Pelin Esmer’in altı yıl aradan sonra yazdığı ve yönettiği yeni filmi O da Bir Şey mi?, izleyiciyle buluştu. O da Bir Şey mi?, dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise 44. İstanbul Film Festivali’nde yaptı. Altın Lale Yarışması’nın seçkisinde yer alan O da Bir Şey mi?, 22 Nisan akşamı gerçekleştirilen törende En İyi Senaryo ödülünü kazandı. Film yazarların sıklıkla karşılaştığı “Anlatsam roman olur,” cümlesine referans veriyor. Aynı zamanda Pelin Esmer’in yolları kesişmesi zor olan karakterleri bir araya getirmekteki marifetini bir defa daha kanıtlıyor.
Aliye (Merve Asya Özgür), Söke’de doğup büyüdüğü için yaşadığı yerden dışarı çıkamamanın sıkışmışlığını hissediyor. Avukat olmayı hayal ederken liseye devam etmesi bile güçleşen Aliye, bir otelin mutfağında, zaman zaman da oda servisinde çalışıyor. Aliye’nin çalıştığı Efes Oteli, yapılan film festivali dolayısıyla yazarlara, yönetmenlere, şarkıcılara kapılarını açıyor. Söke’ye filminin gösterimi için gelen Levent (Timuçin Esen), Aliye’nin hayranlığını kazanıyor. İstanbul’a döndükten sonra, bir gece telefonuna düşen sesli mesajlar, Levent’in Aliye’den haberdar olmasını sağlıyor. Uzunca bir süre Aliye’nin bizzat anlattığı hikâyesi, Levent’in gündelik gerçekliğiyle birleşiyor. Aliye’nin farkında olmadan Levent’in gerçekliğini etkilediği süreç, yüz yüze gelecekleri ana kadar gizemini koruyor. Dinlediğimiz hikâye sıradan olmasına rağmen devamını öğrenme iştahı uyandırıyor. Maharet, anlatılan hayatın ilginçliğinde değil çünkü, anlatanın anlatma becerisinde.

Güvenilmez Anlatıcıya Güvenmek
Bir dış sesin anlatıya yön verdiği filmler ile edebiyatta “ben anlatıcı”nın aktardığı olaylar, izleyenin ya da okuyanın güvenini daha çabuk kazanıyor. O da Bir Şey mi?’de de izleyici Aliye’nin anlattıklarına güvenmek istiyor. Ancak edebiyatın doğrusal anlatısının aksine sinema, kurgunun imkânlarından yararlanarak anlatıcı ile izleyicinin arasına giriyor. Zira filmin daha başlarında, Aliye kendisini olmak istediği kişi gibi anlatıyor. Hemen ardından onun hakkında öğrendiklerimiz, bahsettikleriyle çelişiyor ya da öyle sanıyoruz. Burada, seyirci açısından anlatıcının olanları ne zaman anlattığını bilmemekten doğan bir boşluk oluşuyor. İzleyicide ise güvenme isteğine eşlik eden temkin ortaya çıkıyor. Levent’in anlatmak yerine yaşadığı hayat, madalyonun öbür yüzüne yerleşiyor. Böylece başta sorduğumuz sorular ağırlığını kaybediyor. Aliye’nin anlatısına kulak vermekle, Levent’in hayatını keşfetmek eş güdümlü hale geliyor.
Hepimiz gibi karakterlerin de hayatlarına ilişkin çeşitli inançları var. Levent, tanıştıklarında filmlerine hayran olan eşi Ece’den (Nilay Erdönmez) ayrılmanın eşiğinde. Orta yaşlarında, hayatıyla ne yapacağını bilemeyen biri izlenimi uyandırıyor. Annesiyle görüşüyor, yaptığı işlere dair görüşlerini önemsiyor. Yine de çocukken onu bırakıp gittiği gerçeğini tam anlamıyla affedemiyor. Üstelik önceki Söke Film Festivali’nde verdiği kısa film sözü, festival yaklaştıkça aklını kurcalıyor. Bir anda hayatına dalıveren Aliye’nin filminde rol almak isteyen hayranlarından biri olduğunu düşünüyor. Sesli mesajları, filmleri izlenen ve takdir edilen bir yönetmen olmanın getirdiği örtük bir egoyla yorumluyor yani. Aliye’nin anlattıkları ilgisini çekse de mesafeli tutumunu koruyor. Kısa filmi için aradığı kadın oyuncunun Aliye olabileceği aklına sonradan geliyor. Aliye ise yalnızca anlatmak istiyor. Anlatıyla oynayarak hayatını farklı biçimlere sokuyor. Bazen yalan söyleyip olanı değil, olmasını istediğini aktarıyor. Bununla beraber, çok geçmeden izleyici, O da Bir Şey mi?’nin nihai anlatıcısının Aliye olmadığını seziyor.

Özgün Olmak Ne Mümkün
O da Bir Şey mi? sanatın doğasını anlamamıza yardımcı olacak ipuçları sunuyor. Dünya üzerinde anlatılmamış hikâye olmadığını kabul etmiş bir senaristin elinden çıktığı ortada. Çünkü özgün olma derdine düşüp anlatılmayan bir konu aramıyor. Anlattığı meseleleri, karakterlerine alan açarak ortaya koyuyor. Örneğin, Aliye’nin ses kayıtlarındaki bazı cümleleri, daha sonra Levent’in çektiği kısa filmde karşımıza çıkıyor. Levent, Aliye’nin babasıyla ilgili söylediği sözleri, kısa filminde annesi tarafından terk edilen çocuğun duygularını anlatmak için kullanıyor. Böylece söylenen söz, bir başka sanat formunda yeniden anlam kazanıyor. Levent çocukluk yıllarında annesinin yokluğuyla sınanırken Aliye ise kimliğini, babasının hayatındaki belirleyici konumu üzerinden inşa ediyor. Kimlik inşası, Aliye’nin anlatısında; annenin yokluğu ise Levent’in kısa filminde ortaya çıkıyor. Aliye Levent’in hayatına dokunduğunda ortaya çıkanlar, filmin çehresini anlatı içinde anlatı, film içinde film noktasına getiriyor.
Pelin Esmer, yeni olmayan bu yöntemi, özgün olma kaygısına kapılmadan kullanıyor. Pek çok insan kendi hikâyesini biricik kabul ederken yazar ve yönetmenler benzer hayatları defalarca kez dinliyor. Oysa sıradan ve gündelik olanın içinde saklanan nüanslar, anlatıyı güçlendiriyor. Başta bir yönetmenin ona anlatılan hikâyelerle alay edişini mi izleyeceğiz diye düşündüğüm O da Bir Şey mi?, hiçbir anında karşıdaki hayatı ya da anlatılanları küçük görme hatasına düşmüyor. Tam aksine Aliye’nin merakla, şefkatle ve anlayışla yaklaşılan hikâyesi, bir nevi özgürlüğe giden yolu oluşturuyor. Aliye anlattıkça geçmişini kabulleniyor, geleceğe bakma cesareti buluyor.

Otel Efes ya da Kırık Kalplerin Sığınağı
Diğer Pelin Esmer filmlerinde olduğu gibi, O da Bir Şey mi?’de de akılda kalıcı güçlü yan karakterler var. İlk akla gelenler Efes Oteli’nin daimî müşteri veya ziyaretçileri: Zamanında Söke’nin meşhur şarkıcılarından olan Gülistan (Nur Sürer), ona gözaltında işkence eden kişiye kinini diri tutan Deniz (Sermet Yeşil) ve Kemal (Fehmi Karaarslan). Gülistan, ev sahibi öldükten sonra oğlu onu evden çıkardığı için Efes Oteli’nin bir odasına yerleşiyor. 312 numaralı odayı minyatür bir eve çeviren Gülistan, evde bunalıp kendini sokaklara atan Aliye’ye kapısını açıyor. Bir anlamda herkesin birbirini tanıyıp hikâyesini bildiği taşra ilçesi, gücünü gizli dayanışmalardan alıyor. Dışarıdan gelenin merak uyandırdığı bu ortamda otelde yaşayan bir diğer bir karakter de Avukat Aynur (Şebnem Hassanisoughi). Aslında hikâyesi ilginç olabilecekken üzerinde pek durulmuyor. Filmin sonundaki muazzam performansı hariç.
Aliye’nin hikâyesinde önemli bir yeri olan Avukat Ahmet (Mehmet Kurtuluş) ise hem oralı hem de oradan sürgün. Geri döndüğünde topallayan ayağı, gizemli duruşu ve diğer karakterler gibi Efes Oteli’ndeki Aspasia Bar’ın müdavimi oluşuyla merak yaratıyor. Miletli Aspasia’nın hikâyesi de doğrudan değilse bile, hikâyede kendine yer buluyor. Socrates ile Perikles’in âşık olduğu Aspasia, Antik Yunan’da siyasete yön veren filozoflar arasında yer alıyor. Ona sorulan “Aşk, tanrı mıdır, insan mı?” sorusuna verdiği “Aşk ne tanrıdır ne insan. Hem tanrıdır hem insan,” cevabı taşrada sıkışmış insanın haline ayna tutuyor. Söke’de yaşayan insanlar aşkı ve yaşamlarını hem ilahi bir kader gibi hem de insani bir kabulle yaşıyorlar. Bazı yol ayrımlarına gelmeden kaderlerini nasıl değiştirebileceklerini fark etmeleri mümkün değil. Her zaman yeniden başlanabileceğini hatırlatan ise Avukat Ahmet oluyor. Uğradığı iftira, hayatını temelinden değiştirse de yeniden başlayarak yaşamın insani yanını sahipleniyor.

Öncekilerden Farklı
Aliye, babasının ona biçtiği rolü üzerinden sıyırmaya karar vererek kaderinin iplerini eline alıyor. Ancak bu, yaşadığı zor deneyimlerden ve aşka inancını kaybettikten sonra oluyor. Levent ise yakın arkadaşı Barış’ın (Deniz Karaoğlu) kısa filmi sayesinde annesini anlamaya başlıyor. Levent’in annesi Nigar’ı canlandıran İpek Bilgin, O da Bir Şey mi?’nin dramatik sayılabilecek anlarını pervasızca hafifletiyor. Elbette içini boşaltmadan. Nigar’ın anlatıya kattığı komiklik, filmin kendisini fazla ciddiye almasının önüne geçiyor. Oyuncu seçimlerindeki özen böyle anlarda belli oluyor. Ayrıca ilk defa Aliye rolüyle kamera karşısına geçen Merve Asya Özgür, gelecekte oynayacağı rollere dair heyecan uyandırıyor.
Pelin Esmer, İşe Yarar Bir Şey’de olduğu gibi, O da Bir Şey mi?’de de sanat eserlerine referans veriyor. Bu defa resme yönelen bakış, yansımasını doğrudan Levent’in kısa filminde buluyor. Türkiye, Bulgaristan ve Romanya ortak yapımı olan O da Bir Şey mi?’nin yapımcıları arasında Ay Yapım da bulunuyor. Pek çok popüler televizyon, sinema ve dijital platform işinde imzası olan şirket, ne yazık ki beklentimin düşmesine neden oluyor. Bu bir önyargı olabilir. Yine de O da Bir Şey mi?, bende rakipsiz bir yeri olan İşe Yarar Bir Şey’in karşısında zayıf kalıyor. Diğer yandan, bu filmde çok sevdiğim Sieranevada‘nın görüntü yönetmeni Barbu Balasoiu‘nun ismini gördüğüme çok memnunum. Neticede, İşe Yarar Bir Şey’den sonra beklediğimi bulamasam da ikinci defa izlediğimde çok daha fazla seveceğime şimdiden eminim. Ve dilerim ki bir sonraki Pelin Esmer filmi için altı yıl daha beklememiz gerekmez.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar