Sex, Lies and Videotape (1989), Erin Brockovich (2000), Traffic (2000), Ocean’s Eleven (2001) filmlerinden tanıdığımız akademi ödüllü yönetmen Steven Soderbergh, yeni psikolojik gerilim filmi Presence ile karşımıza çıkıyor. Ülkemizde 14 Şubat’ta vizyona girecek olan filmin oyuncu kadrosunda Lucy Liu, Callina Liang, Chris Sullivan, Eddy Maday, West Mulholland ve Julia Fox gibi isimler yer alıyor.
Kariyerinin başından beri deneysel çalışmalarına bolca tanık olduğumuz Steven Soderbergh, Presence ile bu kez ruhani bir varlığı onun gözünden anlatmaya çalışıyor. Kamerayı doğaüstü varlığın temsiline adarken, yönetmenlik becerisiyle filmi oldukça tekinsiz bir atmosfere taşıyor. Dışarıdan bakıldığında huzurlu bir aile evi olarak gözüken yeni evlerine taşınan 4 kişilik aileyi gözetleyen ruh, zamanla kendisini aileye hissettirir. Evin genç kızı Chloe ile aralarındaki telepatik bağ hikayenin gelişimini etkiler. Soderbergh, kamerayı stilize şekilde kullanarak uçuşan bir perde edasında evin odalarında ve merdivenlerinde savrulurken, izleyiciye özgün bir deneyim yaratmanın peşinde.
Bu inceleme yazısı Presence (Varlık) filmi hakkında spoiler içerebilir.

Kamera ve Kurguda İnovatif Yaklaşım
Presence öncesinde Soderbergh, yakın geçmişte psikolojik gerilim Unsane (2018) ve basketbol draması High Flying Bird (2019) filmlerinin çekimlerini iPhone ile tamamlamıştı. Soderbergh‘in Presence ile teknik olarak denedikleri yine sıradanlığın dışında. Hikayeye evin içerisinde hızla dolandığımız bir sekansla başlıyoruz. Kameranın ayakları yere basmadan evi dolaştıktan sonra bir giysi dolabının içerisine saklanıyoruz. Bir zaman atlamasının ardından emlakçı ve evi gezmeye gelen aileyi görüyoruz. Chloe, evi dolaşarak üst kata çıkmaya başlıyor. Daha sonra odası olacak odaya girip etrafı incelerken, bir şeyler hissederek giysi dolabına doğru dönüyor. Karakterimiz bilinçli olmadan kameranın formuna bürünmüş hayalete doğru bakarken, Presence bu sahne ile neler vadettiğine yönelik katmanlı bir perspektif sergiliyor. Biz izleyiciler ise metafizik üstü bir varlığın temsiline büründüğümüzün farkına varıyoruz.
Hikaye farklı uzunlukta ve tek çekimlerle tasarlanan sahnelerle ilerliyor. Sahnelerin bitişi birkaç saniyelik siyah ekranlarla belirtiliyor. Sekanslarla beraber bir kronolojik atlama ve ruhun gözlemci haliyle izleyicinin bütünleşmesi hedefleniyor. Zaman odaklı sıçramalar ve siyah ekranların ardından, evin içerisindeki değişimlere her seferinde yeniden odaklanıyoruz. Hikayenin ve çekimlerin yarattığı tekinsizliğe eklenen bu biçimsel kurgu şekli filme teknik olarak yenilikçi bir ekleme sağlıyor.
Yönetmenin Unsane (2018) filminde kullandığına benzer geniş açılı çekimler, bize hayaletin perspektifinden daha geniş bir izlenim sağlıyor. Hayalet, evden çıkmadığı için hikaye tek mekan içerisinde geçiyor. Presence, tek çekimleri, mekan algısı, biçimsel kurgusu ve hayaletin gözüne bizi konumlandırması ile teknik olarak yenilikçi bir deneyim sunuyor.

Tekinsizliğin Odağında Var Olan Karakterler
Presence‘ın yarattığı tekinsizlik duygusu filmin ana kaynağı görevinde. Filmin anlatısıyla tanışmaya başladığımızda karakterleri teker teker tanıyoruz. Rebecca, evin annesi ve oğluna daha yakın olsa da eşi Chris’e göre çocuklara daha uzak konumda olan, finans sektörü ile uğraşan birisi. Chris, eşi Rebecca ile çeşitli sorunlar yaşayan, çocuklarının paylaşım konusunda daha yakın hissettiği bir baba konumunda. Evin erkek çocuğu Tyler ise başarılı bir sporcu, evin asi ve aykırı tiplemesi rolünde. En yakın arkadaşı Ryan, kız kardeşi Chloe ile birliktelik yaşıyor. Chloe ise hikayenin odağındaki kişi, en yakın arkadaşı Nadia’nın yüksek doz uyuşturucu kullanımı sonrası kaybıyla başa çıkmaya çalışıyor. Oldukça zor, depresif bir dönemden geçiyor.
Bir gerilim hikayesindeki klişe stereotiplere sahip karakterler içerisinde en ilgi çekici olanı bize tüm anlatıyı gösteren hayalet tasviri gibi gözüküyor. Çok geçmeden hikayenin devamıyla beraber aklımıza şu sorular geliyor: Bu hayalet kim ve ne amaçlıyor? Bu evle ve aileyle alakası tam olarak ne? Evin daha önceki sahibinin ruhu mu? Soderbergh, tekinsizlik hissiyatını ve merak duygusunu belirli bir süre sağlamayı başarıyor. Hikaye ilerledikçe hayaletin korumacı bir tutumu olduğunu anlıyoruz. Daha insani ve duygusal bir form alıyor.
Bu korumacı tavır bize kendisini zamanla iyice hissettiriyor. Chloe, duş alırken hayalet sihirli bir şekilde defterlerini topluyor. Ryan ile onu kıskanıp Chloe’nin dolabını deviriyor. Bu röntgenci bakış açısı çoğu sahnede rahatsız edici. Chloe’ye kendisini hissettirecek hamlelerde bulunup yeri geldiğinde yüzüne bile üfleyebiliyor. Bu olaylar içerisinde Chloe’nin kaybettiği arkadaşı Nadia hakkındaki bazı söylemler sonrası hayaletin tavrı iyice şiddetleniyor. Chloe’ye olan bu korumacı tavır ve söylemler sonrası büründüğü duygu değişimleri bizi Nadia ile bağlantılı olduğuna yönelik düşünmeye itiyor. Ancak, hikayenin finaldeki gösterimi ile öyle olmadığı anlaşılıyor.
Anlatının temelini hayaletin ne gördüğünü görmemiz üzerine kurması korkutucu olsa da, filmin geneli için korkutucu demek pek mümkün değil. Soderbergh, korkutucu bir hikaye anlatmak istemiyor. Daha çok hayalet formuna yenilikçi bir yaklaşımla, huzursuz edici bir gerilim yaratma isteğinde. Hayaletin büyücü gibi yaptığı birtakım değişimler ve duygusal altyapısı filmi doğaüstü niteliklere sahip bir drama şekline sokuyor.

Her Bir Formun Bitmeyen Devinimi
Presence‘ın temel taşlarından bir diğeri ise biçimsel kurgusunun molaları haricinde sürekli bir devinim içerisinde olması. Devinime tanık olmaya önce evin değişimi ve ruhun hareketiyle başlayan Soderbergh, hayaleti kameraya indirgeyip hareket halinin sürekliliği üzerinden devam ediyor. Devinim kelimesinin ardına odaklandığımızda ise ruhun varlığı ile bağlantılı bir kavram denilebilir.
Felsefe içerisinde devinim, bir ruh durumundan başka ruh durumuna geçişi temsil eden bir kavram olarak ele alınır. Aristoteles, devinime eylem haliyle bağlantılı bakar. Eylem durumu yoksa devinim yoktur. Platon ise ruhun devinimden farklı olarak ele alınmayacağını belirtir. Ona göre, ruh sürekli hareket halindedir ve değişim haline imkan tanır. Evrendeki hareketlerin temelinde ruh deviniminin olduğunu savunur. Presence, ruha direkt olarak devinim odaklı yaklaşarak felsefi açıdan bakıldığında denenmemiş bir noktaya adım atıyor.
Filmin devinim hali kamera ve hikaye odağında sürekli değişim halinin yanı sıra finalindeki gösterimiyle önemli bir unsura dönüşüyor. Rebecca ev ile vedalaşırken tiz bir ses duyarak sese doğru ilerliyor. Aynaya doğru geldiğinde aynadan ona bakan ölen oğlu Tyler’ı görüyor. Hayaletin aslında başından beri izlediğimiz Tyler olduğunu anlamamız, zamansal olarak ileri ve geri gidebilme yeteneği olduğunu öğrenmemize yol açıyor. Filmin zaman kavramı bile döngüsel bir yaklaşımla, devinim odaklı ilerliyor. Tyler’ın ruhsal olarak büründüğü form, ruhsal hareketin film içerisinde fiziksel yaşam odağında sunulduğunun bir temsili. Devinim, hareket olarak devam ettiği gibi zamanın direkt devinimi olarak da ele alınıyor.

Perili Ev Anlatısı
Presence‘ın tüm yenilikçi anlatısı etkisini uzun bir süre boyunca koruyor. Süresinin sonuna kadar teknik olarak etkileyiciliği ile izleyiciye hizmet ediyor. Ancak filmin ailenin topluca ruhani bir varlığa tanık olduğu Tyler’ın odasının dağılma sahnesinden sonra doğal anlatısı biraz düşüş yaşıyor. Hayalete yönelik tanımlama düşüncelerimizi besleyen tekinsizlik duygusu hayaletin potansiyel gösterimi ve ailenin tepkisinin ardından biraz silikleşiyor.
Presence‘ın ilk yarısında yarattığı tekinsizlik öylesine güçlü ki, hayaletin davranışlarından sonra o hissin bir nebze azalmasına neden oluyor. Film, hayalete korku unsuru olarak yaklaşmasa da, sağladığı heyecan ve Chloe dışındaki karakterlere dair kurgunun getirisi olarak derinleşmeyen anlatım, filmin temposunu ikinci yarıda biraz düşürüyor.
Hikayenin teknik artıyla aynı başarıyla ilerlememesi, filmin bir noktadan sonra belirli açılardan “perili ev” anlatısına dönüşmesine yol açıyor. Soderbergh ve filmin senaristi David Koepp klişe korku anlatısının dışında karakterlerin iç dünyasına odaklanıyor. Ancak teknik olarak sağlanan etki hikaye açısından aynı şekilde sağlanamıyor. Chloe ve ruhun ilişkisi filmin gelişimi için kayda değer unsuru olsa da, anlatının sonuna doğru yaşanan gelişmeler sinemada daha önce karşılaştığımız çözümlemelere benziyor. Presence‘ın hikayesine ve hayalet dışındaki karakterlere yaklaşımı, finaldeki açıklaması haricinde pek kayda değer bir şey söylemiyor. Hikayesinin sıradanlığı yine de, teknik olarak başarısını gölgeleyecek bir boyutta değil.

Birinci Kişi Bakış Açısı
Sinemada birinci kişi bakış açılı filmlere pek rastladığımız söylenemez. Robert Montgomery‘nin 1947 yapımı Lady in the Lake filmi bu bakış açısını kullanan ilk filmlerdendir. Uzun planlarla çekilen film, dönem içerisinde belirli bir yankı uyandırmıştır. Çağdaş Rus sinemasının önemli yönetmenlerinden Aleksandr Sokurov‘un önemli eserlerinden olan Russian Ark (2002), 90 dakikalık bir tek çekimden oluşur. Filmin görünmeyen bir karakter üzerinden bir hayalet edasında St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nin odalarında savrulur. Görünmezlik kavramı ve kamera kullanımı açısından Presence ile teknik olarak birtakım benzerlikler taşıdığı söylenebilir.
Gaspar Noe‘nin psikedelik dünyasından bir parça olan Enter the Void (2009) yine birinci kişi bakış açısıyla çekilmiştir. Steven Soderbergh ise birinci bakış açısı ile bir hayalet anlatısını hedefleyip, ana konusunda bir aileyi esas almasıyla bu noktada farklı bir örnek ortaya çıkarıyor. Yönetmen Lady in the Lake‘e değinerek, bu fikri hakkında şunları söylüyor.
Tipik olarak, birinci bakış açılı filmlerde, kahramanın yüzünü görme konusundaki ilkel arzumuz, bence, kaçınılmazdır. Tıpkı Lady in the Lake gibi, sadece belirli bir noktaya odaklı olarak, bunun birinin bakış açısı olduğunu biliyorsanız, o kişinin kim olduğunu görmek istersiniz. Bu yüzden belirli bir noktadan sonra izleyicinin pes edip hayal kırıklığına uğradığına inanıyorum. (Lady in the Lake için).”Presence”da izleyicinin bakış açısının yaşayan bir kişiden gelmediğini hemen bilmesi, bu isteği hemen tersine ortadan kaldırıyor. çünkü orada hiçbir şey olmadığını bilirler. Ve bence filmin nihayetinde işe yaramadığını düşünüyorum, çünkü bu ardını öğrenme arzusunu ortadan kaldırdık.

Oyunculuklar ve Steven Soderbergh
Presence ile Chloe rolünde Callina Liang, başarılı bir performans gösteriyor. Karakterin depresif ruh halini ve olanları anlamlandırma çabasını başarıyla yansıtıyor. Filmin diğer oyuncuları da kendisine yeterli performanslarla eşlik ediyorlar. Loş ışık tasarımı ve hayaletin hissettiklerine yönelik kurgulanan ses tasarımı ise oldukça başarılı. Filmin müziklerini besteleyen Zack Ryan, hikayenin tonuyla uyumlu düşsel bir atmosfer yaratıyor.
Bu noktada, Steven Soderbergh’e yine bir parantez açmamız gerekiyor. Yönetmenlik adına yenilikçi vizyonu dışında, kendisinin film içerisinde bir karakter canlandırdığını söylememiz pek yanlış olmaz. Zira yönetmen, filmin hem görüntü yönetmeni hem de kamera operatörü olarak yer alıyor. Hayaletin tüm ani savruluşlarını ve gezintilerini bizzat kendisi çekerek, hayaleti bir nevi kendisi canlandırmış oluyor. Soderbergh deneyimi hakkında şu sözleri söylüyor;
Evet, bazen “Keselim, bunu mahvettim.” dedim. Çünkü bir kamera operatörü olarak doğal içgüdüleriniz hareketi önceden tahmin edip onu mükemmel bir şekilde yakalamaktır. Bu öyle bir şey değil. Tepkilerimde yerleşik bir gecikme süresi olmalıydı. Çünkü teoride insanların nereye gideceğini bilmiyordum ve başarısız çekimlerin çoğu birinin hareket ettiğini tahmin edip bu tahminimin doğru olmadığını hissetmemle ilgiliydi. Sırayla çekim yapmaya çalışmamın nedenlerinden biri de kendime şeylere nasıl bakacağımı öğrenme şansı vermekti. Filmi bunu aklınızda tutarak izlerseniz, başlangıçta birtakım nesnelere olan bakışın, film ilerledikçe değiştiğini fark edeceksiniz.
Presence, sinemanın deneysel alanı için keyifli bir deneyim. Teknik unsurlarla yaratılan tekinsiz atmosfer anlatının en büyük cevheri. Hikayenin sıradanlığı ise filmin en büyük şanssızlığı. Soderbergh, 36 yıla dayanan yönetmenlik kariyerinde hala neler yapabildiğini bize gösteriyor.
Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.























Yorumlar