıkıp sorularını sorduğunda Emilia karavanda bekliyor. Babasının yokluğundan kaygılanan 4-5 yaşlarındaki Emilia’nın telsizden gelen ağlama sesleri, yeni tanışan baba ile kızın konuşmasını bölüyor. Paolo’nun oradan çıkmamasını sıkı sıkıya tembihlediği Leo, bir süre sonra karavanın yakınına gidiyor. Emilia’yı uyutmak için gitar çalıp şarkı söyleyen babasının sesini duyuyor. Böylece ona sunulmayanın Emilia için son derece normal olduğunu görüyor. Bir süre sonra yakınlardaki şezlongda uyuyakaldığı görülen Leo, sanki babasının yanında olup masal okumadığı ya da Emilia’ya yaptığı gibi şarkı söylemediği yaşlarına dönüyor.
Daha sonra Emilia’nın beğendiği ama Paolo’nun almayı reddettiği şişme flamingoyu Leo alıyor. Niyeti onu Emilia’ya vermek mi, flamingoyu alarak onu kıskandırmak mı veya üvey kardeşinin beğendiği nesneye zarar vermek mi; başta bilinmiyor. Aldıktan hemen sonra Emilia’ya vermeyi denese de zamanla vazgeçiyor. Şişme flamingoyu babasını temsil eden bir sembol olarak görmek mümkün. Başta başkasına ait bir şey gibi görüyor. Daha sonra babası nasıl sadece Emilia’nın babası değil, onun da babasıysa; flamingo da sadece üvey kardeşine ait olmayabilir. Yani, şişme flamingo bir nevi babasının temsili haline geliyor. Bu tez, Leo’nun hayal kırıklığı yaşadığı bir anda sıcaktan etkilenerek solmasıyla güçleniyor.
Akran Dayanışması
Ebeveynlerle yaşanan sorunlar karşısında tek başına olduğunu hissetmek kişinin direncini kırabiliyor. Leo’ya yüzleşme sürecinde bir akranı eşlik ediyor: Paolo’nun karavanının olduğu yerin yakınındaki tek marketi ve restoranı işleten kişinin oğlu. Babası, Leo’nun akranını kızlara, pornografik görüntüler içeren dergilere ve cinselliğe ilgi duymadığı için eleştiriyor. Babası oğlunun eşcinsel olmasından korktuğu için ona kendi doğrularını dayatıyor. Leo ise “Neysen osun,” diyerek onu olduğu gibi kabul ediyor. Başta yeni arkadaşından bile kim olduğunu ve neden oraya geldiğini saklıyor. Zira Paolo onu her gördüğü yerde görmezden geliyor ve insanlara kızı olduğunu söylemekten kaçınıyor. Ne zaman Emilia’yla ilgili bir konu olsa sorumluluk sahibi, pimpirikli bir yetişkine dönüşürken Leo’yu hep ikinci plana itiyor. Akranı olan genç, Leo’nun Paolo’nun kızı olduğunu öğrendiğinde yargılamıyor. Bu sayede birlikte geçirdikleri anlarda renkli ve eğlenceli görüntüler ortaya çıkıyor.
Leo, arkadaşının babasından yediği yumrukla moraran gözünü gördüğünde hakkını savunması gerektiğini söylüyor. Ona göre, gerekliyse yumruğa yumrukla karşılık vermek gerekir. Pek çok insana olduğu gibi, Leo’nun da büyük konuştuğu şey başına geliyor. Leo, yeni arkadaşıyla babalarına savaş açıyor. Ne var ki arkadaşı bir babanın yokluğuyla büyümediği için yediği yumruğa rağmen babasına karşı çok daha anlayışlı davranıyor. Leo içinse bu, ihtimal dahilinde bile değil. En azından o konuşma yaşandığında. Zaten genel olarak Leo da Paolo da duygularını açıkça ifade etmeyerek aralarındaki gerilimi büyüten karakterler. Samimi bir iletişim kurabilmeleri için pek çok tartışmayı atlatmaları gerekiyor. Böylece birbirini tanıyor, dışarıdan bakan gözler aracılığıyla benzer yanlarını görüyorlar. Paternal Leave, bir adım ileri iki adım geri benzeri bir ritimle geç tanışan karakterleri birbirine yakınlaştırmayı deniyor.
Gerçekliğin Sertliği Görsel Dünyayla Birleşince
Leo, annesine babasının yanına gittiğini söylemek yerine devamlı yalan söylüyor. Paolo’dan da gerçekleri sakladığı oluyor. Onun için bu süreci tek başına yaşamak önemli gibi duruyor. Çekip gitmeyi, başının çaresine bakmayı kolay görüyor. Bazen da Paolo, onu yalan söylemek zorunda bırakıyor. Böyle olduğunda ebeveynlerinden en az biri fiziksel, duygusal ya da hem fiziksel hem duygusal olarak yanında olmayan çocukların baş etme mekanizmalarına başvuruyor. Leo derinliğiyle kendine inandırıyor. Böyle derin bir karakterin, çocuklarla çalışan Alissa Jung tarafından yazılması boşuna değil.
Diğer yandan Paternal Leave, Paolo’nun geçmişte partnerinin hamile olduğunu bildiği halde çekip gitmesini “Çok gençtim,” cümlesiyle açıklıyor. Paolo, haklı gerekçeleri olan birinden ziyade sorumluluk almaya yeni yeni başlamış biri gibi duruyor. Bilinçli olarak yüzeysel nedenleri olan bir karakter yaratılmak istenmiş olabilir. Juli Grabenhenrich’ın etkileyici oyunculuğuna rağmen, istenen etkinin tam anlamıyla yaratılamamasının nedeni bu bana kalırsa. Leo’ya gösterilen özenin diğer karakterlere de gösterilmesi, Paternal Leave’i daha iyi bir film yapardı. Zira İtalya’nın kuzeyinde, deniz kenarındaki bir kasabada, kış günlerinde geçen bu hikâye güçlü bir görsellik ve atmosfer sunuyor. Aynı zamanda Alissa Jung‘un bundan sonra çekeceği filmlerine dair merak uyandırıyor.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar