0

Türkiye’nin en köklü ve prestijli sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali, bu yıl 44. kez sinemaseverlerle buluşuyor. 11-22 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival, dünya sinemasının en seçkin örneklerini, usta yönetmenlerin son yapıtlarını ve genç yeteneklerin dikkat çeken filmlerini İstanbul’a getiriyor.

Haktan Kaan İçel bu yazıda 44. İstanbul Film Festivali‘nin ilk gününde izlediği filmleri değerlendirdi. Keyifli okumalar.


Didi

44 İstanbul Film Festivali Festival Günlükleri Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçel Didi The Last Showgirl Yeni Şafak Solarken Under the Volcano Black Dog

Sean Wang’in yönettiği Didi, 2008 yazında Tayvan kökenli bir Amerikalı ergenin hayatını komik anlarla bezeli bir şekilde, yer yer drama da kaçarak samimi bir dille anlatıyor. Filmin içeriğinde kullanılan MySpace, AOL detaylarıyla dolu nostaljisine kapılmamak elde değil. Joan Chen’in içten oyunculuğu, karakter ile sıkı bağlar kurmanızı sağlıyor.

Ana karakterin aile içi dinamikleri, geçmişteki deneyimlerimizin günümüze aktarımı gibi. Bir büyüme hikayesi izlerken zaman yolculuğuna çıkıyor gibi hissediyorsunuz. Ergenliğin o garip kararsızlıklarla dolu ruhunu şahane yakalayarak, yaşadığımız tedirgin gelgitleri bir kez daha hissetmemizi sağlıyor. Didi haddini bilen küçük büyüme çağı hikayelerinden olsa da, kalpleri fethetmeyi başarıyor.


The Last Showgirl

44 İstanbul Film Festivali Festival Günlükleri Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçel Didi The Last Showgirl Yeni Şafak Solarken Under the Volcano Black Dog

Bağımsız sinema sahnesinde “Yılın dikkat çeken bombalarından biri mi acaba?” diye sorgulatan bir film karşımıza çıkıyor. Yönetmenlik tarafında hissedilir eksiklikler olsa da, oyuncu performansları bu açığı kapatmaya çalışıyor. Jamie Lee Curtis, abartının doruklarında gezinen ama bir o kadar da etkileyici, başarılı bir oyunculukla filmi sırtlarken; Pamela Anderson ise beklenmedik derecede tatmin edici ve hiç fena olmayan bir performansla göz dolduruyor.

The Last Showgirl‘ün atmosferi ve görsel tonu, hikayenin duygusal derinliğini yer yer desteklese de, senaryonun tutarsızlıkları ve yönetmenin vizyon eksikliği, potansiyelini tam anlamıyla açığa vurmasını engelliyor. Yine de Curtis ve Anderson’ın enerjisi, filmi performans odaklı bir deneyim arayanlar için izlenmeye değer kılıyor.


Black Dog

44 İstanbul Film Festivali Festival Günlükleri Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçel Didi The Last Showgirl Yeni Şafak Solarken Under the Volcano Black Dog

Her karesinde adeta bir tablo gibi kusursuz perfect shotlarla dolu, görsel açıdan insanı büyüleyen bir film karşımıza çıkıyor. İnsan-hayvan ilişkisini öyle çarpıcı ve samimi bir şekilde işliyor ki, izlerken hem duygusal hem de estetik bir tokat yemiş gibi oluyorsunuz. Film, toplum tarafından dışlanan canlıların —ister insan, ister hayvan olsun— içindeki gizli karakteri ve pırıl pırıl parlayan mücevher gibi özü bulup çıkarmaya odaklanıyor; bu da hikayeye inanılmaz bir derinlik katıyor. Katmanlı yapısıyla her sahnede düşündürüyor.

Western filmlerindeki gibi az konuşan ana karakterin, çevredeki insanlarla küçük paylaşımları hayatın içindeki yerimizi sorgulatıyor. Yönetmen, “Dünyanın bir kenarına atılmış, başına buyruk, hayatta kalmak için direnen sokak köpekleriyiz.” diyor. Zamanın yaralayıcı etkisi, duygularımızı soğutup içimizin yaralanmasını sağlasa da, “Gerçekte olduğumuz kişi, her zaman derinlerde bir yerde yaşamaya devam ediyor.” dedirtiyor. Yönetmenin sinematik dili, Pink Floyd ruhunu anımsatan melankolik ama umut dolu bir tonda ilerliyor. Bu da filmi bir anlatıdan öte, adeta bir deneyim haline getiriyor. Bence Black Dog, ileride modern bir başyapıt olarak anılacaktır. Çünkü, hem zamanın ruhunu yakalıyor hem de evrensel bir duygusal yankı uyandırıyor.


Yeni Şafak Solarken

Festival Günlükleri Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçel Didi The Last Showgirl Yeni Şafak Solarken Under the Volcano Black Dog

Psikolojik trans ve ataklardan geçmişin ruhları ve yaratıkları üzerinden seyirciyi meditatif bir İstanbul yolculuğuna çıkarıyor. Bir yandan kötülüğün kaynağını sorgularken, dünyanın köklerinden bir beyin fırtınasını andıran bir video art projesine dönüşüyor. Yönetmenin sinemasını kurmaca filmlerin yarıştığı bir festivalde sınıflandırmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Belki belgesel olarak net şekilde kendini konumlandırsa daha zihin açıcı bir deneyime dönüşebilirdi.

Bu haliyle sanat galerilerine daha çok yakışıyor. Filmdeki Erol Babaoğlu’nun karizması ve tekinsiz performansı takdiri hak ediyor. Ancak genel seyirciye pek hitap etmeyen anlatısı, herkesin beğenisini kazanabilecek gibi gözükmüyor. Hipnotik bir görsel yolculuğa benzetebileceğimiz Yeni Şafak Solarken, eski uygarlıkların ve kadim canlıların manifestosunu andıran spiritüel bir atmosfer filmi olarak anılacaktır. Nefis görüntü yönetimi ve rahatsız edici ses tasarımı, ilginç bir deneyim vadediyor ve düşünmemizi istiyor.


Under the Volcano

Festival Günlükleri Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçel Didi The Last Showgirl Yeni Şafak Solarken Under the Volcano Black Dog

Tenerife’de tatildeki Ukraynalı bir ailenin, Rusya’nın işgaliyle darmaduman olan psikolojik halini anlatan Under the Volcano, yer yer seyirciyi düşündürmeyi başarırken, olaylara daha mesafeli bakmayı tercih etmiş. Bazı sahnelerde içeriden doneler kullanarak hikayeye katman eklemek istese de, bir yere kadar başarılı olduğu söylenebilir. Damian Kocur, savaşın cepheden uzak bir aileyi nasıl dağıttığını sakin ama gerçekçi bir şekilde işlemeye çalışmış. Nitekim Ukraynalıların bir sözü var: “Ne olursa olsun hayat devam ediyor ve o anları yaşamamız gerekir.” Film, bu sözden yola çıkarak karakter davranışlarını şekillendirmiş gibi gözüküyor.

Sofia’nın ergen huysuzlukları, Fedir’in saf soruları, Roman ve Nastya’nın çaresizliği, volkanik manzarayla birleşince ortama karışık duygulardan meydana gelen bir sessizlik hakim oluyor. Senaryo açısından kuruluş aşamasında bir şeyler yakalanmışsa da, hikaye biraz daha olgunlaştırılabilirmiş. Tenerife’nin güzelliği ve ailenin iç sıkıntısı ile tezat yaratılmaya çalışılmış. Savaş düşüncesinin yıkıcı etkisi ve bununla beraber insanları içten içe kemiren endişe duygusu, filmin en büyük gücü olarak gözüküyor. Samimi oyunculuklar da bu duyguları desteklemeyi başarmış. Ancak, eldeki malzemeye göre etki anlamında kalıcı olmayı başarabilecek bir filme imza atılamamış.


Haktan Kaan İçel’in, diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Didi: Göçmenliğin Gölgesinde Sancılı Bir Büyüme

The Last Showgirl: Vegas’ın Hayali Işıltısı

 

Haktan Kaan İçel
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    The Umbrellas of Cherbourg: Melodilerin Gölgesinde Bir Aşk

    önceki yazı

    Pulp Fiction: Zamansızlığın Tarantino Hali

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir