Dünyada pek çok yönetmen farklı şekillerde Oscar tarihine geçmiştir. Ancak 2020 yılında gerçekleştirilen Oscar ödüllerinde belki de asla gerçekleşmeyeceği düşünülen bir gelişme yaşandı. En İyi Film kategorisinde ilk kez İngilizce olmayan bir film ödül aldı. Bu film de o dönem çok fazla konuşulan Parasite filmiydi.
Parasite henüz ödül sezonundayken filmin yönetmeni Bong Joon-ho hakkında bazı söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Bu söylentiler arasında “Parasite’in sanıldığı gibi en iyi filmi olmadığı, daha iyi filmlerinin olduğu” söylentisi de vardı. Bu filmlerin başında da Memories of Murder vardı. Memories of Murder, Parasite’den neredeyse 20 yıl önce çekilmiş bir film olmasına rağmen yönetmenine hak ettiği şöhreti Parasite kadar getirememişti. Oysa pek çok eleştirmene göre Bong Joon-ho filmografisindeki en iyi filmdi. Ne yalan söyleyeyim bana göre de öyle.

Klişe Görünen ama Gerçek Bir Konu
Sinema tarihi seri katil filmleriyle doludur. Ancak “iyi” olarak nitelendirilebilecek seri katil filmi görece daha azdır. Bu filmler arasında Memories of Murder konusuyla diğerlerinden ayrılır. Film özellikle 1980’li yıllarda Güney Kore’de epey yankı uyandırmış bir seri katilin aranışını konu alır. Bahsi geçen ama bulunamayan seri katil sadece kadınları öldürmektedir. Üstelik kurbanların sadece kadın olmaları yetmez. Katilin bazı ritüelleri vardır. Örneğin tüm cinayetler yağmurlu havada ve aynı şarkı çalarken gerçekleşir. Öldürülen kadınlar da hep kırmızı kıyafetler giydirilen kadınlardır. Bu benzerliklerin tüm cinayetlerde görülmesi katilin takıntılarını işaret eder.
Filmin açılış sahnesi bu kadar karanlık bir film izleyecek olmamızdan habersizken oldukça iç açıcıdır. Sarı ve yeşil rengin ağırlıklı olduğu büyük tarlaların ortasında konumlanan kamera bir grup insanı gösterir. Kısa bir süre sonra yol kenarında bulunan küçük bir kanalda bir kadın cesedi bulunur. Kısa süre içinde peş peşe bulunan kadın cesetleri bunun bir seri katil işi olduğunun anlaşılmasını sağlar. Bu dosyayı çözmesi için göreve polis memuru Park Doo-man (Song Kang-ho) atanır. Park Doo-man bu iş için biraz “acemi” bir polistir. İşin içinden nasıl çıkacağını düşünürken şehir merkezinden bir başka polis olan Seo Tae-yoon (Kim Sang-kyung) atanır. İkili film boyunca birçok şüpheliyi sorgular ve katili bulmaya çalışır.
Memories of Murder, hikayesini daha çok bu iki polis üzerine kurar. Park, daha çok içgüdülerine güvenen, yerel bir dedektifken; Seo, Seul’den gelen, analitik düşünen, modern yöntemlere inanan bir karakterdir. Görece biraz daha taşralı ve diğerine kıyasla daha eğitimli görünen iki polis pek çok polisiye filmin ana kahramanlarıdır. Bu açıdan film diğer polisiye filmlerden ayrılmıyor. Hatta yer yer bu iki polisin çatışmasına, uyguladıkları yöntemlerde ters düşmelerine kadar türün klişelerine sadık kalıyor.

Sadece Polisiye Demek Yetmez
Memories of Murder için bir polisiye film demek elbette mümkün ve doğrudur. Ancak sadece bir polisiye olduğunu söylemek yetmez. Film başından sonuna çok da iyi bir gerilim filmidir. Özellikle cinayetlerin belirli aralıklarla filme dahil oluşu gerilimin düşmesini önler.
Gerilim sadece cinayet sahneleriyle de korunmaz. Polislerin katile her yaklaştıklarını düşündüğünde başarısız olmaları da ayrı bir etkendir. Çünkü görevlendirilen Park Doo-man ve Seo Tae-yoon sürekli yeni kanıtlar bularak diğer cinayetlere giderler. Oysa bu kanıtlar neredeyse katilin polislerle oynadığı bir oyuna dönüşür.
Polisler görevleri süresince artık polis olmaktan çıkıp iki dedektife dönüşür. Dedektifler her gün yeni bir cinayet haberi alacakları düşüncesiyle operasyonu yönetirler. Bu da hem dedektifler hem de seyirci üzerinde kurulan bir tehdit unsurudur. Sürekli tetikte bekleyen seyirci çalan her telefonla biraz daha gerilir. Bong Joon-ho’nun en iyi yaptığı şey belki de bu gerilimi yüksek bir seviyede tutabilmektir. Özellikle bu sahnelerin sürekli gece, yağmurlu ve ıssız ortamlarda olması ise bir başka gerilim sebebidir.

Zor ama İncelikli Sahneler
Memories of Murder için henüz ikinci filmi olmasına rağmen Bong Joon-ho’nun pek çok açıdan iyi bir film çıkardığını söylemem gerek. Bunların en başında da iyi planlanmış sahneler geliyor. Daha çok akşam çekimi olan sahneler şüphesiz filmin karanlık dünyasının bir yansıması.
Filmde benim en çok beğendiğim sahne bir gece vakti herkesin birbirinden habersiz birilerini izlediği sahneydi. Bu sahnede Park Doo-man büyücü diyebileceğimiz bir kadından öğrendiği yöntemle katili bulmaya çalışır. Arkadaşıyla gece vakti bölgeye gider ve elindeki kağıtla bazı şeyler yapar. Bir süre sonra birinin geldiğini görür ve saklanırlar. Gelen kişi ikinci dedektif Seo Tae-yoon’dur. İkili bir süre bu adamı izlerler. Bir süre sonra başka birinin daha geldiğini görürler ve bu defa da Seo Tae-yoon saklanır onu izler. Bu gelen muhtemelen katildir. Çünkü katil cebinden bir kadın iç çamaşırı çıkarır, yere serer ve onunla bir fantezi kurar. Bir süre sonra katil izlendiğini fark eder ve kovalamaca başlar. Sonuçta birbirinden habersiz bu bölgeye giden dedektifler katili yine yakalayamaz.
Bu sahneyi önemsememin sebebi bir “gözetleme” hali olmasıdır. Daha önce The Gorge filmi için yazdığım yazıda skopofili kavramından ve bu kavramı literatüre kazandıran Laura Mulvey’den bahsetmiştim. Bu filmin bu sahnesinde tekrar ve biraz daha genişleterek bu konudan bahsetmem gerek.
Laura Mulvey, Görsel Haz ve Anlatı Sineması makalesi ile feminist film kuramına önemli bir katkı sunmuştur. Bu makalede pek çok kavramdan bahseder ve uzunca açıklar. Ancak iki kavram öne çıkar: voyorizm ve skopofili. Bu iki kavram sinemada gözetlemenin getirdiği kavramlardır. Bir karakterin başka bir karakteri gözetlemesinin bazı nedenleri vardır. Merak ve haz bu sebeplerin başında gelir. Gözetleyen kişinin karanlıkta, gözetlenenin ise daha görünür olması için aydınlıkta olması da gereklidir. Hatta sinema salonunda perde aydınlıkken sinema seyircisinin daha karanlık bir alanda konumlanması da buna işaret eder. Perdede gözetleyen-gözetlenen karşıtlığı kurulurken sinema seyircisi de onları gözetler ve Mulvey’in de ifadesiyle bir “bakış trafiği” oluşur. Memories of Murder’ın bu sahnesinde de şüphesiz meraktan ortaya çıkan bir bakış trafiği kurulur. Önce Park Doo-man dedektif arkadaşı Seo Tae-yoon’u daha sonra ikisi birden katil olduğunu düşündükleri adamı gözetlerler. Katil olduğu düşünülen adam da bu sahnede bir kadın iç çamaşırı ile fantezi hali içindedir. Sinema seyircisi olarak biz de “ilahi bakış açısı” ile tüm bu olan biteni gözetleriz. Tüm gözetleyenler merakından birini gözetlemektedir. Yani bu sahne Bong Joon-ho’nun Laura Mulvey’in anlatmaya çalıştığı bakış trafiğine çok iyi bir örnektir.

Unutulmaz Final
Pek çok açıdan unutulmaz sahnesi olan Memories of Murder finaliyle de hafızalarda önemli bir yer tutuyor. Filmin son bölümüne geldiğimizde 2003 yılına gelmiş bulunuyoruz. Bulunamayan seri katil dosyası çoktan kapanmış durumda. Park Doo-man filmin en başında gördüğümüz küçük kanal yakınlarında yürüyor. Kanala girip ilk cesedi gördüğü yere doğru eğilip bakıyor. Bu sırada küçük bir kız ona yaklaşıyor ve yine bu noktada yakın bir zaman önce başka bir adamla daha karşılaştığını söylüyor. Küçük kızın söylediğine göre bu adam daha önce bu kanalda “bir şey” yapmış. Burada küçük kızın gördüğü adamın katil olduğunu Park Doo-man ile beraber anlıyoruz. Park Doo-man kıza o adamın yüzünü hatırlayıp hatırlamadığını soruyor ve düşünmeye başlıyor. Bir süre sonra da aniden mimiksiz bir şekilde kameraya bakıyor ve film bitiyor.
Bong Joon-ho filmin son sahnesinde bir yabancılaşma efekti olarak bunu kullanmış. Elbette bu bir tercih ama fazlası var. Bu sahne pek çok açıdan okunabilir elbette ama benim dikkat çekmek istediğim nokta farklı. Katilin 2003 yılında Güney Kore’de hala yakalanamamış olduğunu hatırlatalım. Katilin bu filmi izlediğini düşünürsek filmin finalinde dedektif katilin gözlerine bakıyor. Yönetmen Bong Joon-ho belki de ilk defa katile katil olduğunu bilen bir gözle bakıyor. Çünkü yakalanamayan katilin katil olduğunu kimse bilmiyor ve ona o gözle bakmıyor. Bu sahne aracılığıyla ilk kez Bong Joon-ho bakmış oluyor.
2020’li yılların ortasına geldiğimiz bu günlerde bu katile ne oldu dersiniz? Yıllar sonra bu filmin de etkisiyle tekrar tartışılmaya başlayan bu cinayetler 2000’li yıllarda yine çözülememişti. Ta ki 2019 yılına kadar. 2019 yılında bu katilin kim olduğu tespit edilmişti. Ancak katil başka birini (bir söylentiye göre kayınbiraderini) öldürmekten 1994 yılında zaten müebbet hapisle cezalandırılmıştı. Yani katil filmden çok daha önce başka bir suçtan da olsa yakalanmış ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Hep Bahsedilen Kore Dalgası Ürünü
Özellikle 2000’li yıllarda üretilen filmler incelendiğinde hep bahsedilen bir “Kore Dalgası” olduğu söylenir. Aslında bu 1990’ların sonuyla beraber dünya çapında büyük bir çıkış yapan bir ülke sinemasını anlatmak için kullanılan bir ifadedir. Özellikle Güney Kore hükümetinin sinemaya destek vermesi ile yönetmenlerin özgün anlatım tarzlarında filmler üretmesi kolaylaşmıştır. Bu da Güney Kore filmlerinin hem sanatsal hem de ticari başarılar elde etmesini sağlamıştır.
Özellikle 2000’li yılların hemen başında çekilen Oldboy ve hatta Park Chan-wook’un İntikam Üçlemesi bu sinema hareketinin önemli filmleridir. İşte tam da ilk filmlerini yine bu yıllarda çeken Bong Joon-ho da bu sinema hareketinin öncü isimlerinden biridir. Memories of Murder’ın da yönetmenin ilk filmlerinden biri olması ise bu filmi bu sinema hareketinin simge filmlerinden biri yapmaktadır.
Memories of Murder sadece yönetmeninin değil Güney Kore sinemasının da en iyi filmlerinden biridir. Özellikle sadece polisiye değil gerilim türüne de ait sayılabilecek bir film olması ise alameti farikalarından biridir. Ayrıca Güney Kore sinemasına ilgi duyanların izlemesi gereken ilk filmlerden biri olduğunu da eklemem gerek.
Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Barking Dogs Never Bite: Uzakdoğu Sinemasının En İyi İlk Filmlerinden
























Yorumlar