Yönetmen koltuğunda Jacques Demy‘nin oturduğu 1964 yapımı The Umbrellas of Cherbourg, sinema sanatında eşsiz bir anlatım dili yaratan müzikal başyapıt. Başrollerini Catherine Deneuve ve Nino Castelnuovo‘nun paylaştığı bu aşk hikayesi, geleneksel aşkın, kaderin ve ayrılığın melodik bir çerçevesini sunuyor. Demy‘nin, filmdeki her bir diyalog ve monoloğun şarkılar şeklinde söylendiği büyülü sinema evreniyle Michel Legrand‘ın melankonik tınıları iç içe geçiyor; her bir kadraj pastel bir rüya gibi akarken her bir nota insanın içine işliyor. Adeta yaşayan bir tablonun içinde gibi bir hikaye The Umbrellas of Cherbourg.
The Umbrellas of Cherbourg, geleneksel müzikal anlayışını baştan sona yeniden şekillendiren avangart bir eser. Filmin tüm diyaloglarının şarkı formunda söylenmesini içeren anlatı biçimi Demy‘nin inşa ettiği sinemasal bir lisan gibi. Kelimelerin notalara, diyalogların da melodiye dönüştüğü bu evrende duygular yalnızca duygu değil aynı zamanda bir rezonans işlevi görüyor. Filmin başından son dakikasına kadar bütün senaryo metni, şarkılar ve melodilerle sunuluyor.
Filmin açılış jeneriğiyle birlikte Cherbourg’un yağmurlu sokaklarıyla ve rengarenk şemsiyelerin altında pastel bir sinematografiyle karşılaşıyoruz. Sarının, mavinin, pembenin, kırmızının en çarpıcı tonları adeta bir ressamın paletinden çıkmış gibi hissettiriyor. Tüm bu sinematografiye Legrand‘ın neşeyle hüzün arasında salınan besteleri eşlik ediyor. Bütün parçalar birleştirildiğinde The Umbrellas of Cherbourg, 64 yılını aşan bir vizyonla ve estetikle bir sinema şaheseri olmayı başarıyor.

Aşkın ve Ayrılığın Melodisi
The Umbrellas of Cherbourg, göz alıcı renklerinin ve melodilerinin ortasına genç aşıkları alan bir eser. Geneviève, annesinin Cherbourg’daki şemsiye dükkanında çalışan narin bir genç kız; Guy ise aynı kentte bir tamirhanede çalışan genç bir işçidir. Başlangıçta aralarındaki bu kıvılcım, adeta zaman durmuş da dünya bu iki kişiden ibaretmiş gibi işliyor. Sinematografiye pembe ve lavanta tonları hakim, tüm diyaloglar neşeli melodiler eşliğinde devam ediyor.
Hayatın durgun bir yüzeyin altına gizlenen bir fırtına gibi çarpması uzun sürmüyor genç aşıkları. Guy askere çağırılıyor ve tren istasyonundaki kırılgan veda sahnesine tanık oluyoruz. Demy, bu ayrılığı dramatize etmektense bir şiir gibi işlemeye devam ediyor. Zaman geçtikçe genç aşıkların arasındaki bağ esnekliğini yitiriyor. Geneviève ise sınıfsal baskılarla çevrelenmiş bir şekilde, zengin tüccar Roland Cassard’ın evlilik teklifini kabul etmek durumunda kalıyor.
Geneviève’in evlilik kararına buruk teslimiyetinden sonra filmin ikinci bölümünde kaçınılmaz dönüşüm ve kader temaları işleniyor. Guy, askerden dönüp her şeyin değiştiğine tanık oluyor. Artık dükkan başka birine, Geneviève ise başka bir hayata ait. Geride kalan yalnızca büyük bir boşluk ve hayal kırıklığı. Daha sonra o da hayatta yeni bir yön buluyor ve Madeleine ile bir gelecek kuruyor. Guy’ın hayatındaki yeni sayfa; aşkın büyüsünden kurtulup, geçiciliğini kabullenmekten doğan bir çeşit içsel barış gibi bir adım olarak değerlendirilebilir.
Legrand‘ın özellikle “I Will Wait for You” adlı eseri bu içsel çözülmeyi derin bir şekilde işliyor. Farklı varyasyonlarıyla çokça kez tekrarlanan bu eser, film boyunca karakterlerin iç sesine dönüşmüş bir beste haline geliyor. Aşk geçip gitse de melodisi kalıyor ve film boyunca yankılanıyor. Aşk da ayrılık da müzikler eşliğinde ustalıkla yansıtılıyor. The Umbrellas of Cherbourg, zamanın insanlar üzerinde bıraktığı izleri kadraja sızan uzun bir ışık gibi gösteriyor. Büyük aşklar biter, hiç beklemeyeceğiniz insanlar değişir, devasa şehirler bile aynı kalmaz. Eskiden izini koruyan tek şey şarkıların yankılanan melodileri olur.

Hollywood Senaryolu Bir Yeni Dalga Ruhu
50ler’in sonundan itibaren Fransız sinemasında yükselen Fransız Yeni Dalgası, sinemanın dilini kökünden değiştiren bir hareketti. Godard, Truffaut ve Varda‘nın öncülüğünü yaptığı bu akım; steril dünyaya karşı sokağı, klasiğe karşı alternatifi savunuyordu. Jacques Demy ise bu dalganın tam ortasında ama kendi mecrasında yüzen bir sanatçı olarak konumlanıyor. Demy, popüler Yeni Dalga isimleriyle aynı jenerasyonda yaşayan biri olarak kendi poetikasını oluşturan özgün bir auteur.
The Umbrellas of Cherbourg, biçimsel olarak klasik anlatısı ve Singin’ in the Rain gibi Hollywood senaryolarına özgü estetiği benimsiyor gibi gözükse de içinde bulunduğu atmosfer dolayısıyla tematik olarak Fransız Yeni Dalgası’nın esintilerini hissettiriyor. Neticede eşi Agnès Varda, Fransız Yeni Dalgası’nın öncülerinden biri. Dolayısıyla Demy‘nin sineması da Yeni Dalga’nın sanatsal duyarlılığını üzerinde taşıyor. Ama Demy, Yeni Dalga sinemacıları gibi sokağın ve ham gerçekliğin yerine masalsı bir rüyayı filme alıyor. Bu nedenle bazı eleştirmenlerce onun sineması “romantik Yeni Dalga” olarak tanımlanmakta.
The Umbrellas of Cherbourg tam anlamıyla bu tanımlamaya uygun bir sinema. Demy, Yeni Dalga’nın getirdiği anlatı özgürlüğünü, pastel ve melodik bir evrene dönüştürüyor. Yeni Dalgacılar gibi gerçekliği didiklemek yerine, gerçekliğin duygusal izdüşümünü resmediyor. Geneviève’in annesiyle olan ilişkisi ve görücü usulü evliliği, sınıfsal dinamikleri görünür kılıyor. Aynı zamanda Guy’ın savaşa gitmesiyle yaşadığı travma, Fransız toplumunun 2. Dünya Savaşı sonrasında hala dinmeyen yaralarını yansıtıyor. Yine de tüm bu politik alt metinler, Jacques Demy’nin düşsel anlatımında öylesine yumuşak bir dokuya bürünüyor ki, hayatın sert gerçekleri dahi kadife bir masal gibi görünmeye başlıyor.
The Umbrellas of Cherbourg bir manifestodan ziyade bir masal tasviri. Ne tamamen gerçek, ne tamamen rüya. Ne tamamen umut, ne tamamen yıkım. Her sahnesiyle aşkın olgunlaşma sancılarını, zamana yenilişini, kaderin sızışını anlatan bir başyapıt.

Kaderin Kaçırdığı Fırsatlar
Final sahnesi filmin rüya anlatısına yakışır şekilde dramatiklikten uzak melankolik bir yüzleşme barındırıyor. Yıllar sonra, hayatın bambaşka kıyılarına savrulmuş genç aşıklar tesadüfen karşılaşıyorlar. Ağır ağır yağan kar eşliğinde geçmişin izleri ve kaçırılan fırsatları gözler önüne seren bir karşılaşma bu. Daha sonra Geneviève ve Guy, kısa bir sohbetin ardından yollarına devam ediyorlar. Ortada bir öfke, pişmanlık, arbede olmadan uslu bir şekilde. Zaman; hiç değişmez sanılan insanları değiştirmiş, hiç bitmez sanılan aşkları da bitirmiştir. Bu hüzünlü final sahnesi, hayatın beklenmedik dönemeçlerini ve kaderin insanları nasıl farklı yollara sürüklediğini etkileyici bir şekilde yansıtıyor.
Bazen en derin aşklar bile zamanın ince ince oyduğu yollarla söner. Ardında şarkılarını bırakır. The Umbrellas of Cherbourg, tam olarak bu şarkıların; aşkın, ayrılığın ve kaderin melodik bir hafızasıdır. Demy‘nin sanatsal vizyonu ve Legrand‘ın müzikal dehasını birleştiren The Umbrellas of Cherbourg, rengarenk yüzeyinin altında büyük bir duygu derinliği barındırıyor. Filmin asıl başarısı basit bir Hollywood senaryosunu nasıl sunduğunda saklı. Seyirciye yalnızca bir hikaye anlatma gayesinde olmayan Demy; duyguları, akıp giden yaşamı ve hayatın burukluğunu şarkılarıyla yansıtıyor. Tıpkı seyircilerin iç dünyasına düşen bir gölge gibi.
The Umbrellas of Cherbourg; sinemada müzikal türünün sınırlarını genişleten, estetik ve duygusal açıdan zengin, zamansız bir başyapıttır. Film bittiğinde bile geriye kalan şeyler diyaloglar ya da oyunculuklar değil, içimizde çalmaya devam eden genç aşıkların melodileri olur.
Ece Ekşi‘nin diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar