Usta yazar Stephen King‘in If It Bleeds (Kan Varsa) adlı öykü kitabındaki aynı adlı hikayeden uyarlanan The Life of Chuck, 2024 yapımı bir fantastik dram filmi olarak karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını son dönemin popüler korku yönetmenlerinden Mike Flanagan üstleniyor. Stephen King ve Mike Flanagan gibi iki korku duayeni ismin bir dram hikayesiyle filmine imza atıyor olmaları şaşırtıcı gözükse de, ikili ilk ortaklıklarını 2019 senesinde başarılı uyarlama Doctor Sleep ile göstermişlerdi. The Life of Chuck, başrolünde Tom Hiddleston, Karen Gillan ve Chiwetel Ejiofo gibi ünlü isimlere ve daha birçok sürpriz oyuncuya ev sahipliği yapmasıyla dikkat çekiyor. 6 Eylül 2024’te dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştiren ve oradan People’s Choice Ödülü ile dönen filmin dağıtımını ise Neon üstleniyor.

Dünya, yok olmanın eşiğine geliyor. Depremler, tsunamiler, elektrik kesintileri ve daha fazlası… Bunca felaketin ve paniğin arasında ise tüm billboardlarda ve duvarlarda Charles Krantz adlı kimsenin tanımadığı bir adama teşekkür ediliyor. Film, gerçekliğin yavaş yavaş silindiği bu tuhaf ve fantastik kıyametin izini sürerken zamanın tersine dönüp Chuck’ın ölümünden çocukluğuna ilerliyor. Hastalığına rağmen hayatı tutkuyla seven, küçük anları büyük bir anlamla yaşayan bir adamın hikayesini anlatmaya başlıyor. Belki de tüm dünya, her şeyin merkezinde olan Chuck’ın zihninde dönüyor.

The Life of Chuck Film İncelemesi Arakat Mag Bir Film 2024 Mike Flanagan Tom Hiddleston Jacob Tremblay Benjamin Pajak

Sadık Ancak Ruhsuz Bir Uyarlama

The Life of Chuck, belki de uyarlandığı hikayeye en sadık King uyarlamalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Hatta o kadar sadık ki, orijinal metindeki diyaloglarla filmdeki diyalogların pek çoğu neredeyse birebir aynı oluşuyla şaşırtıyor. Bu durum, King‘in veya Flanagan‘ın tercihi mi yoksa kolaya mı kaçılmış bilinmez. Ancak birkaç küçük eklenti dışında King‘in kısa hikayesinin kopyasını görsel olarak izlemiş oluyoruz. Bu normalde takdir edilecek bir durum olsa da, burada ne yazık ki beklenilen etkiyi yaratmıyor. Hatta belki de hikayeyi okuyanları film daha çok üzüyor. Öncelikle en büyük sıkıntı, bu hikayenin filme uyarlanmak üzere seçimi gözüküyor. Her ne kadar Forrest Gump (1994), The Curious Case of Benjamin Button (2008), The Tree of Life (2011) veya The Secret Life of Walter Mitty (2013) potansiyeli olan bir fantastik drama hikayesi ortada olsa da, dram yönü ve üçüncü şahıs anlatımı ağır basan daha durgun bir hikaye karşımıza çıkıyor. Hal böyle olunca, hikayeye sadık kalınması da filmi baltalayan en büyük etken oluyor.

Bir diğer büyük problem ise öyküyü okurken deneyimi olumsuz etkilemiyor olsa da, izlerken can sıkıcı hale gelen ve filme de dış ses olarak bolca konulan hikaye anlatıcısı. Dış sesin bolca kullanımı, birçok yerde tabiri caizse ucuz ve kötü film hissiyatı yaratıyor. Filmin kitaptaki gibi sondan başa giden kurgusu da ilk bölümden sonra anlamını ve heyecanını yitiriyor. İki saate yakın süresiyle yönetmenine ve oyuncu kadrosuna rağmen ilk dakikalardan akıcılığını yitiren ve amaçladığı duygusal yoğunluğu izleyiciye geçiremeyen başarısız bir fantastik deneme olarak kalıyor.

The Life of Chuck, Mike Flanagan‘ın kendine has tarzını sürdürdüğünü ve artık isminin bir imza niteliği taşıdığını bir kez daha ortaya koyuyor. Film, korku türünde olmamasına rağmen yönetmenin geçmiş projelerinde kullandığına benzer renk paletine ve oyuncu kadrosuna yer veriyor. Renk paleti, özellikle Doctor Sleep‘i anımsatıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Flanagan‘ın Oculus (2013) filminden tanıdığımız Karen Gillan ile Annalise Basso, Before I Wake (2016) filminden Jacob Tremblay, The Haunting of Bly Manor (2020) dizisinden ise Rahul Kohli yer alıyor. Ayrıca korku filmlerinin meşhur isimlerinden David Dastmalchian ile Matthew Lillard‘a da kadroda yer veriliyor. Yönetmenin oyuncu eşi Kate Siegel ise Flanagan‘ın neredeyse her işinde olduğu gibi bu filmde de bulunuyor. Flanagan, King ile olan sıkı bağını diğer kitaplarına göndermelerde bulunarak daha da güçlendiriyor. Mesela, filmin başlarında King‘in Christine eserinin meşhur katil arabası 1958 Plymouth Fury modeli trafikte gözüküyor.

The Life of Chuck Film İncelemesi Arakat Mag Bir Film 2024 Mike Flanagan Tom Hiddleston Jacob Tremblay Benjamin Pajak

Neon’un PR Ekibi İş Başında

Neon, son dönemde A24 ile neredeyse modern korku filmi yarışına girmiş olan ve adını sıkça duyduğumuz firmalardan biri olarak biliniyor. Ancak korku filmlerinin dağıtımcılığını üstlenmesinin yanı sıra, filmlere yaptığı tanıtım ve PR çalışmalarıyla da öne çıkıyor. PR çalışmaları o kadar etkili ve başarılı oluyor ki, olumlu etkileri bir noktadan sonra daha büyük olumsuzluklara yol açıyor. Bir projeye olan beklentiyi arşa çıkarınca filmin ardından daha büyük bir hayal kırıklığı oluşuyor. Yakın dönemden Longlegs (2024), Immaculate (2024), Cuckoo (2024) ve The Monkey (2025) filmleri, bu duruma gösterilebilecek en iyi örnekler oluyor. Yalnızca Together (2025) filmiyle bu döngü kırılabilmiş gibi gözüküyor.

The Life of Chuck her ne kadar korku filmi olmasa da, aynı pazarlama politikalarıyla karşımızı çıkıyor ve filmi övgülere boğan yorumların kullanıldığı tanıtımlarla beklentileri haliyle büyütüyor. Filmde oldukça az yer alan fantastik sahnelerin tanıtımlarda kullanılmasının da ayrıca bir kandırma politikası olduğu söylenebilir. Evet, bu fantastik bir dram sayılabilecek nitelikte bir hikaye ama film, iki saatlik süresi boyunca temelindeki fikir veya birkaç küçük sahne dışında herhangi bir fantastik öge barındırmıyor. Bu durumda Neon‘un tanıtımları yanıltıcı olup beklentiyi yukarı taşıyınca film daha çok hayal kırıklığına uğratıyor.

The Life of Chuck, kağıt üzerinde güçlü görünen isimlerin ve dokunaklı bir kısa öykünün birleşimiyle merak uyandırsa da, sinema dilinde “olmamışlık” hissi bırakan bir fantastik-dram olarak karşımıza çıkıyor. Flanagan’ın imza estetiği, oyuncu kadrosunun cazibesi ve King’in eserine duyulan sadakat, tek başına filmi kurtarmaya yetmiyor. Film, kendini anlamlı kılacak sinematik riskleri almaktan çekinmiş gibi duruyor; bazı hikâyelerin beyaz perdeye taşınmaması gerektiği düşüncesini uyandırıyor. Her şeye rağmen, güçlü oyuncu kadrosunun hatırına ve King uyarlaması olduğu için bir şans verilebilir.


Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Duvara Karşı: Yine mi Güzeliz

The Naked Gun: Eski Drebin, Yeni Frank

Buğra Mert Alkayalar
Alkayalar, 1998 yılında Yozgat’ta doğdu. 2020’de Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden lisans, 2024’te ise aynı alanda yüksek lisans derecesini aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde Sinema doktorası yapmaktadır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği kısa filmleriyle Altın Koza Film Festivali, FABİSAD GİO Ödülleri, H.P. Lovecraft Film Festival ve Morbido Fest gibi ulusal ve uluslararası film festivallerinde yer aldı. 2023 yılında ilk öykü derlemesi Birtakım Rivayetler, Porsuk Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapan Alkayalar, sinema çalışmalarını hem akademik hem de sanatsal üretim alanlarında sürdürmektedir. Aynı zamanda dijital mecrada sinema yazarlığı yapmaktadır.

    Duvara Karşı: Yine mi Güzeliz

    önceki yazı

    The Bad Guys 2: Kötülerin İyilik Macerası

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir