İlk gösterimini Berlin Film Festivali Panorama bölümünde yapan ve festivalden ödülle dönen Das Lehrerzimmer, uluslararası adıyla The Teachers’ Lounge, bu seneki Akademi Ödülleri’nde Uluslararası Film kategorisinde Almanya’nın Oscar aday adayı olmayı başardı. Almanya’daki başarılı Türk – Alman yönetmenlerden biri olan İlker Çatak, diğer aynı kökenli yönetmenlerden farklı olarak filmlere daha çok Alman perspektifiyle bakmasıyla dikkat çekiyor. Önceki iki filminde de seyircisine farklı filmler sunan yönetmen, The Teachers’ Lounge sayesinde kariyerinin şu ana kadarki en iyi filmiyle karşımıza çıkıyor.

The Crown‘da Prens Philip‘in talihsiz kız kardeşi Cecile rolüyle hatırladığımız Leonie Benesch’ın canlandırdığı Carla Nowak, öğrencilerin kendilerini birey olarak görmeye teşvik edildiği bir okulda genç, idealist bir matematik ve beden eğitimi öğretmenidir. Aynı zamanda kendi yöntemleri olan, etik ve adil olma konusunda takıntılı ve öğretmenin işinin öğrencilerine kademe atlatmak olduğuna inanan akıllı ve kararlı bir öğretmen olan Carla, akıcı bir şekilde İngilizce ve Lehçe konuşmaktadır. Vestfalya’da yaşayan Polonyalı bir aileden geliyor oluşu ve Almanya’da göçmen bir aileden gelmenin kendi ötekiliğinden kaynaklı tedirginlik yaşamaktadır. Karakter, okuldaki hırsızlık olaylarını çözmek isterken kendini politik çıkmazlarla dolu bir bataklıkta bulur.

Teacher’s Lounge

Gizli Irkçılık, Azınlıklara Karşı Önyargılar ve Günümüz Toplumu

Günümüz toplumunda pek çok konudan bahsederken politik doğruculuğun etkilerini hissederiz. Gerek günlük yaşantıda gerekse iş hayatında metropol kültürlerin iç içe geçmesinden kaynaklı farklı hassaslıkların dengesizliği ortaya çıkar. Mayınlı tarlanın içinde yürüyen, bitmiş savaşın sefil askerlerine dönüşmek zorunda kalırız.

Almanya, işte bu kalıpların arasında zaman zaman nefes almakta zorluk çeken bireylerin yaşadığı ülkelerden biri. The Teachers’ Lounge; bu karmaşanın ortasında yabancı düşmanlığı, müslümanlara karşı ayrımcılık, mesleki deformasyonlar, gelişen teknoloji sonrası algı yönetimi ve cancel kültürünün yakıcı etkilerini usta bir biçimde gözler önüne seriyor.

İlker Çatak basit bir okul filmi gibi görünen hikayeyi öyle dallandırıp budaklandırıyor ki, karşımıza paranoyanın hakim olduğu ve nefes bile alamadığımız bir gerilim filmi ortaya çıkıyor. Kendimizi her hamlenin farklı bir sonucunun olduğu ve kelebek etkisi gibi yeni sorunlara yol açtığı bir kafesin içinde buluyoruz. Film, bu bağlamda değişen güç dinamikleri ve bunların toplumsal sonuçlarıyla ilgileniyor.

Fırsat Eşitsizliği

The Teachers’ Lounge, bir yandan öğretmenleri ve öğrencileri korumak için uygulamaya alınan kuralların ve mekanizmaların yetersizliğini ortaya koyuyor. Yaratılan sistemin çarkları farklı durumlar altında beklenilen verimi veremiyor. Bu yüzden de toplumsal bir “cadı avına” dönüşen çelişkiler zinciriyle uğraşmak zorunda kalıyoruz. Buna ek olarak, bireylerin aynı kuralları kendi kişisel çıkarlarına ve siyasi eğilimlerine göre nasıl yorumladıkları veya esnettiklerini de hesaba kattığımızda, aslında düzen dediğimiz karmaşanın içinde hayatta kalmaya çalıştığımızı anlıyoruz.

Bu karmaşayı somutlaştırmak gerekirse, akranlarına zorbalık yapan öğrenciler için hırsızlık, onların zalim davranışlarını ortaya çıkarmak için yalnızca bir fırsat oluyor. Okul gazetesini yayınlayan ekip için aynı olaylar, gerçekleri maskeleyebilecekleri bir çözüme dönüşüyor. Günümüz dünyasında bu tip durumlarda basının olayları çarpıtması gibi, filmde bu olay da benzer şekilde karşımıza sunuluyor.

Öteki örnek ise “gizli ırkçı” kabul edebileceğimiz kimi öğretmenlerin bu olayı kendi lehine çevirmek adına yaşananları çarpıtmaları. İstedikleri hamleleri yapmak için kendilerine avantaj sağlayan hareketlerde bulunmaları, etnik açıdan azınlık kesime yakın öğrencilere sahip bir okulda rahatsız edici bir ortam yaratıyor.

Bu noktada oyuncu Leonie Benesch için ayrı bir parantez açmak gerek. Oyuncu, kendi doğrularını savunmak için maruz kaldığı psikolojik şiddeti görmezden gelerek işine odaklanan ve pasif bir savunma halinde kalmayı tercih eden öğretmen rolünde kusursuz bir performans sergiliyor. Zaman zaman onun bu idealist tavrı sinir bozucu hissettiriyor ve mantığa uygun gelmiyor. Ancak İlker Çatak öyle bir karakter yaratmış ki, amacından sapmayan ve ne olursa olsun planına sadık kalan gerçek bir eğitimci profili çizmeyi başarmış. Benesch’in sessizlikleri, çığlıkları, çöp poşetine yönelttiği haykırışları ve donuk bakışlı, çaresiz ama yine de güçlü halleri filme ayrı bir seviye atlatmış.

Teacher’s Lounge

Final Daha Sert Olabilirdi

Filmin finali de bu doğrultuda sonlanıyor. Bir öğretmen figürünün ne olursa olsun inandığı şey uğruna savaşmasının aslında sonuç verdiğini göstermek istiyor. Sistemin bataklığında kaybolacak öğrencilere dair ufacık ekmek kırıntıları bile görmek, bir öğretmenin başarısı olarak değerlendirilebilir. Basit görünebilir ama duygusal bağlar kurulan Rubik küp sahnesi de bu yüzden önemli bir noktaya temas etmiş oluyor.

Ancak filmin farklı bir sahneyle bitirilmesini isterdim. Daha vurucu bir sahnenin varlığıyla bitmesi, filmin anlattığı bunca karmaşaya layık bir son olabilirdi. Finalin “Hayat devam ettikçe karşımıza neler çıkacağı bilinmez.” önermesine sahip bir finale itilmesi, belki de filmin en büyük eksisi. Buna rağmen filmin geri kalanı o kadar güçlü ki, bu durum seyirci olarak keyfinizi kaçırmıyor.

Neredeyse tamamı okulda geçen bir film için oldukça tempolu ve akıcı bir kurgusu olması, senaryonun farklı açılımlarda bulunarak düşünmeye teşvik etmesi, muhteşem oyunculukları ve bir an bile şüphe edemeyeceğimiz harika rejisiyle The Teachers’ Lounge, yılın en iyi filmlerinden biri olarak akılda kalıcı olmayı başarıyor. Carla karakterinin karmaşa içindeki beynini, okul koridorlarından hiç çıkmadan görselleştirmenin yaratıcı yollarını bulması bile filmin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Her filminde yükselen performansıyla İlker Çatak Alman sinemasının yeni ustalarından biri olacak gibi gözüküyor.


Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Berbat Hayatımızda Aşk Bir Lüks Değildir: Fallen Leaves

Kurmaca İle Gerçek Arasındaki İnce Çizgi: Reality

HAKTAN KAAN İÇEL
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    Berbat Hayatımızda Aşk Bir Lüks Değildir: Fallen Leaves

    önceki yazı

    Sadece Bir Düş Değildir: Dream Scenario

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir