Seyfettin Tokmak‘ın ikinci uzun metrajı Tavşan İmparatorluğu, dünya prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yaptıktan sonra yılın en merak edilen yerli arthouse filmlerinden birine dönüştü. Antalya’daki Türkiye prömiyerinin ardından Ankara Film Festivali’nde de gösterilen film; çocukluğun kırılgan evreni ile yetişkin dünyanın sert gerçekliği arasında kurduğu masalsı atmosferle dikkat çekiyor.

Arakat Mag olarak filmi inceleyip Musa’nın iç dünyasına, terk edilmiş madenin melankolisine ve “tavşan” metaforunun taşıdığı kırılgan güce yakından bakmıştık. Bu kez hikâyenin arka planını, yıllara yayılan gözlemleri, renklerin sembolizmini ve Musa’nın zihinsel evrenini yönetmenden dinliyoruz.

Seyfettin Tokmak, yazarımız Hüseyin Çakır ile gerçekleştirdiği bu röportajda Tavşan İmparatorluğu’nun yaratım sürecini, çocukluk temasının kişisel köklerini ve filmdeki şiirsel karanlığın nasıl inşa edildiğini tüm açıklığıyla anlatıyor.


Tavşan İmparatorluğu Film İncelemesi Arakat Mag 2024 Antalya Altın Portakal Film Festivali Seyfettin Tokmak Emrullah Çakay Alpay Kaya Perla Palamutçuoğulları 3

Filmin Doğuşu ve 25 Yıllık Birikim

Tavşan İmparatorluğu fikri nasıl ortaya çıktı? Çocukluk ve karanlık atmosfer birleşimi nereden geliyor?

Seyfettin Tokmak: Yaklaşık 25 yıldır çocukluk üzerine çalışan biriyim. Hem teorik hem pratik anlamda. İran Sineması özellikle çok etkilendiğim bir alan. Oradaki çocuk karakterlerin sembolik gücü, sinemadaki yerleri beni hep çok etkiledi. Bu yüzden kısa filmlerimde de sürekli çocuklara yöneldim. Sonra Londra’da “sinemada çocukluk” üzerine doktora yapmaya başladım.

Dünyadaki örnekleri inceliyordum: Ken Loach, Abbas Kiarostami, Shane Meadows… Derken danışmanım şöyle bir şey söyledi: “Sen bize tez yazma, film çek. Sen film yapan birisin, akademide kaybolma.” Bu çok dönüştürücü bir andı. Aynı zamanda UNICEF ve uluslararası kurumlar için göçmen çocuklarla çalıştım. Afganistan’dan gelen çocuklarla belgeseller çektim. Çocuk cezaevlerinde film öğretmenliği yaparken onların hikâyelerini dinledim; oradaki depresyon, kırılganlık, umut ve hayatta kalma çabası beni çok etkiledi. Yaşar Kemal’in Çocuklar İnsandır kitabının çocuklara bakışı da beni çok besledi. Tüm bunlar içimde birikti; Tavşan İmparatorluğu aslında onlarca yılın birikimi.

Filme ilk başladığımda Musa bir kız karakterdi. Ama hem eylemsellik hem de baba-kız dinamiğini inandırıcı kuramayacağımı hissettim. Baba-oğul ilişkisi; filmdeki şiddet, aktarım, vicdan ve karşı çıkış temasını daha doğru taşır diye düşündüm.

Musa karakterini yazarken hangi gözlemlerinizden beslendiniz?

Seyfettin Tokmak: Musa’yı oluştururken temel meselem şu oldu: “Şiddetin içindeyken bile, ötekilere benzemeden nasıl hayatta kalır?” Sosyolojik olarak çocuğun “şiddete meyilli” olması değil, baskıdan kaçmak için zihinsel bir evren kurması beni daha çok ilgilendiriyordu. Çocukken hepimizin sığındığı bir yer vardır: Bir dolabın içi, bir ağacın kovuğu, bir masa altı… Musa’nın madeni de tam olarak böyle bir kaçış alanıydı: Kaçmadan kaçmanın, kendi içini kurtarmanın yolu. Adının Musa olması da bilinçliydi. Mitolojik/dini anlamdaki “denizi yaran Musa” gibi, bu Musa’nın da kendine bir yol açmasını istedim.

Tavşan metaforu nasıl ortaya çıktı?

Seyfettin Tokmak: Tavşan metaforunu en başından beri planladım.
Filmin adı da ilk günden beri Tavşan İmparatorluğu idi. Tavşan, çocukluğun karşılığıydı: Savunmasız, narin, hep kaçmak zorunda olan bir varlık. Köpek gibi saldırı gücü yok, sadece kaçabiliyor. Bu yüzden çocukluğun kusursuz metaforu oldu. Ayrıca metafor sadece bir sembol olarak kalmadı; filmin içinde yaşayan bir karakter hâline geldi. Hem gerçek dünyada hem de sembolik düzlemde var olması, bence filmin en büyük gücü. Filmin adı da manipülatif bir tercih: İsminden ötürü birçok yerde “Bu bir animasyon mu, masalsı bir şey mi?” diyen oldu. Ben seyircinin önce sıcak bir şey izlediğini sanmasını, sonra filmin ağırlığıyla yüzleşmesini istedim.Tavşan İmparatorluğu Film İncelemesi Arakat Mag 2024 Antalya Altın Portakal Film Festivali Seyfettin Tokmak Emrullah Çakay Alpay Kaya Perla Palamutçuoğulları

400 Darbe’den Puslu Manzaralar’a: Atmosferin İzleri

Filmdeki atmosferi kurarken size hangi yönetmenler ilham oldu?

Seyfettin Tokmak: En büyük referanslarımdan biri 400 Darbe.
Finaldeki kaçış sahnesiyle bilinçli bir duygudaşlık kurdum. Puslu Manzaralar (Landscape in the Mist), Gel ve Gör (Come and See), The Return (Vozvrashchenie), Majid Majidi’nin filmleri… Hepsi zihnimde dolaşıyordu. Özellikle Puslu Manzaralar’ın (Landscape in the Mist) melankolisi ve sis atmosferi, set sırasında bile “Tam olarak Puslu Manzaralar gibi değil mi?” diye konuştuğumuz anlara vesile oldu.

Peki görüntü yönetmeni Claudia Becerril Bulos ile yollarınız nasıl kesişti?

Seyfettin Tokmak: Bir kadın görüntü yönetmeniyle çalışmayı çok istiyordum. Eşimle Claudia’nın bir filmine denk geldik ve çok etkilendik. Eşim “Neden bağlantıya geçmiyorsun?” dedi. Meksika uzak olduğu için çekinip duruyordum ama yine de yazdım. Senaryoyu okuyunca çok sevdi ve hemen çalışmak istediğini söyledi.

Bu benim için büyük bir mutluluk ve şaşkınlıktı. Sonra ortak yapımcı bulmam gerekiyordu, Claudia da bu konuda çok destek oldu. Claudia teknik bir görüntü yönetmeni değil; sanatçı gibi çalışan, duyguyu önceleyen, egosuz, çok demokratik bir insan. Bu yüzden filmdeki şiirsellik onunla mümkün oldu.

Filmdeki mavi rengin sembolizmi nedir?

Seyfettin Tokmak: Tazı yarışlarının dünyasını kurarken renkleri çok düşündüm. Her şey gri, bozkırdı. Musa’ya bir “umut rengi” gerekiyordu. Mavi, hem kaçış hem arzu hem de fantastik bir merak duygusu yaratıyordu. Mavi aynı zamanda Musa’nın hayattan istediği şeylerin metaforuydu. Ama o mavi bile şiddete dayanamıyor ve kaçıyor. Bu da Muzaffer’in “zehirli dünyasının” gücünü anlatıyordu. Yani Mavi’nin ölümü Musa için bir kırılma noktası.Tavşan İmparatorluğu Film İncelemesi Arakat Mag 2024 Antalya Altın Portakal Film Festivali Seyfettin Tokmak Emrullah Çakay Alpay Kaya Perla Palamutçuoğulları

Keban’ın Kapalı Coğrafyası ve Çocukluk Hafızası

Elazığ’da çekim yapmak size nasıl bir yaratıcılık alanı açtı?

Seyfettin Tokmak: Coğrafya olarak Elazığ’ı seçmemin nedeni kendi çocukluğumdu. Keban’ın o “ada gibi kapalı” yapısı, 70’lerden kalan o terk edilmişlik hissi, bozkırın rengi, sarı tonlar… Hepsi hikâyeye çok uygundu. Okul da aslında eski bir kadın cezaeviydi. Orayı dönüştürerek okula çevirdik. O yüzden o hapishane hissi seyirciye çok geçiyor, bilinçli bir tercih.

Çekim sürecinde sizi en çok zorlayan şeyler nelerdi?

Seyfettin Tokmak: En büyük sorun, 35 yıl sonra ilk kez Keban’a yağan kar oldu. Bir gecede 5.5 metre kar yağdı. Ekipmanlar, arabalar gelmişti; çekim yapamadık. Bağımsız bir film için bu 10–11 günlük bekleyiş çok yıkıcıydı.

İkincisi tavşanların bakımıydı. Bir yıl önceden hazırlanmışlardı. Veteriner, bakım alanı, transfer… Hayvanlara asla zarar verilmemesi gerekiyordu. Film yapıyoruz diye kimseye zarar veremeyiz. Şanslıydık; Alpay’ın hayvanlarla kurduğu bağ müthişti.

Oyuncudan bahsetmişken, Alpay Kaya’yı nasıl keşfettiniz? Oyunculuk süreci nasıldı?

Seyfettin Tokmak: Çok uzun süre bir çocuk oyuncu aradım. Ajanslardan köylere kadar… Musa çok özel bir karakter olduğu için risk alamazdım. Kars’ta, bir öğrencimizin yardımıyla Alpay’ın fotoğrafına denk geldim. Görüşmeye gidince anladım: O, Musa’ydı. Alpay’ın hayvanlarla ilişkisi, doğallığı, saf duygu taşıyabilme yetisi çok yüksekti.

Ona senaryoyu doğru düzgün okutmadım bile. Çünkü Alpay’ın kendi doğal akışının bozulmasını istemedim. Her sahneden önce onunla konuşup duyguyu birlikte kurduk. Bir noktadan sonra kamera yokmuş gibi davranmaya başladı. Gerçekten olağanüstü bir performans verdi.Tavşan İmparatorluğu Film İncelemesi Arakat Mag 2024 Antalya Altın Portakal Film Festivali Seyfettin Tokmak Emrullah Çakay Alpay Kaya Perla Palamutçuoğulları

Hikâyenin Evrenselliği: Türkiye’nin Ötesinde Bir Dünyaya Açılmak

Filmin diyaloglarının az olmasının sebebi nedir?

Seyfettin Tokmak: Sinema öncelikle bir görüntü sanatıdır. Ses sonra gelir. Bunların kabuğu da senaryodur. Bu filmde duyguyu diyalogla değil, imajlarla, mizansenle, kamera pozisyonuyla anlatmak istedim. Melankoli dili böyle kurulurdu çünkü. Diyalog arttıkça evrensellik azalır. Ben seyircinin görüntüden duyguya geçmesini istedim.

Sistem eleştirisi filmde nasıl dengelendi?

Seyfettin Tokmak: Benim için önemli olan, Musa’nın iç dünyasıydı. Sistem eleştirisi elbette var ama film politik bir bildirge değil. Okul sahnelerinin çoğunu bu yüzden attım; Musa’nın iç dünyasının önüne geçmelerini istemedim. Bu hikâye Türkiye’nin değil, dünyanın birçok yerinin hikâyesi. O yüzden hiçbir ülkede “Türkiye’de böyle okullar mı var?” sorusu gelmedi. Ben sistemi değil, çocukların, hayvanların ve kadınların bu sistemler içinde en çok zarar gören varlıklar oluşunu anlatmak istedim.

Bu değerli sohbet için tekrardan teşekkür ederiz. Tavşan İmparatorluğu’nun hem yaratım sürecine hem de sinemasal dünyasına yakından bakmak bizim için büyük bir ayrıcalıktı. Yeni çalışmalarınızı merakla takip edeceğiz.

Seyfettin Tokmak: Ben de size çok teşekkür ederim. Bu çabanız çok kıymetli. Yeniden görüşmek üzere.


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Tavşan İmparatorluğu: Sistemin Gölgesinde Bir Masal

Nehir Tuna ile Yurt Filmi Üzerine Röportaj

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    Train Dreams: Kendi Arkandan Yas Tutmak

    önceki yazı

    Shelby Oaks: Klişelerden Oluşan Kuru Gürültü

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir