20
YAZARIN PUANI

Bu sene Venedik Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü ile dönen The Voice of Hind Rajab, İsrail ordusunun düzenlediği bir saldırıda yaşamını kaybeden Filistinli çocuk Hind Rajab‘ın kurtarılma mücadelesini anlatıyor. Kızılay ile iletişime geçen Rajab‘ın işgal alanından sağ salim çıkarılması için uğraşan operatörlerin kaygılı bekleyişi, yönetmen Kaouther Ben Hania‘nın asıl odağı. Rajab‘ın gerçek ses kayıtlarından yararlanan filmde gerçeği yansıtma çabası bulunsa da, yönetmenin dramatize ettiği ofis alanını kullanma şekli etik açıdan birçok soru işareti doğuruyor. Zira bu, haklı bir amaç uğruna son derece sorunlu yöntemlere başvuran bir politik sinemacılık örneği.

20
YAZARIN PUANI

The Voice of Hind Rajab Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Filmekimi Kaouther Ben Hania Saja Kilani Motaz Malhees Clara Khoury

Soykırımı Estetize Etmek

The Voice of Hind Rajab‘ın esasen oldukça sade bir yapısı var. Tüm film boyunca, çağrıyı aldıktan sonra Rajab‘ı sakin tutmaya çalışan ve bu esnada sağlık ekiplerinin yola çıkmasını organize eden yetkilileri izliyoruz. Senaryonun geniş bir kısmını oluşturan bu dramatik bekleyiş hali, Ben Hania‘nın dokunuşlarını görebileceğimiz asıl alan. Öncelikle odadaki filden bahsetmemiz gerek. İsrail şüphesiz soykırımcı bir devlet ve işlediği suçlara karşı gösterilen her türden sanatsal direniş dikkate değer. Ancak yönetmenin dramatizasyonu sağlarken kullandığı araçlar ve gerçeğe yaklaşma şekli ciddi manada şüphe oluşturuyor.

Öncelikle bu bir belgesel değil. Ben Hania, -nedenini anlamamakla beraber- halihazırda elinde olan ses kayıtlarını profesyonel oyuncularla canlandırmak istemiş. Bunu filmin açılışında yazan yazılarda peşinen öğreniyoruz. Ancak yapım şirketlerinin introlarını bile göstermeden direkt konuya giren ve bizi ses frekansları ile baş başa bırakan yönetmenin gerçeğe yaklaşımı oldukça çelişkili. Ben Hania, dinlediğimiz kayıtların bir şey ifade etmeyen dosya isimlerini ve uzantılarını dahi göstererek gerçeği belgelediğini kanıtlamaya çalışıyor. Ancak izlediğimiz hikaye, bizi savaşın harabesinden ötede steril bir ofiste tutarken kendine güvenli bir alan yaratıyor. Bu, muhtemelen bir İsrail yetkilisinin isteyeceği ölçüde soykırımın politik niyetlerinden arındırılmış, hatta antagonizmayı Kızılay ekibinin içinde arayan bir senaryo.

Filmin seyirciyi bilinçlendirmeyi vadettiği asıl alan, karakterlerin yüzlerinin ses dosyalarının veya dijital haritaların üstüne bindiği “heyecanlı” bir bekleyişten başka bir şey değil. Buradaki en sorunlu mesele, politik bir cinayeti ekip içindeki kırılmalarla ve -dramatik açıdan berbat tasarlanmış- kavga sahneleriyle sürükleyici hale getirmeyi planlayan anlatım tercihi. Elinde her türden arşiv olmasına rağmen, yönetmenin bu hikayeyi kurgusal bir bakışla anlatması ve içine girebilelim diye titrek kamera kullanımları ve yakın çekim tercihlerine yönelmesinin elbette bir nedeni var. Daha önce The Man Who Sold His Skin‘de göçmen sorununa Avrupai bir cehalet ile bakan Ben Hania, bu meseleye de bir o kadar söylem üretmekten uzak bir sinemacılık ile yaklaşıyor. Öyle ki, sığındığı tek şey seyircisinden zorla talep ettiği gözyaşları ve yarandığı festival jürilerinin uzun alkışları.

The Voice of Hind Rajab Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Filmekimi Kaouther Ben Hania Saja Kilani Motaz Malhees Clara Khoury

Tanıklığın Reddi

The Voice of Hind Rajab‘ın son sahnesinde inanılmaz sinir bozucu bir yönetmenlik numarası var. O ana dek kurmaca bir anlatımla seyrettiğimiz ekibin, gönderdikleri ambulansın saldırıya uğramasıyla başarısız olduklarını fark ettikleri bir çaresizlik anı görüyoruz. Ancak birden onları kayda alan bir telefon kadraja giriyor. Telefonun ekranında ise tam olarak gördüğümüz şekillerde pozlanmış gerçek görüntü kayıtlarındaki ekipler var. Bu fikir, Ben Hania‘nın “gerçek” bir anlatı sunduğunu kanıtlama çabasının bir örneği. Ancak kaydı seyrettikçe görüyorsunuz ki, burada yönetmen için önemli olan mesele kendi kendini düşman bellemiş ve her açıdan yalnız bırakılmış bir ulusun çaresizliği değil. Yönetmen için asıl maharetini gösterdiği alan, kayıtlar ile birebir şekilde yerleştirilmiş nesnelerin ve oyuncu pozlarının sahiciliği.

Halihazırda bu kayıtları anlatmaya ve göstermeye değer bulan bir sinemacı, üzerlerine ekstra bir kurgusal katman eklemek yerine sahici bir belgesel anlatısı kurabilirdi. Fakat Ben Hania için altın değerinde olan ve uyarlarken her anını dramatik açıdan ezberlediği bu kayıtlar, belli ki onun için yeterli değil. Böyle bakınca, uzun bir ıstırap ile yaşamını yitirmemiş bir savaş mağdurunun hikayesi, yönetmen için anlatılmaya değer olmayabilir. En sonda ateşlendiğini söylediği üç yüz elli mermiden sadece biri isabet etmiş olsa bile, bu yine aynı oranda anlatmaya değer bir öykü olurdu. Ancak onun için bir şeylerin trajik açıdan daha nicel, kurgusal anlamda ise daha nitelikli olmasının bir önemi var. Zira benim için Ben Hania, bir sinemacı olarak tüm bu arşiv dosyalarını sömürmek ve onlar üzerinden kendine kariyer yolu açmak dışında hiçbir çaba göstermiyor.

Neredeyse her anını büyük bir tiksinti ve öfke ile seyrettiğim The Voice of Hind Rajab‘ı savunurken kullanılacak argümanları öngörebiliyorum: “Olaylar gerçekten bu şekilde yaşandıysa yönetmenin ne suçu var?”, “Siyasi nedenlerle vefat etmiş bir çocuğun hikayesini anlatmanın nesi yanlış?”, “Bu film bir kişiyi bile bilinçlendirse yeterli değil mi?”… Güncel sinemada, özellikle ülkemizdeki kültürel üretimlerde doğru bir politik sinemacılık örneği pek görmüyoruz; nitekim bu kesinlikle seyircinin suçu değil. Ancak henüz gösterilmelerinin üzerinden pek az zaman geçmişken, No Other Land ve Put Your Soul on Your Hand and Walk gibi Filistin’in özgürlük arayışına en doğru yöntemlerle destek veren filmleri unutmamamız gerek.

Askeri idman sahası yapılacağı yalanıyla köyü talan edilen Basel Adra‘nın ve ailesinin hikayesi ile bir gece düzenlenen hava saldırısı sonucu hayata gözlerini yuman Fatima Hassouna‘nın yaşarken daima umutlu kalma çabası, belgesel sinemanın vadettiği o tanıklığın en güzide örneklerinden. Her biri, yeri geldiğinde en zarif ve öfkeli yöntemlerle İsrail’in politikalarını protesto ederken, aynı zamanda bu yaşananların belgesini tutup seyirciyi de tarihin gerçek yüzünü öğrenmeye davet ediyordu. Ben Hania ise ne arşivciliği saf bir direniş yöntemi olarak görüyor ne de bir Filistinliyi ölümünden ziyade yaşamı ile anmaya çalışıyor. Son derece matematiksel senaryo hamleleri ile yaşanan trajediyi daha erişilebilir bir forma sokan yönetmen, fırsatçı bir sinemacılık ile gerçeği manipüle etmekten ve bağlamından koparmaktan başka bir şey yapmıyor.

Günün sonunda The Voice of Hind Rajab, her açıdan sorunlu ve art niyetli bir film. Size aksini düşünmemeniz ve filme mesafe aldığınız her anda suçlu hissetmeniz için inanılmaz bir tahakküm kursa da, nihayetinde sonuç bu. Filmin sunduğu vicdani arınma elbette yerine ulaşacaktır, salonda henüz ilk dakikalardan itibaren yükselen hıçkırık sesleri bunun bir kanıtı. Filmin yapım ekibine dahil olan ünlü isimlerin de tesellisi bu olmalı. Gazze soykırımı, su götürmez bir şekilde anlatmakta acele edilmesi gereken bir konu ve sektör içinde çoktan cadı avına çıkılmışken bu yıldızların da görünür bir safta yer alması gerekiyordu.

Aralarında The Zone of Interest ile faşizmi ve yarattığı konfor alanını olabilecek en mesafeli ve güncel konumdan anlatan Jonathan Glazer‘ın yer almasına oldukça şaşırmış olsam da, açıkçası bu film özelinde asıl sorunu onların yarattığını düşünmüyorum. Şimdilerde ödül sezonuna gümbür gümbür hazırlanan ve festivallerde üst üste kapalı gişe oynayan The Voice of Hind Rajab, toplumsal algı perspektifinde tüm ekibinin tarihin doğru tarafında yer aldığını gösterdi bile. Ben Hania‘nın bol yemek davetli, şampanya hediyeli ve tabii ki alkışlı günleri şimdiden kutlu olsun. Seyircisinin gözyaşları kadar önemsiz, alacağı ödüller kadar ağır bir sezon geçirmesi dileğiyle.


Tunahan İbiş’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Put Your Soul on Your Hand and Walk: Kırık Görüntülerle Yaşamak

Once Upon a Time in Gaza: Bir Masalın Enkazı

TUNAHAN İBİŞ
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği öğrencisi. Tam zamanlı izleyici, yarı zamanlı sinema yazarı ve editör.

Bugonia: Uzaylı Da Olsa İnsan İnsandır

önceki yazı

The Mysterious Gaze of the Flamingo: Aşkı Gözler Anlatır

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir