70
YAZARIN PUANI

Apple TV+’da gösterime giren The Gorge ilk bakışta bir ajan filmi. Ancak izlemeye başladığınızda bir ajan filminden fazlası olduğu anlaşılıyor. Bu fazla olma durumu ise iyi mi kötü mü izleyenlerin karar verebileceği bir durum.

70
YAZARIN PUANI

Filmin yönetmenliğini Scott Derrickson, senaristliğini ise Zach Dean yapıyor. Zach Dean’ı özellikle The Tomorrow War (2021) ve 24 Hours to Live (2017) gibi filmlerin senaristliğini yapmasıyla hatırlıyoruz. Bu filmler de tıpkı The Gorge gibi aksiyon ve gerilim hatta yer yer bilim-kurgu türüne ait filmlerdi. Scott Derrickson ise daha çok Sinister (2012) ve Black Phone (2021) ve hatta Doctor Strange (2016) gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış bir isim. Bu iki ismin aynı projede çalışması seyirciye yine bunlara benzer ana akım sinema örneği bir film izleyeceği mesajını veriyor. Nitekim öyle de oluyor ve The Gorge tipik bir ana akım filmi olarak karşımıza çıkıyor.

İki karakter üzerinden hikâyesini anlatan The Gorge iyi başlıyor ve iyi devam ediyor. Ancak filmin sonuna geldiğimizde hikâyede birçok eksiğin olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi de aceleci tavrından kaynaklanıyor.

Bu inceleme yazısı The Gorge filmi hakkında spoiler içerebilir.

The Gorge 2025 Film İncelemesi Arakat Mag Apple TV+ Anya Taylor Joy Miles Teller Scott Derrickson

İyi Bir Fikirle Yola Çıkıyor

Filmin henüz ilk sahnesinde daha sonra adının Drasa (Anya Taylor-Joy) olduğunu öğreneceğimiz keskin nişancının ateş ettiğini görüyoruz. Bu sahneyle beraber biraz Drasa’nın hayatına dair bilgiler alıyoruz. Ölmek üzere olan babasıyla konuşmaları her ne kadar Drasa’yı tanımamıza yardımcı oluyor gibi görünse de aslında öyle olmuyor. Buna paralel olarak Levi (Miles Teller) isimli bir keskin nişancının da hayatını öğreniyoruz. Bu iki karakterin hikâyesini biraz olsun anlamamız için en fazla 15-20 dakikalık bir bölüm var. Bu elbette yeterli olmuyor ve kendimizi bir anda asıl hikâyenin içinde buluyoruz.

Filmin ilerleyen sahnelerinde Levi, Deniz Piyadeleri Üssü’ne çağrılıyor. Burada otoriter bir asker olan Bartholomew (Sigourney Weaver) tarafından, gizli bir bölgede yer alan esrarengiz bir geçidin batı tarafını koruma görevi veriliyor. Aynı bölgenin doğu tarafında da Drasa görev alıyor. Zaten hikâyenin başında da bu sebepten bu iki karakteri tanıyoruz.

Levi bölgeye geldiğinde kendinden önce orada görev yapan ve görevini kendisine teslim edecek asker J. D. (Sope Dirisu) ile tanışır. Bu asker bir yıldır ilk defa birisiyle yüz yüze görüştüğünü söyler. Burada görev yapan kişiler bir yıl boyunca kimseyle, hatta karşı taraftaki görevliyle bile görüşemez. Ancak kendisini görevlendiren insanlarla iletişim halinde kalabilirler. Görevleri ise bu bölgeye dışarıdan gelecek saldırıları korumak değil, bölgeden dışarı çıkacak saldırıları bölgede tutmaktır. Daha sonraki sahnelerde anladığımız kadarıyla bu bölgede bulunan aşağıdaki vadide başka bir yaşam formu vardır. Bazı kimyasallara maruz kalan insanlar tuhaf yaratıklara dönüşmüş ve vadiden çıkmaya çalışmaktadır.

Hikâyenin bu kısmına gelmeden önce hikâyenin temposunu yükselten bir gelişme olur. Levi karşı tarafta da kendisi gibi bir görevli olduğunu fark eder. Dürbünüyle bir süre Drasa’yı izler. Filmin bu bölümünde kısa da olsa voyoristik sahneler bulunur. Drasa izlendiğini bir süre fark etmez, Levi ise onu gözetler. Kısa bir süre sonra Drasa da Levi’yi fark eder. Levi ve Drasa ellerindeki büyük tahtalara yazılar yazıp dürbünle bu yazıları okuyarak iletişim kurarlar. Aslında iletişime geçmeleri yasaktır ama yine de bunu göze alırlar. İki saatlik filmi 4 parçaya bölersek filmin ikinci bölümü tamamen bu şekilde sessiz diyaloglardan oluşur. Hatta bir ara uzaktan satranç bile oynarlar. Kendisine yabancı olan bir “şeyle” iletişime geçen bu karakterleri izleyince kaçınılmaz olarak Arrival (2016) filmini anımsadığımı söylemem gerek.

The Gorge 2025 Film İncelemesi Arakat Mag Apple TV+ Anya Taylor Joy Miles Teller Scott Derrickson

Yoksa Zorlama Bir 14 Şubat Filmi mi?

Bir süre birbirlerini bu şekilde tanıyan ikili zaman içerisinde birbirlerine âşık da oluyorlar. Filmin hem bu bölümünde hem de Drasa’nın babasıyla konuştuğu sahnelerde 14 Şubat tarihi vurgulanır. Filmin ilk yarısının sonuna geldiğimizde de günlerden 14 Şubat olduğunu anlıyoruz. Bu da Drasa’nın babasını hatırlamasına sebep oluyor ve üzülüyor. Bunu gören Levi karşıya geçip ona destek olmaya çalışıyor. The Gorge’un da Apple TV+’da 14 Şubat’ta gösterime girdiğini hatırlatalım. Bu açık bir ajan filmi içerisinde ne yalan söyleyeyim beni rahatsız etti.

Levi, Drasa’nın tarafına geçince Drasa ona duş alması gerektiğini söylüyor. Levi duş alırken de kıyafetlerini biraz uzağa koyuyor. Kıyafetlerini almak için çıplak şekilde yürümek zorunda kalan Levi ise Drasa’nın kameralarına yakalanıyor. Bu sahnede de açık bir voyorizm söz konusu. Her iki karakterin de birbirini kısa da olsa gözetledikleri sahnelerin olduğu bir film bu. Üstelik neredeyse bir çeyreği tamamen dürbünler üzerinden iletişimin kurulduğu bir film. Bu açıdan yazının bu kısmında voyorizmin ne olduğunu biraz açıklamak gerekiyor diye düşünüyorum.

Voyorizm aslında “gözetleme arzusu” olarak açıklanabilir. Daha çok psikanalizin konusu olan bu kavram sinemada özellikle Laura Mulvey’in Görsel Haz ve Anlatı Sineması makalesiyle kavramsallaşmış bir olgudur. Voyörizm, temel olarak bireyin bir başkasını fark edilmeden izleme ve bu izleme sürecinden haz alma dürtüsünü ifade eder. Sinema da izleyicinin bu dürtüsünü besleyen bir ortam olarak işlev görür. Çünkü seyirci, filmdeki karakterleri bir ekran aracılığıyla gözlemlerken, onlar tarafından görülmez. Elbette The Gorge’da birbirini gözetleyen karakterlerin genellikle bu durumdan haberleri var. Yine de filmin anlatısı büyük oranda dürbünler üzerinden oluşturulduğu için filme buradan da yaklaşmak gerekiyor diye düşünüyorum.

The Gorge 2025 Film İncelemesi Arakat Mag Apple TV+ Anya Taylor Joy Miles Teller Scott Derrickson

Vadideki Derinlik, Hikâyedeki Derinlik

Filmin neredeyse tam ortasında Levi doğu yakasından batı yakasına geçerken vadiye düşüyor. Arkasından Drasa’nın da vadiye inmesiyle birlikte ikinci yarı tamamen vadinin içinde geçiyor. Filme adını veren vadiye 60 dakika sonra inilince aslında ne kadar yavaş akan bir hikâye izlediğimizi görüyoruz. Filmin bu bölümü de oldukça iyi işliyor. Drasa ve Levi karşılarına çıkan tuhaf canlılarla dövüşürken bir taraftan da vadinin geçmişini anlamaya çalışıyorlar. Aslında bu “aşağı inme” durumu “hikâyeyi derinleştirme” anlamına geliyor. Levi ve Drasa vadinin aslında bir zamanlar büyük bir yaşam alanı olduğunu ve pek çok insanın genetiğinin çeşitli kimyasallarla başka bir yaşam formuna dönüştüğünü anlıyorlar. Tüm bunlar adeta “içinde bulunduğun odadan çık” oyunları gibi ilerliyor. Yine de senarist tembelliği olsa gerek Levi ve Drasa bir kaset buluyorlar ve kaseti açıp izliyorlar. Hikâyenin tamamını da buradan öğreniyorlar.

The Gorge’un en büyük problemi bu aceleci yanı aslında. Ortada başından itibaren iyi planlanmamış bir senaryo var. İlk 15 dakikada karakterlere dair öğrendiğimiz kısıtlı bilgiler, yarım saat boyunca devam eden sessiz diyaloglar, karakterlerin arasında hissedilen ama seyircinin çok az görebildiği aşk ve en sonunda da vadinin tarihi tamamen yüzeysel anlatılıyor. Filmin aksayan tüm bu yanlarını ve aslında iyi de bir konusu olduğunu düşününce iyi çalışıldığı takdirde 6 ya da 8 bölümlük iyi bir mini dizi olabileceği aklıma geldi.

Film İncelemesi Arakat Mag Apple TV+ Anya Taylor Joy Miles Teller Scott Derrickson

Gösterişli Bir Teknik

The Gorge bittiğinde en çok şaşırdığım şey zamanın nasıl geçtiğini anlamamış olmamdı. Yani film yukarıda uzun uzun anlattığım tüm problemlerine rağmen inanılmaz izlenilebilir film. Bunu da bence teknik açıdan iyi bir film olmasına borçlu. Drasa’nın yüksek sesle müzik açıp dans ettiği sahnelerdeki ses tasarımından tutun da uzun dürbün sahnelerine kadar hem ses hem de görsel açıdan oldukça iyi bir film The Gorge.

Bu kadar izlenilebilir bir film oluşu da bence iyi hikâyesine ve kurgusuna bağlı. Film özellikle karakterlerin birbirini fark edişi, iletişime geçişi, bir araya gelişi ve vadiye inişleri gibi epizotlar arasında çok iyi geçişler yaparak iyi bir ritim tutturuyor. Bu açıdan kurgucu Frédéric Thoraval’ın ismini anmadan geçmemek gerektiğini düşünüyorum.

Bir diğer önemli teknik unsur ise görüntü yönetimi. Burada da Dan Laustsen’in usta işi kamera kullanımıyla karşılaşıyoruz. Yazının başından beri ısrarla belirttiğim dürbün çerçevesi bizi kaçınılmaz olarak karakterlerle özdeşleşmemizi sağlıyor. Her iki karakterde de dürbün olduğunu düşününce de ikisiyle de özdeşleşmemiz söz konusu. Bu açıdan da The Gorge orta bir noktada duruyor. Hikâye daha çok Drasa üzerinden anlatılıyor gibi görünse de Levi de en az Drasa kadar protagonist durumda. Dolayısıyla başından sonuna neredeyse %50-%50 dağıtılmış bir ana karakter olma durumu var. Bu da sadece hikâyeyle değil kamera açılarıyla da desteklenen bir durum.

Hem vadinin yukarıdan görüntüsü hem de vadi içindeki canlıları oluştururken kullanılan CGI teknolojisi ise oldukça başarılı. Vadinin büyük oranda yapay olduğu elbette hissediliyor ama bu filmin akışında hissedilmiyor.

The Gorge genel olarak teknik açıdan çok iyi bir film. Bu da onu seyir zevki açısından iyi bir film yapıyor.

Film İncelemesi Arakat Mag Apple TV+ Anya Taylor Joy Miles Teller Scott Derrickson

Zayıf Senaryoya Rağmen İyi Oyuncular

Her şeye rağmen izlenilebilir film olması The Gorge’u rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir film yapıyor. Özellikle Anna Taylor-Joy ve Miles Teller’ın oyunculukları ve oluşturdukları persona, filmi iyi bir noktada bitirmemizi sağlıyor.

Film bittiğinde iyi bir konuyu zayıf senaryoyla izlemiş olmanın huzursuzluğunu yaşadım. Yine de tipik ajan filmlerinden ayrılan yanlarıyla iyi bir film olduğunu söyleyebilirim. The Gorge ne bir 14 Şubat filmi ne bir ajan filmi ne de bir bilim kurgu filmi. Yine de izleyenlerin keyif alacağını düşündüğüm iyi bir ana akım sinema örneği. Büyük beklentilere girmeden izlendiğinde büyük keyif alınacak bir film olduğunu da eklemem gerek.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Captain America: Brave New World: Yeni Kaptan, Eski Formül

Companion: İnsanlık ve Yapay Zeka Dilemması

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

Emmanuelle: Karton Uyarlama, Sönük Erotizm

önceki yazı

2025 Bafta Kazananları Açıklandı! İşte Detaylı Tam Liste

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir

daha fazla APPLE TV