Anti-Amerikanizm, biyolojik terör ve aile dramasının içinde olduğu hiciv dolu politik bir canavar filmi yapabilmek hiç kuşkusuz Bong Joon-ho gibi eşsiz bir zekanın ürünü olabilirdi. 2000ler öncesinde Amerikan izleyicisinin Kore sinemasına ticari ve eleştirel ilgisi sınırlı sayıdaki festival yönetmenlerinden ibaretti. Bong Joon-ho’nun, türleri biçimsel olarak ters düz ettiği katmanlı yapısı ve bir yandan Hollywood’un temel kodlarını alan harmanıyla bu noktada algısal bir kırılma sağladı. Yönetmen, 2003 yapımı Memories of Murder ve 2006 yılında çıkan The Host yapımlarıyla dünya sinemasında gözle görülür bir yer edindi.
Bong Joon-ho, The Host ile Amerikan sineması için “korkunun sembolü” olarak görülen, toplumsal metaforlarla dolu, politik bir efsane olan Japon kökenli Godzilla anlatısından esinleniyor. Eseri, yine Amerika olmak üzere kendi kültürünü eleştirerek Güney Kore sinemasında farklı bir forma dönüştürüyor. Bong Joon-ho, modernite altında gelişimini sürdüren Güney Kore’nin, dünyanın en büyük ekonomik gücüne sahip Amerika Birleşik Devletleri’nin gözetimi altında yaşandığı çelişkili ilişkileri kadrajına taşıyor. Bazı yönlerden emperyalist bir bakış sağlarken kolektif kaygıların örtbas edildiği bireysel çıkmazların göz önünde durduğu arada kalmış liminal bir topluluk gösterimi sergiliyor.
Politik Hiciv ve Katmanlı Hükümet Tasviri
The Host, politik temelini attığı sahneyle; bir Amerikan bilim insanı ve Koreli asistanının laboratuvardaki sekansı ile başlar. Güney Kore’deki bir Amerikan üssünde bulunan ikiliden Amerikalı doktor, elini tezgaha sürerek parmağındaki tozu gösterir ve Bay Kim’e hayatta en nefret ettiği şeyin toz olduğunu söyler. Bay Kim, hemen tezgahı sileceğini söylediğinde, doktor hemen silmesi gerekmediğini önce elindeki kimyasal şişeyi atması gerektiğini söyler. Kim, elindekinin Formalin olduğunu söyler. Hatta daha keskin bir ifadeyle Formaldehit olduğunu belirtir. Doktor ise bütün şişelerin tozla kaplandığını yineleyerek, Bay Kim’in şişeleri lavaboya dökmesi gerektiğini söyler. Kim, oldukça şaşırır ve anlamayan bir tonlamayla “Afedersiniz?” der. Bunların zehirli kimyasal olduğunu ve kuralların buna izin vermeyeceğini söyler. Doktor Kim’in sözünü keserek net bir ifadeyle “Onları lavabonun göbeğine boşaltın Bay Kim.” der. Kim, doktorun dediklerini anlamlandıramayan bir yüz ifadesiyle; eğer onları dökerse kimyasalların Han Nehri’ne karışacağını söyler. Doktor gülümseyerek; “Bu doğru, hadi doğrudan Han Nehri’ne atalım. Han Nehri çok geniş bir nehirdir Bay Kim. Bu konuda siz de geniş düşünün.” diye ekler. En son doktor bunun bir emir olduğunu söyler. Bay Kim bütün kimyasalları lavabodan dökmeye başlar ve sahne sona erer.
Filmin açılışını yapan bu sahne anlatının dinamiğinin ön gösterimi için önemli bir parçadır. Bong Joon-ho, karikatürize temsiller oluşturur. Ancak bunu filmin kendisini fazla ciddiye almayan tonunu belirlemek için gösterir. Yaratığın temeli bilimsel bir gelişmeyle şekillenmiştir. Han Nehri’ne atılan zehirli kimyasallar yıllar sonra mutasyon geçirmiş bir yaratığın oluşmasını sağlar. Yaratığın ortaya çıkışı, toplumsal olarak gerçeğin travmatik dengeyi bozarak ortaya çıkması gibi görülebilir. Travmanın saklı ve gizlenmiş anlamı canavarın suyun altından çıkışıyla örtüşür. Travmatik olarak gerçek, denizin diplerinden yukarıya doğru taşmaktadır. Tıpkı insanın bilinçaltında gizlediği travmaları gibi. Oluşan bulaşıcı salgınla sağlanan bağdaştırma ise modern dünyadaki artan kaygıları temsil etmektedir. Hükümet, daha pasif ve eleştirel bir tutumla ele alınır. Canavarın yarattığı felaketin sonrasında hükümetin becerisi ve süreç yönetimi oldukça başarısızdır. Yetkililer bir virüs salgını olduğunu ortaya atar. Bu virüs salgınıyla halkın üzerinde baskıcı bir sıkıyönetim ilişkisi kurmak isterler. Han Nehri’nde oluşan canavarın politik altyapısı ise gerçek bir durumdan esinlenilmiştir. Hikaye, 10 milyondan fazla insanın içme suyu olan Han Nehri’nde 480 şişe Formelidth döken Amerikalı Albert McFarland tarafından yaşanan gerçek bir olaya dayanmaktadır. Bong Joon-ho, bu felaketi hiciv altında kendi hikayesine dönüştürmüştür.
Otoriter Rejim, Baskılanmış Halk ve Gizli Canavarlar
Halkın istekleri ve hükümetin halka olan bakış açısı birçok sahnede ele alınır. Kaybolan Hyun-seo’nun babası Gang-Doo, karantinaya alınmış bir ortamın içerisinde, şeffaf bir perdenin önünde polis yetkilisine kızının onu telefonla aradığını ve yerinin tespit edilebileceğini anlatmaya çalışır. Ailesiyle beraber kendisini ne kadar hırpalasa da, yetkili kişi Gang-Doo’nun hastalık sebebiyle delirdiğini düşünür. Doktor ve polis yetkilisi yan yana Gang-Doo’ya bakarlar; doktor, hastanın fena birisi olmadığını, yalnızca onu anlamamız gerektiğini söyledikten sonra polis yetkilisi hızlıca alanı terk eder. Onu bir saniye bile olsa anlamak istemez. Bu sahne, hükümetlerin insanlık tarihi boyunca halklara yaşattığı felaketlerin sonrasında bunun kazazedesi olan ailelerin, hükümetlerin gözünde aslında nasıl bir temsile sahip olduğunun basit bir göstergesi olur. Üstelik hükümet Gang-Doo’yu bir canavar profiline sokarak onun hastalıklı ve virüs taşıyıcısı olduğuna hüküm verir. Gang-Doo, gerçeğin böyle olmadığını zamanla öğrenir. Bu noktada Kore halkı ise yaşadığı sistemin farkında değildir. Kendileri için hükümler veren hükümetin bu karar yönetimini nasıl sürdürdüğünü bilmezler. Yaşadıkları düzenin onları nasıl sömürdüğünün ve konumlandırdığının farkında değillerdir.
Hükümet filmin gizli canavarlarındandır. Yaşanan felaket üzerinden halka baskı kurmanın haricinde bireyleri sahte canavar temsiline sokar. Kore hükümeti halkın üzerinde “ABD Sarı Etkeni” adlı tüm biyolojik etkenleri imha eden bir gaz kullanmaya verir. Amerika tarafından Vietnam Savaşı’nda kullanılan portakal gazına benzeyen bu ölümcül gazın, yönetmen tarafından seçilmesi önemli bir husustur. Kullanılan portakal gazı benzeri sarı gaz, hükümetin baskıcı ve otoriter bakış açısının ise bir başka sembolüdür. Canavarı yok etme düşüncesiyle şehrin üzerine sıkılır. Halk ise bu kararı protesto ederek aslında virüs taşıyıcısının gribe benzer semptomları olduğuna yönelik kampanya yürütmeye başlar. Sarı etkenin sıkılmasıyla halkın ağzından ve kulaklarından kanların akar. İnsanın iletişim kurma organlarından akan kanlar, temsili otoritenin baskılanmış halka somut olarak neler yapabildiğinin göstergesi olur.
Türler Arasında Geçişler ve Kirlilik Sembolü
Bong Joon-ho, filmografisinin çoğunluğunda olduğu gibi türler arası geçişlerle örülmüş bir eser yaratıyor. The Host içerisinde mizah korku, gerilim, dram ve aksiyon içeren bir bütün olarak sunulur. Hikayenin olay örgüsüyle beraber türler arası geçişlerin beklenmeme ihtimali daha da artar. Canavar filmi olarak adını duyuran bir filmin politik hiciv dolu aile komedisi ve draması barındırması Bong Joon-ho‘nun ne kadar etkin bir yönetmen olduğunu ve filmin kümülatif başarısını bir kez daha gösterir. Filmin başında yaratığın denizden çıkışıyla aksiyon ve gerilim dolu bir sekans izleriz. Sahne ve canavarın hareketleri dönemin teknolojik yetkinlikleriyle bağlantılı olarak iyi bir gerilim yaratır. Sahne içerisinde ve öncesinde aileyi anlatan absürt mizahi yönlere şahit oluruz. Ardından film, Gang-Doo ve kızı açısından yoğun dramatik yönleriyle ön plana çıkar. Yönetmen 3 farklı türü bir noktada güçlü anlatılarla buluşturur. Tonal bazda yaşanan bu değişimler filmin içerisinde birçok noktada kendisini gösterir. Hiciv içeren yapısıyla beraber uyumlu bir bütünlük sağlar. Bong Joon-ho, türler arası geçişleri kurgularken dengeyi de sağlar. Film temelinde bazı fikirlerle belirginleşen bir yön çizse de, türsel olarak dengesini korur. Duygusal olarak yaşanan yoğun hissiyatlar ise dengenin doğal bir şekilde o yöne ilerlemesini sağlar.
The Host, Güney Kore’nin dönem içerisinde Amerikan Birleşik Devletleri ile yaptığı anlaşmalar sonucunda geleneksel bağlarını kaybetmesine dair çeşitli gösterimlerde bulunur. Amerikan bir doktorun sebep olduğu yaratığın incelemeleri hastane ortamında yapılırken hastalar üzerinde birçok bilimsel ekipman kullanılır. Öte yandan ise kanalizasyonda yaşayan yaratığın peşindeki aile fertlerinin yaşadığı koşuşturmalarda kirli ve karanlık bir atmosfer yaratılır. Karakterlerin kirliliğine ve kokusuna yönelik bir şey söylenmez ama koku ve kirlilik unsuru ekrandan bile hissedilir. Koku daha çok görünmez bir tehdidin sembolü haline gelir. Yağmur bir an bile durmaz, şiddetinden karakterlerin nefes alamadığı zamanlar bile yaşanır. Hastane ve kanalizasyonun, sterilize ve kirlilik zıtlığı filmin giriş sahnesinde Amerikan doktorun tozdan nefret ettiğini söylemesi ile kesişim yaşar. Amerika’nın yaratımı olan canavarın, günümüzde küresel güçlerin yarattığı felaketlerle olan bağlamı ağırlığını hissettirir. Finalde hükümetin durumu tamamen yanlış bir anlaşılmayla açıklaması ve her şeyin unutulması ama bir ailenin bu açıklamayla çelişkili olarak yok olması, biyolojik terörün en iyi sembolize gösterimlerindendir.
Aile İlişkileri ve Karakterlerin Temsili
Bong Joon-ho, The Host ile duygusal olarak temeline aileyi koymaktadır. Aile; büyükbaba Hee-bong, tembel oğlu Gang-Doo, onun kardeşi Nam-İl ve okçuluk takımında televizyona çıktığını gördüğümüz Nam-Joo ve Gang Doo’nun küçük kızı Hyun-seo’dan oluşmaktadır. Aile üç ayrı kuşaktan bir araya gelmektedir. Karakter yazımı olarak filmin başında yönetmen bize bazı derin ipuçları verir. Gang-Doo sürekli uyuklar, kızına doğru koşarken yere düşer. Dengesiz, tembel ve düzensiz bir yapıdadır. Kızı Hyun-seo ise babası babalar gününde okuluna gelmedi diye umursamadan babasını yerden çekiştirir. Akıllı ve olgun bir karakterde gözükür. İkilinin baba, kız ilişkisi düzensiz ve eksik gözükse de, aralarındaki sevgi hissedilir. Gang-Doo, kızına yeni telefon almak için para biriktirdiğini onun ne tepki vereceğine dair büyük bir merakla gösterir. Biriktirilen bu para daha sonrasında polislere rüşvet amaçlı yasaklanan nehrin etrafında dolaşmalarına olanak sağlayacaktır. Ailenin büyükbabası Hie-bong ise tembel oğlu Gang-Doo’yu komuta eden ve aileyi daha sarmalayan bir karakterdedir.
Ailenin başına gelenler, kolektif olarak Kore halkının yaşadıklarına bir gönderme niteliği taşır. Hie-bong’un torununu bulmaya çalışırken kendini feda etmesi aile büyüğünün toplum yaşamındaki fedakarlıklarının simgesidir. Bir ailenin hükümetin kontrol edemediği bir canavar sonucu eksilmesi ise hükümetlerin aileler olan acımasızlığı ve Kore toplumunun tarihsel olarak yaşadığı felaketlerle ilişkilidir. Filmde, aileyi geleneksel bir Kore evinin içerisinde değil ailenin sığamayacağı darlıkta bir yerde görürüz. Evin içi oldukça düzensiz gözükür. Kirli bulaşıklar, kirli duvarlar ve boş yemek paketleri iç içe geçmiştir. Mobilyalar eskidir, evin içerisindeki ışık ise yetersiz ve yine kirlidir. Ailenin telefonunun eski olması, Hyun-seo’nun bundan yakınması ve evle ilgili izlenimler ailenin ekonomik gelir seviyesinin düşük olduğunu gösterir. Ailenin üniversite mezunu üyesi Nam-il hikayenin devamında Hyun-seo’yu bulmak için kendi çevresini kullanır. Bir arkadaşıyla iletişime geçer. Ancak arkadaşı o sırada Hyun-seo’nun bulunması için hükümetle anlaşmaktadır. Nam-il’in arkadaşının da bir sekansta geçinemediğini öğreniriz. Bu tasvirler yozlaşmış kapitalist bir düzenin içerisinde kapana kısılmış karakterlerin tasviridir. Kolektif olarak ekonomik durumlarla başa çıkmaya çalışan Güney Kore halkı, karakterlerle bir kesişim yaşar. Nam-il’in yetkililerden elektriği keserek kurtulması ise ilkel ve doğal bir yolla bu çıkmazdan kurtulabildiğini gösterir.
Kültürel Yozlaşma ve Korkunun Varlığı
Bong Joon-ho, Güney Kore toplumunun modern ilkeler altında yaşadığı değişimi yozlaşma kavramıyla altında yansıtır. Hükümetin tamamen otoriter ve baskıcı halk düzenine, karakterlerin kişisel olarak yozlaşmış tutumları eklenir. Hükümetin topluma empoze ettiği sahte bulaşıcı hastalık algısıyla Park ailesi hastanede tutuluyordur. Aile hastaneden yasa dışı bir çeteye rüşvet vererek çıkar. Ailenin büyükbabası Hee-Bong’a çetenin üyelerinin paranın miktarı konusunda bir konuşma yaptığını görürüz. Bong’dan kredi kartının hepsini isterler. Bu sahne ülkedeki yozlaşmanın halkı ne durumlara yönelterek bireylerin ne çeşit çözümler bulmak zorunda kaldığının bir tasviri olur. Aile, arabaya bindikten sonra yüzlerini saklayarak ilerlerken, Hen Nehri’ne varırlar. Nehrin etrafı yoğun gözetim altında olduğundan yüzlerini tüm çabalarıyla saklarlar. Yetkili gülümseyerek arabanın camının açılmasını ister. Yüzünü endişeyle saklayan Gang-Doo’ya bakarak aileyi direkt olarak tanır. Ailenin bu çıkmazdan çıkışı Gang-Doo’nun kızının yeni telefonu için uzun bir zamandır biriktirdiği bozukluklarla gerçekleşir. Yetkiliye verilen rüşvet ailenin kayıp olan kızlarını arama yolunda bir gelişme sağlarken, hükümet ise ekonomik seviyesi düşük bir ailenin sakınarak biriktirdiği önemli bir paraya sahip olur. Kendine kolayca yer bulan kurumsallaşmış yolsuzluk Güney Kore’nin içerisinde dolaşmaktadır.
The Host‘un korkuya bakış açısı da oldukça katmanlı bir halde gelişir. Bong Joon-ho, korkunun direkt gösteriminden çok korku figürünü hikayenin içerisine saklamaya dikkat eder. Canavarı en doğrudan uzunca gördüğümüz sahneler filmin girişinde ve finalindedir. Hikayenin gelişimi boyunca yaratık görünmez hale gelerek halkın kendisi için bir korku sembolü oluşturur. İnsanların yaşadığı kaygılar ve güvensizlikler yaratığın bir gölgesi gibi halkın üzerine çöker. Ailenin sımsıkı yapısına rağmen birbiriyle yaşadığı korkular ve şüpheler korku figürünün dönüşümünü oluşturur. Yaratıkla beraber insanların fiziksel olarak yaşadığı dehşet, bireylerin bilinçaltındaki kapalı kalmış korkuyla birleşerek toplumsal kolektif bilinçaltını yansıtır. Canavar bir dehşet sembolü olmanın haricinde insan ilişkilerini etkiler ve kültürel yozlaşmayı ortaya çıkarır.
Sinematografi ve Görsellik
The Host‘un Kore ve Amerikan etkisine dair anlatmak istediklerini bir aile üzerinden başarıyla sergilemesindeki en önemli etkenlerden biri görsel olarak yetkinliği. Filmin görüntü yönetmeni Hyung Koo Kim, anlatılmak istenilen atmosferin betimlemesi için yaratıcı bir renk paleti kullanır. Yaratığın ortaya çıkışının tipik yaratık filmlerinin tersi şekilde gündüz vakti gerçekleşmesi cesur bir tercihtir. Bong Joon-ho, izleyicinin yaratıkla hemen etkileşime girmesini ister. Bunu yaparak hikayesinin metaforla dolu anlatısının temelini atar. Filmin kırılma noktalarından, Gang-Doo’nun kızının değil de başka bir kızın elini tuttuğu sahnenin kurgusu oldukça başarılıdır. Filmin sinematografisi duygusal anlarda etkili denemelerde bulunur. Ağır çekim, geniş planlar, sesin alçak ve tetikleyici kullanımı gibi detaylara tanık oluruz. Geniş planlar ağırlığını hissettirerek karakterlerin toplumsal olarak yalnızlığını vurgular. Bu doğrultuda cenaze sahnesi bir örnektir. Kamera yukarıdan karakterlerin kendilerini ağlayarak yere attığını gösterip sahnenin absürtlüğü ve trajedinin etkisini yansıtır.
Karanlık mekanların kullanımı filmde önemli bir konumdadır. Hyun-seo’nun tutsak kaldığı kanalizasyon klostrofobik ve tekinsiz bir şekilde sunulur. Soğuk renk paleti görsel olarak kendisini hissettirir. Açılar ise daha fazla dar perspektiflerle biçimlenir. Finaldeki gecekondu sahnesi ise sarı ışıkla iç ısıtacak bir niyetle kurgulanır. Dışarıda yağan karla beraber huzurlu ve hüzünlü bir atmosfer yaratılır. The Host, önemli dijital ve pratik efektlerle süslenmiştir. Efektler filmin önemli miktardaki bütçesini oluştururken filmin genelinde bilgisayar efektinin yanı sıra gerçek hareketli modeller de kullanılmıştır. Yaratığın modeli dijital olarak belirlenirken balıktan evrimleşmiş görünümü dikkat çeker.
Godzilla Odağında Korku Sineması Canavarları Karşılaştırması
Hükümetin korku politikalarının bir temsili olan canavarın klasik korku ve canavar hikayeleriyle çeşitli benzerlikleri bulunmaktadır. Bong Joon-ho, filmin Godzilla gibi canavar filmlerinden ilhamlar barındırdığını ve The Host‘un bu filmle bir saygı duyma fikri olduğunu söylemiştir. The Host, bir Japon hikayesi olan Godzilla (1954) ile çeşitli benzerlikler taşır. Godzilla‘nın oluşumu 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’ya atılan nükleer bombaların bir metaforu sonucu gelişir. The Host‘da benzer şekilde bir kimyasal tepkime ve facia sonucu ortaya çıkmaktadır. İki canavarın oluşumunun altında yatan sebeplerden birisi biyolojik terördür. Godzilla oluşumunda kendisini insanlık tarihine adarken The Host bu anlatıyı Kore özelinde genişletir. İki filmde de felaketlere yol açan bir Amerikan askeridir. Godzilla Japonya’ya atılan nükleer bombaları atan askerlerle, The Host ise bir Amerikan doktorunun verdiği kararla oluşur.
Bong Joon-ho, hikayesinin dramatik öğelerini bir ailenin odağına yerleştirerek kendi kültürüyle anlamlı bir farklılık yaratır. Godzilla‘da ana odak daha çok politikacılar, bilim insanlarındadır. Askeri birimler, olay örgüsünde daha fazla gözükmektedir. Bong Joon-ho‘nun bu tercihi halkın manipülasyonunu ve sömürüsünün gösterimi için uyumlu bir tercih olur. The Host‘un canavarı sinemadaki diğer canavarlardan daha doğrudan olmakla beraber bir o kadar da örtük bir intikam duygusuna sahiptir. Amaç daha çok canavarın ölümü değil de düzenin son bulmasını sağlamaktır. Canavar ölür ama izleyicinin dünyasında yaşanılanlarla bağlantılı bir çözümleme gerçekleşmez. Yaşanılanlara yönelik toplumsal farkındalık hissiyatı daha ön plandadır.
The Host, vizyona girdiği yıl içerisinde Güney Kore’de gişe rekorlarını kırdı. Asya Film Ödülleri’nde En İyi Film Ödülü’nü kazanan film, Kore sinemasının algısal menzilini genişletti. Yıllar geçse de özgün bir canavar filmi olarak niteliklerinden bir şey kaybetmeyen The Host, günümüzde tanık olmadığımız kadar güçlü ve cesur mesajlar barındıran bir politik hiciv. Biyolojik terör, yozlaşma, Anti-Amerikanizm, aile bağları ve otoriter hükümet tasvirlerinin bir canavar anlatısıyla içi dolu bir bütünlük sağlayabilmesi eserin özgünlüğünü göstermektedir. The Host, insanlığın benliğinde barındırdığı canavarlara dair, bireylerin kolektif bilinçaltına inerek yüzleşmelerini anlatan evrensel bir hikaye olarak sinemada daimi ve özel bir konumda yer almaya devam edecektir.
Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Barking Dogs Never Bite: Uzakdoğu Sinemasının En İyi İlk Filmlerinden
























Yorumlar