Meşhur PlayStation orijinal oyununun aynı isimli uyarlaması olan Until Dawn, Sony yapımı bir film olarak sunuluyor. Yönetmen koltuğunda ise Lights Out (2016), Annabelle: Creation (2017), Shazam (2019) gibi büyük gişe filmlerinin yönetmeni ve korku kısa filmleriyle kariyerine başlamış olan David F. Sandberg yer alıyor. Film, 25 Nisan 2025’te vizyondaki yerini alıyor.
Hikaye, Clover ve arkadaşlarının Clover’ın kaybolan kız kardeşi Melanie’nin izini sürmesiyle açılır. Bu esnada yolları garip bir vadiye düşer. Vadiye girdikleri anda doğaüstü ve dehşet dolu bir döngüde sıkışıp kalırlar. Çeşitli grotesk yollarla ölüp ölüp dirildikleri bu vadide şafağa kadar hayatta kalmaya çalışırlar.
Oyunun Hikayesine Sadık Kalmamakla Hata Ediyor
Until Dawn, bir oyun uyarlaması olarak hikâye ve senaryo açısından fazlasıyla serbest bir uyarlama olarak karşımıza çıkıyor. Bu tercih, oyunun özellikle hikayesini sevenler için ne yazık ki bir hayal kırıklığı haline geliyor. Ne karakterler ne olayların gelişimi ne de temeldeki mesele oyuna bağlı ilerliyor. Oyundaki tercih konsepti, tekerrür eden zaman kavramı ile harmanlanarak yepyeni bir hikâye sunuluyor. Filmin en büyük ve belki de tek sıkıntısı da bundan kaynaklanıyor. Hikâye ilginç başlasa da ve ölüp dirilme konsepti tıkır tıkır işlese de, yaşananlara dair neredeyse hiçbir mantıklı açıklama yapılmıyor. Doğaüstü olaylar ile psikolojik deneyler, birbirine bağlanamadan bir araya getiriliyor ve ana oyundaki Wendigo efsanesi de saçma bir şekilde filme yerleştiriliyor.
Film; hikâye ve senaryo yönünden bu sıkıntılara sahip olmasa, oyundaki ana hikâye ile ölüp dirilme konseptini birleştirse diğer yönlerinin başarısıyla son zamanların en iyi korku filmlerinden biri olabilecekken bu şansı kaçırıyor. Film; ölüp dirilme ve aynı anı tekrar yaşama konseptiyle riske girse de, altından başarıyla kalkmakla birlikte onları farklılaştırıyor. Oyunun hikayesinin oyuncunun kişisel tercihleriyle şekillenmesini ölüp dirilme konseptiyle birleştiriyor; dolayısıyla yaşananlar da sürekli değişiyor. Karakterler her dirilişte başka bir dehşetle yüz yüze geliyor, böylece film akıcılığını kaybetmiyor. Karakterlerin farklı canavarlarla yüzleştikleri, deney ortamı tarzı bir yerde kapana kısılmış olmaları ise 2011 yapımı The Cabin in the Woods filmini anımsatıyor.
Hız Trenine Binmiş Gibi Bir Korku Deneyimi
Until Dawn, senaryo yönündeki eksikliğini sunduğu korku deneyimi ile kapatıyor. Bir saat kırk dakikalık süresi boyunca neredeyse nefes aldırmıyor ve sürekli izleyicinin tansiyonunu yüksek tutuyor. Hız trenine binmiş gibi bir korku deneyimi sunan filmin kesinlikle sinemada deneyimlenmesi gerekiyor. Film, jumpscare yöntemine bol bol başvuruyor olsa da bunu yerinde ve akıllıca kullanıyor. Bunların yanı sıra, elini korkak alıştırmayan filmde oldukça gore sahneler, dehşet verici anlar ve korkunç yaratık tasarımları bulunuyor. Vücutlar patlıyor, kafalar eziliyor, uzuvlar kopuyor… Kısacası beklenmedik derecede grotesk sahneler izleyiciyi şaşırtıyor. Bunları keyifli kılan ise ortalamanın üstündeki makyajlar ve görsel efektler oluyor. Bu dehşet anlarının hepsi, fazlasıyla gerçekçi ve başarılı sunuluyor.
Kamera arkası görüntülerde yönetmen David F. Sandberg’ün gerçek korkuyu verebilmek için birçok yerde plastik makyaj kullanmayı tercih ettiği görülüyor. Özellikle Wendigo yaratık tasarımları, birçok jumpscare içerikli sahnede izleyiciyi yerinden zıplatıyor ve rahatsız edici görünümleriyle öne çıkıyor.
Until Dawn; tanıtımlarından vasat bir uyarlama olacak gibi gözükse de, sinemada deneyimlenmesi gereken bir korku deneyimi sunuyor. Senenin sürprizlerinden biri olarak vizyondaki yerini alıyor. Oyundaki hikâyeye uymaması sebebiyle senaryo yönünden sıkıntıları olmasına rağmen, sunduğu dehşet verici ve etkileyici prodüksiyon ile kesinlikle senenin izlenmeye değer korku filmlerinden biri oluyor.
Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar