77
YAZARIN PUANI

Hayatı öngörmek zor. Bazen her saniyesini ezbere bilerek yaşıyoruz, bazense hiç beklemediğimiz şeylerden etkileniyoruz. Kişiler, zamanlar ve mekanlar değiştikçe insan bir şekilde bu tuhaf akışa alışıyor; ancak öngörülemezlik halinin yarattığı uyuşukluk hissi baki kalıyor. Sadece oturup beklediğimiz, uğruna yaşayacak bir şey aradığımız günler geçiriyoruz. Yaşamaya devam etmenin ağırlığı, böyle günlerde bizi geçmişin sonsuz dehlizlerine gömüyor. Var olmak, bir süreliğine sanki imkansızmış gibi geliyor. Yavaşça solup gittiğimiz böyle zamanlarda yaşamı bir şekilde tekrar tanımlamak gerekiyor. Ancak yeniden başlamak için bir şeylerden emin olma mecburiyeti hissediyoruz. Gereğinden uzun veya kısa bir cevap, arzu ettiğimiz özgürleşmeyi sağlamak konusunda eksik kalıyor. İçimizde süren bu muhakeme bazen yıllar sürebiliyor. Hayat, herkes için bir şekilde akıp giderken biz ise düşünüp duruyoruz. Ta ki bir cevap bulana dek… Bu yılın başında Sundance Film Festivali’nden Waldo Salt Senaryo Ödülü ile dönen Sorry, Baby filmi de hayatın varoluşsal çıkmazları üzerine kafa yoruyor.

77
YAZARIN PUANI

Henüz ilk uzun metrajını çeken ve aynı zamanda filmin başrolünü üstlenen Eva Victor, her köşesi nefes alan bir dünya yaratırken son derece bağ kurulabilir bir senaryo ile seyirciyi yakalıyor. Ancak Victor‘ın tek mahareti samimi bir anlatı kurmak değil. Lineer olmayan bir akış yaratarak karakterin her yıldan kısa bir dönemini konu alan Sorry, Baby, beklenmedik karşılaşmalarla ve bir türlü hesaplaşılamayan olaylarla dolu bir hikaye anlatıyor. Bu açıdan hayatı neredeyse bir “yol filmi” formunda işleyen senaryo, sürprizlerle dolu ve öngörülemez şekillerde derinleşen ilginç bir seyir vadediyor.

Sorry, Baby Film İncelemesi Filmekimi A24 Eva Victor Naomi Ackie Louis Cancelmi

Taksitle Ölüm

Sorry, Baby, Agnes’in üniversite arkadaşı Lydie ile uzun bir süre sonra kır evinde tekrar bir araya gelmesiyle başlıyor. Agnes, sabahları yürüyüşe çıktığı, akşamları kedisiyle 12 Angry Men izlediği ve bazen komşusuyla seviştiği durgun ama sevimli bir hayata sahip. Ayrıca üniversitede yarı zamanlı eğitmenlik yapıyor ve bir terfi almayı umuyor. Lydie’nin hayatında ise bir nebze daha önemli gelişmeler var.

Victor‘ın, gündelik yaşamı gösterişsiz bir şiirsellik ile donattığı durgun anlardan birinde Lydie, Agnes’e hamile olduğunu söylüyor. Bu, her ne kadar muhteşem bir gelişme olsa da, Agnes’in olaysız yaşamında radikal bir değişimin eksikliğini hatırlatıveriyor. Zira, karakteri hayata bağlayan unsurlar, bir Susan Sontag kitabı veya bir sabah kahvesinden pek de fazlası değil. Onun yaşadığı görünmez yabancılaşmayı hemen sezen Lydie, “Ölmeyeceksin, değil mi?” diye soruyor. Bu soru, esprili bir atışmaya dönüşmesine rağmen aklımızın bir köşesinde yankılanıyor. Evet, Agnes bu hikayede ölmüyor; ancak yaşam enerjisinin taksitlerle yitip gittiği yılları hatırlamaya başlıyor.

Lydie, partnerinin yanına New York’a geri dönmeden önce Agnes ile eski arkadaşlarının yemek davetine gidiyorlar. Üniversite yıllarından, bitmek bilmeyen tezlerden ve pimpirikli öğretmenlerden bahsederlerken Lydie, masanın altında Agnes’in elini tutma ihtiyacı hissediyor. Bu sahne, Agnes’in yaşadığı travmanın senaryoya doğrudan eklemlendiği birkaç sahneden biri. Victor, karakterin yaşadığı hissizliği doğrudan bir nedene bağlamak yerine, geçmişe saplanıp kalmayı bir tür varoluşsal mücadele olarak resmediyor. Malum olayın yaşandığı sahne bile (lineer olmayan kurgu nedeniyle) bunu önceden bilerek seyrettiğimizi unutmuyor ve bize grafik bir gösterge vermiyor. Aynı Agnes’in tabiri gibi, detayların unutulduğu ve yalnızca yaşanan şokun sürdüğü bir tasvir kullanılıyor. Seyirciye karşı kurulan mesafenin karakterin bakış açısı ile örtüştüğü her sahne, Victor‘ın olgun hikaye anlatıcılığını mükemmel bir şekilde ortaya koyuyor.

Sorry, Baby Film İncelemesi Filmekimi A24 Eva Victor Naomi Ackie Louis Cancelmi

Mucizevi Rastlantılar

Yönetmenin tercih ettiği anlatım prensibinin bir diğer mucizesi, öyküyü beklenmedik bir akışa oturtması. Victor, anlatıyı travmaya endekslemek ve seyirciyi çiğ bir duygusal anlatı ile manipüle etmek yerine daha dağınık bir hesaplaşma sunuyor. Bu açıdan senaryo, son yıllarda benzer karakter yolculukları izlediğimiz How to Have Sex ve Prima Facie gibi örneklerden ayrışıyor. Zira olayın çarpıcılığı, travmanın kendisinden ziyade yankıları üzerinden tartışmaya açılıyor. Bu, -yaşamaya aynen devam eden yan karakterler gibi- seyircinin mecburen öyküye yabancı kaldığı, acıma duygusundan ziyade beklenmedik bir empatiye davet edildiği bir anlatı. Bu perspektiften bakınca, biz de Agnes’in herhangi bir yıl rastladığı ve karşılıklı bir dönüşüm yaşadığı gezginlerden biriyiz. Seyrediyoruz, anlamaya çalışıyoruz, ancak -zamanın doğası gereği- karşı tarafı asla tam olarak kavrayamıyoruz. Seyirci ve karakter arasındaki bu asenkron uyum, filmin tümüne taşıyor ve her sahneye göre form alıyor. Akışkan ve sezgisel bir duygusal altyapı kurmak, özellikle sinema sanatında başarması son derece zor bir yaklaşım. Victor, alışıldık bir denklem uygulamak yerine çok daha görünmez ve aşkın bir anlatıcılık seçiyor. Ve henüz ilk uzun metrajı olmasına rağmen bu cüretkar (ama aynı zamanda mütevazı) tercihin hakkını sonuna kadar veriyor.

Zaman herkes için farklı akıyor. Agnes’in bir kedi, bebek ya da John Carroll Lynch ile karşılaştığı sahnelerde doğan duygunun temeli de bu. Yeni deneyimler, eskinin üstünü örtmek için bir fırsat. Dünyanın beklenmedik ama iyileştirici rastlantılar vadediyor oluşu, filmin doğrusal şekilde akmayı reddeden anlatımı ile inanılmaz bir ahenk kuruyor. Agnes, montunun içine sakladığı kedisi ile alışveriş yaparken veya bir panik atak anında Lynch‘in karakteri ile dertleşirken Victor zekice bir ikilem yaratıyor. Karakterin bağ kurma ihtiyacını travması üzerinden düşünmek veya daha geniş bir varoluşsal çıkmaz olarak görmek bizim tercihimiz.

Agnes için bazı kelimelerin, düşüncelerin ve eserlerin içine sinmiş, kazınmayacak şekilde onlara yeni ve çirkin birer anlam yüklemiş olan olay, nihayetinde ne kadar izin verilirse o kadar bulaşıcı. Böyle bakıldığında Sorry, Baby‘deki yolculuğun asıl amacı, aslında hayata dair daha güçlü ve kalıcı bir anlam bulmak. Agnes, kendini diğer karakterlere tanıttıkça ve onlarla etkileşime geçtikçe “kendini tekrar var etmek” için yeni fırsatlar buluyor. Böylece biz de hikayenin serbest akışını bu yolda karşılaştıklarımız üzerinden kurgulayabiliyoruz. Victor, varoluşsal arayışı senaryo yapısındaki rastgelelikler üzerinden anlamlandırarak ustalıklı bir kurguya imza atıyor.

Sorry, Baby Film İncelemesi Filmekimi A24 Eva Victor Naomi Ackie Louis Cancelmi

Kolektif Bir Aydınlanma Seansı

Sorry, Baby‘yi -bu yaz mevsiminin pek vadetmediği şiddette- gök gürültülü ve rüzgarlı bir akşamda seyrettim. Filmin özellikle ikinci yarısında ardı ardına yaşanan görünmez hesaplaşma anları, beni de -meta bir düzlemde- sezgisel akışına dahil etti. Agnes’in, ona artık bambaşka şeyler çağrıştıran tez sayfalarını seyrettiği anlarda ben de odamın titreyen kapısının, komşumun rüzgardan çarpan camının ve arabasının alarmını susturmaya çalışan mahalleden birinin seslerini dinledim. Klima veya fan sesi eşliğinde olduğum yerde terleyip söylendiğim sıradan gecelerin aksine yaşıyordum, yaşıyorduk. Her gök gürlemesinde kedimle beraber irkiliyor, arabanın alarmı -sahibinin tüm çabalarına rağmen- tekrar ötmeye başladığında kendimi gülmekten alıkoyamıyordum. Sanırım sinemanın ve genel olarak sanatın bana sunmasını istediğim yegane deneyim bu: Aynı acıları paylaşmıyor olmama rağmen bir sanatçının zihin dünyasını bir süreliğine ödünç almak.

Victor, hem filmle hem de hayatla aramızdaki mesafenin beklenmedik şekillerde değiştiği yaşam/sanat kültürünü inanılmaz bir dikkatle etüt etmiş bir yönetmen. Bir süre sonra o kadar dahiyane bir anlatı yaratıyor ki, söylenen her söz ve geçen her saniye istemsizce anlamlı gelmeye ve bir bütünlük oluşturmaya başlıyor. Agnes’in kaybettiği yaşam sevgisini böylesine hesapsız bir kolektif aydınlanma eşliğinde geri kazandırabilmek, başlı başına akıl almaz bir deneyim.

Sorry, Baby, -aynı filmdeki tüm karşılaşmalar gibi- herkeste bambaşka çağrışımlar uyandıracak bir yapım. Victor, yaratıcı bir kurgu ve ustalıklı bir anlatıcılık ile filmi adeta bir terapi seansına çeviriyor. Agnes ise bir camın veya perdenin arkasından seyrettiğiniz yoldaşınız haline geliyor. Aramızdaki bu mesafe, zamanın göreceliliğine ve hayatın rastlantılarına dair derinlikli bir keşif yaratıyor. Nihayetinde hassas varlıklarız ve iyileşmek beklenenden uzun sürebiliyor. Bu kırılganlık, Victor‘ın modern sinema dili ve insani mizah anlayışının temelini oluşturuyor.

Sorry, Baby‘nin Amerikan Bağımsız Sineması’ndan ödünç aldığı sakin ama özgür anlatım stili, ne Kelly Reichardt‘ınki kadar meditatif ne de Noah Baumbach‘ınki kadar coşkulu. Victor, Agnes rolünde harikalar yaratırken aynı zamanda bir yönetmen olarak kendi sesini bulmayı başarıyor. Sorry, Baby kimileri için durgun bir tecrübe olabilir; ancak Victor, gözünüzün içine bakıyor ve bir süreliğine aynı frekansta kalmanızı sağlıyor. Bazen mahremini açıyor, bazense tuhaf mutluluklarını paylaşıyor ve -bir daha karşılaşmak umuduyla- zarifçe özür dileyerek yoluna devam ediyor.


Tunahan İbiş’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Weapons: Toplumsal Öfkenin Doğurduğu Kaos

The Life of Chuck: Fantastik Bir Olmamışlık

TUNAHAN İBİŞ
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği öğrencisi. Tam zamanlı izleyici, yarı zamanlı sinema yazarı ve editör.

Freakier Friday: Her Şey Daha Çılgın, Daha Duygusal

önceki yazı

April: Ben Yapmazsam Başkası Yapar

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir