Daha önce After Lucia (2012), New Order (2020) gibi filmlerden tanıdığımız Meksikalı yönetmen Michel Franco ile Akademi Ödüllü oyuncu Jessica Chastain’in yolları Memory’nin (2022) ardından Dreams ile yeniden kesişiyor. Michel Franco, Chastain’i hızla ilerleyen bir demans hastalığına sahip bir adama aşık olduğu Memory’den sonra bu sefer bir ilişkinin önüne konulan yaş ve sınıf engeliyle sınıyor. Meksikalılar’ın ve göçmenlerin Amerika’da neler yaşadığına odaklandığını söyleyen yönetmen, bir ilişkinin kavuşamama sürecinde Meksikalı bir göçmen Fernando ile ultra zengin sanat organizasyonları yöneticisi Jennifer’ı esas alıyor. Prömiyerini 75. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yapan filmin oyuncu kadrosunda Jessica Chastain, Isaac Hernandez, Rupert Friend, Marshall Bell, Eligio Melendez gibi isimler yer alıyor.
Fernando, Meksika sınırından San Francisco’ya tırın içerisinde kaçarak gelen Meksikalı bir göçmendir. Polisin tırlarına düzenlediği baskından koşarak kaçar. Sevgilisi Jennifer’ın evine sığınır. İkilinin günleri huzur içerisinde geçmektedir. Zamanla ikilinin arasındaki sınıfsal farklılıklar, ayrımlar ve toplum baskısı göz önüne çıkacaktır.

Aşkın ve İktidarın Sınırını Geçmek
Dreams, Fernando’nun kendisini Amerikan Rüyası’nın içinde bulduğu bir sekansla açılıyor. İnsan tacirlerinden kaçan umutlu bir “bracero” olarak ölümden yakasını kurtarmadan önce karakteri karanlığın içerisinde görürüz. Otoyolun yan yolunda, kir pas içerisinde, aç ve susuz olarak kendisini San Francisco’nun sokaklarına atan Fernando, Jennifer’ın evine girer. Kavuşmalarıyla huzur içerisinde özlem gidererek güzel günler geçiren ikilinin sıkıntılı tarafları Jennifer’ın tatilde babasının arkadaşlarına denk gelmesiyle ortaya çıkar. Jennifer’ın onun için biçtiği kısıtlı alanı fark eden Fernando, evi terk ederek başının çaresine bakmaya çalışır. Jennifer ile tanışmalarına yol açan balet yeteneklerini kullanarak bir bale gösterimine bilet bulmaya çalışır, motelde temizlik yapar. Tutunmak istediği yaşamı sanatçı nitelikleri sayesinde kavramaya çalışır. Bir tüketilme unsurundan özgürlüğünü kazanma yolunda ilerleyen bir birey olma yolundadır. Kendi yoluna girdiğinde ise onu rayından çıkaran kişi yine Jennifer olacaktır. Çünkü ihtiyaç duyduğu kişinin ona ihtiyaç duymasına fazlasıyla ihtiyacı vardır.
İkilinin arzuları ve düşleri yeniden kavuşur. Eskisi gibi geçen günlerden sonra Jennifer ve Fernando’nun farklılıkları da yeniden belirginleşir. Hükümlerin ve çekincelerin odağında yine Jennifer’ın perspektifi hakimdir. Karar verici ve arzulayıcı taraf odur. Sosyal statüsünün sarsılma ihtimali bir bireye duyduğu sevginin fazlasıyla önündedir. Stereotip olarak tipik bir Amerikan öznesi profilindedir. Bu sırada Fernando, hayatını bir aşamaya getirmişken hakkında yapılan bir ihbarla polisler tarafından alıkonulur. Meksika’ya sınır dışı edildiğinde evlerinde Jennifer yanına gider. Jennifer, Mexico City’de hayatlarının ne kadar iyi olduğuna dair güzellemelerde bulunurken Fernando sınırı geçmek ve yanına tekrar gelebilmek için bir opsiyon bulduğunu söyler. Jennifer öfkelenir ve çaresizlikle onu ihbar edenin kendisi olduğunu söyler.
Michel Franco, tam bu noktada hikayenin yönünü değiştirir. İlişkinin gizlenmiş mazoşist ve sadist yönü görünür hale gelir. Fernando onu cezalandırarak bir odaya kapatır. Tuvaleti kullanmasına izin vermez, ona tecavüz eder. Yönetmen, ilk dönemlerinin sertliğini taşıyan bir tavra bürünür. Jennifer abisi aracılığıyla odadan kurtulur ve evden çıkar. Abisi Fernando’ya ne yapılacağını sorduğunda ise yutkunmadan “Bacağını kırın.” der. Fernando yalnızca kısıtlı bir süre içerisinde kontrolsüz bir hegemonya kurabilmiştir. Gücün ve egemen sınıfın otoritesi altında çok hızlı bir sürede yok olmuştur. Kendini ifade edebileceği en önemli unsurunu kaybeder. Jennifer, Fernando’nun acı içerisindeki haykırışlarını arabanın camından dışarı bakarak donuk bir yüzle duyar.

Sınıfsal Farklılıklar ve Arzuların Yönelimi
Michel Franco, Dreams ile günümüzde yaşanan göçmen politikalarına Amerika ve Meksika üzerinden bir yaklaşım sağlıyor. Topluluğun en üst tabakasından pay sahibi olan bir kadınla toplumun herhangi bir klasmanında dahi pay sahibi olmayan bir genç erkeğin üzerinden anlatısını genişletiyor. İkilin arasındaki statü, sınıfsal farklılıklar ve arzular iki toplumun arasındaki rütbeye göre saydamlaşan geçişlerin odağında somutlaşıyor. Jennifer, egemen bir sınıf mensubu olarak tıpkı bir proletarya gibi Fernando üzerinde bir tahakküm kuruyor. Hikaye ilerledikçe Jennifer’ın Fernando’ya olan ilgisi zevk, arzu ve kişisel tatminlere yönelik şekilleniyor. İkilinin bir nevi mecburiyete dönmüş ilişkisi, insan sömürüsü üzerinden olduğu gibi bir araç olarak görülüyor.
Jennifer, Fernando’yu değersiz hissettirdikten sonra ilişkileri bir yol ayrımı yaşıyor. Ara verdiklerinde Jennifer’ın Fernando’ya olan ilgisi sevdiği bir insanı kaybetmekten çok egemen olduğu bir manevi aracına olan etkisi kaybetmesi üzerinden şekilleniyor. Karakterin Fernando’ya olan takıntılı takipleri ve onu düşünürken arzuladığı cinsel hayalleri bir aidiyetten uzak, bir maddeye vadeli bir değer tanımlamak gibi. Tüketim ve bedenin denetim altında olması insanın alışık olduğu sevgi kalıplarını iki toplumun güç dengeleriyle belirginleştiriyor. İkilin arasındaki güç hiyerarşisi, faydacı tavırlarla örülürken zamanla Fernando’da toplumda tutunmak için üst sınıf mensubu bir bireyden faydalanıyor ancak yalnızca egemen sınıfın ona tanıdığı belirli bir sınıra kadar.
Senaryo ve Yüzeysel Bakış Sıkıntısı
Dreams, sıradan bir ilişkiden daha çok politik temelli bir sınır muhakemesi ve kısıtlı alan bulanıklığı. Yönetmenin politik çerçevede yaratmak istediği ilişki dinamiği senaryonun yetersizliğiyle iyi bir şekilde gelişmiyor. Jennifer ve Fernando’nun ilişkisine dair yüzeysel tutum ilişkinin iniş ve çıkışlarının heba olmasına yol açıyor. Karakterlerin arasında yaratılmak istenilen çekim fazlasıyla yetersiz kalıyor. İkilinin ilişkisine hikayelerinin ortasından başlamamız, geçmişlerine dair bakış açımızın oluşmaması, çiftin çekim enerjileriyle bir bütünlük yaratamıyor. İkilin ilişkisine yönelik sunulan sınırlı bedensel kompozisyonlar ise ilişkilerinin boyutunu biçimlendirmemize yardımcı olmuyor.
Diyalogların basit yazımı ağırlıklı olarak bazı sekanslar özelinde bir parodi kıvamı alıyor. Düşünülenlerin doğrudan gösterimi hikaye için bir derinlikten öte kargaşanın tekabülü. Olay örgüsünün gelişim aşamalarının önemli parçalarından olan yan karakterlerin yalnızca geçiştirilir bir şekilde atıf kısıtlamasında kullanılması kurguyu ve anlatıyı fazlasıyla sıradanlaştırıyor. Karakterler çoğunlukla tek yönlü ve yalnızca yer kaplaması gereken bir figüran gibi gözüküyor. Jessica Chastain dışındaki her şey neredeyse hareket etmiyor. Oyuncular, Chastain’in varlığının altında büyük ölçüde eziliyorlar. Fernando karakterinin derinliği çoğu zaman yine Jennifer’ın tanıdığı alan dahilinde şekillenirken karakterin ruhuna tanıklık edebileceğimiz bale sahneleri yönetmenin perspektifinde sanatsal nitelikten çok uzakta. Franco’nun uzak ve mesafeli kamera yaklaşımı filmin geri kalanının gelişimiyle birlikte istenilen mesafenin uzağında gözüküyor.
Dreams, egemen zihniyetin tahakkümünün sınırlı bir otoriteyle kurulmadığıyla, kimin daimi güce sahipken, kimin alanın kendisini oluşturduğuyla ilgileniyor. Sınıf farklılıkları ve günümüz dünyasının göçmen sorununu aşk üzerinden ifade eden bir yapım olarak bu unsurları sinema çerçevesinde somutlaştırmakta yetersiz kalıyor. Michel Franco’nun filmin her eksenine sirayet eden mesafeli yaklaşımı karakterlerin duygusal tasvirleriyle uyuşmayarak filmin içeriğinden bağımsız kısıtlı bir mizansenin içine hapsolmasına neden oluyor.
Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar